Atölye Raporu: “Oyun Metinleri Çevirisi ve Sahnelemeyle İlişkisi”

Derleyen ve Yayına Hazırlayan: Öykü Gürpınar

Tarih: 15 Mayıs 2011 Pazar

Yer: İTÜ Taşkışla Kampüsü 127 numaralı salon

Yürütücüler: Ahmet Bozkurt, Burç İdem Dinçel, Başak Ergil, Sercan Gidişoğlu, Fırat Güllü.

Atölyenin Hedefi: Tiyatro metinlerinin çeviri sürecini diğer çeviri türlerinden farklı kılan şey nedir? Bu farklılık yalnızca çevirmeni mi ilgilendirir? Bir metnin yazılmasından sahneye taşınmasına dek rol oynayan aktörlerden biri olarak çevirmen hangi işlevleri yerine getirir? Çevirmenin tercihleri ve yaklaşımı, metnin sahneye taşınması ve bir tiyatro geleneğinin oluşturulması açısından ne tür sonuçlar doğurur? Oyun metninin sahneye taşınması sürecinde çevirinin organik bir parça, çevirmenin etkili bir aktör olduğunu düşünebilir miyiz?

Şu ana dek yüksek sesle sorulmamış ve yüksek sesle yanıtlanmamış bir dizi can alıcı sorunun yanıtını aramak üzere düzenlenen bu atölye çalışmasında kolektif bir çeviri denemesi yapılmış ve çevirinin dramaturji ve sahneleme çalışmalarıyla iç içe olması gerekliliği konusunda somut bir örnek üzerinden kafa yorulması amaçlanmıştır. Harold Pinter’ın Doğumgünü Partisi (The Birthday Party) adlı oyunu üzerine yapılan, dramaturji – çeviri – sahneleme denemesiyle, ham metnin sahne üzerindeki bir yapıta dönüşürken geçirdiği evrimi farklı bakış açısıyla takip etmek hedeflenmiştir.

Uygulama: Atölye çalışması, tiyatro metinleri çevirisi ve Harold Pinter tiyatrosu üzