Baba Tahîr ê Uryan Divanı MKM Sahnesine Mihman Oluyor

“Delal, nava çavê min qesra te ye… Nav du çavê min cihê piyê te ye…Ditirsim tu xafil gav bavêji û…Piyê te ji mûjankê min biêşê…” ya da, “Güzel, gözlerimin içi kasrındır senin… İki gözümün arası bastığın yerdir senin… Korkarım gafilce adım atarsın ve… Ayakların kirpiğimden incir…”

Meselenin özü biraz da bu. Yer yüzüne yüz sürmüş kaç fani vardır ki, lakabı bir halkın ırksal tanımı olur, ya da bir medeniyetin edebi başlangıcı olur. Ve de kaç kişiye nasip olmuştur böyle bir beyit yazmak, ki hangi dile çevirirseniz çevir, metafor yağmurunu yerin kaynağına doğru dingin çağıldayanlara dönüştüren cinsten… Ve de benzer bir talihsizlik ki, kendi ülkesinde namı pek bilinmesin… İşte bu noktada son derece sevindirici ve ayakta alkışlanacak bir proje geliyor. MKM’li sanatçıların kollektif ruhla 7 aydır hazırladığı “Dîwan-a Dubeytî” seyirci ile buluşma aşamasına geldi.

MKM İstanbul’a bağlı müzisyen, tiyatrocu, dansçı ve ritimcilerin bir araya gelerek yaklaşık 7 aydır bir laboratuar ortamında çalışır gibi hazırladığı Baba Tahirê Uryan’ın beyitlerinden oluşan ‘Diwan-a Dubeytî’ isimli proje, seyircinin karşısına çıkma aşamasına geldi. Gösteri önümüzdeki günlerde Kızıltepe’de start vererek, birçok yerde sanatseverlerin karşısına çıkacak.

Ömer Hayyam’ın bile beyitlerine büyük hayranlık duyduğu, yazılı İran şiirinin başlangıcı ve tasavvuf yanı denizaşırı etkiye sahip bir Kürdistani olmasına rağmen Kürtlerin pek de bilmediği bir derya, Baba Tahirê Uryan î Hemedanî, dubeytleriyle MKM sahnesine mihman oluyor. Ya da sanatçılar, Baba Tahîr Uryan sofrasına mihman oluyor…

Şiir, müzik ve dans gösterisinden oluşan çalışma, hem Baba Tahîr beyitlerindeki derin tasavvufa hassasiyet gösterilerek, hem de modernist bir kanava üzerinden ele alınmamış olması sayesinde, izleyeni/dinleyeni adeta bir ayinsel atmosfere kaptırıyor.

Tüm eserleri arasından yapılan eleme sonunda seçilen 13 şiirden oluşan çalışmadaki ezgilerin düzenlemesini Ahmet Tirgil üstlenirken, vokalde ise Nurcan Değirmenci; Meral Tekçi ve Zelal Gökçe gibi isimler yer alıyor. Ayrıca yine vokalde MKM Dans Birimi’nden Serhat Kural ve tiyatro biriminden Serhat Ertuna da eşlik ediyor. Projenin dans kısmının koreografisini ise Yeşim Coşkun üstleniyor.

Enstrüman kısmında ise, tambur ve cümbüşte Berivan Ayaz, kavalda Sabır Erdinç. Kemanda Ahmet Tirgil, elektro gitarda Murat Çolak, bas gitarda Olcay Bozkurt ve perküsyonda ise Hogir Göregen yer alıyor.

Özellikle Türkiye Kürdistanı’nda pek rastlanmayan geleneksel olana dönüş, kültürel klasiklerin kendine ait tinsellikle ele alınması konusundaki bu çalışma özellikle Kürtler adına hak ettiği alakaya nail olur mu bilinmez ama acı gerçek şu ki, benzer bir çalışma dünyanın başka bir ülkesinde yapılmış olsaydı, hiç şüphesiz devlet büyükleri katında bile konuşulmaya, taktir almaya değer bulunurdu.

Altının sarrafın elinden değer kazanması ironisinden yola çıkarak; çalışmanın genel konsept ve ele alınış biçimi itibariyle, bazı lokal durumlar dışında Baba Tahîr tasavvufunun derin metafor ve mana dehlizlerine yakın düzlemde sahneye taşındığını söylemek hem mümkün, hem de oldukça gurur verici.

Zira; insan ile Tanrı, insan ile insan ve insan ile doğa arasındaki birinci basamak katışıksız irtibatı adeta camdan entari gibi kelimelere giydiren Baba Tahîr gibi bir ismin sanat sahnesinde telaffuz edilmesinin bile büyük cesaret olduğunu varsayarsak, ekibin başarısı taktire şayan değerde…

İşin mutfak kısmına gelecek olursak çok fazla şey söylemek mümkün elbette. Özelliklede yöntem olarak, bestelerin son derece profesyonel şekilde çokça makam içermesi, aynı zamanda da majör ve minör gibi bilimsel çağdaş ölçütlerin ustaca tutturulması dikkat çekiyor. Yine özellikle toplu vokallerde yakalanan dinginlik ve kelimelerdeki büyüye uygun uyum adeta dinleyeni müzik sarhoşu edecek türden.

Kısa şiirlerin dile gelmesiyle başlayıp, vokal ve dansla devam eden görsel ve işitsel şölenin bir başka dikkate değer noktası ise, Baba Tahir deryasındaki Lori- Hemrewan, İranî ve Kurdî kan dolaşımının dinleyici/seyirciye ulaşabiliyor olması. Kullanılan enstrüman çeşitliliği ve vokaldeki yetenek de buna tam anlamıyla beşiklik ediyor. Yine bazı parçalardaki coşkunluk, Baba Tahîr’deki ilahi yaşam tutkusunu dinleyenin tenine işlerken, bazı parçalardaki ayinsel ritim de, yine Baba Tahir’deki dervişane öznelliği kulağa bir huzur şelalesi olarak taşıyor.

Tasavvufundaki hakikatin huzuruyla istilacı Tuğrul Beyi bile seferden vazgeçiren Baba Tahîr ‘bilinmezliğini’ ve kadir bilinmezliğini bir nebze olsun gidermeye göz diken proje, gerek müzikal alt yapısındaki etki ve gerekse farklı sanat disiplinlerinde emek veren MKM sanatçılarına da üretim sıkıntısını gidermeye itkide bulunacak kapasiteye sahip.

Yer yer vokal ile müzik arasındaki paralel eşitliğin kopması ve özellikle şiir girişlerindeki gırtlak toyluğuna rağmen, baştan sona kadar dinleyici kesintisiz bir büyüye kapılıyor. Çalışmada göze çarpan diğer bir hafif eğreti durum ise yine şiir girişlerinde, kelimedeki Kurdiliğin seslendirmeye yeterince işlenememiş olması. Ayrıca bazı şiirlerdeki anlam çeşitliliğinin söyleme naklolması aşamasında aynı temele oturmaması da dikkatlerden kaçmıyor.

Örneğin bir şiirde Baba Tahîr özlemle dolu bir sitemi dile getirirken, aynı zamanda kırgınlığa ve küslüğe yer vermezken, seslendirmedeki tek düzelik, paralelin kaçırılmasına neden oluyor. Okunan şiirlerde dildeki vurgu, tonlama ve ses ritminin yüzde yüz Baba Tahîr dervişliği ve orijinal diline tam uygun olmayışı da önemli bir eksiklik oluşturuyor.

Bütün bu lokal eksikliklere rağmen, Baba Tahîr ve Kürtçenin kendi içindeki dilsel müziğin sahneye yansımış olması, çalışmanın alıcısını kavramasına büyük olanak sağlıyor. Sonuç itibariyle tek tek vokallerdeki minik problemler ve şiir girişlerindeki yetmezliklere rağmen, çalışma totalde geniş bir kültürel çeşitliliği ve farklı sanat disiplinlerini aynı sahnede buluşturabilmesi açısından önemli bir başarıya sahip. Bu da Baba Tahîr divanının daha çok kişiye ulaşması ve kadir bilinmezlik şansızlığını kırması açısından umut taşıyor.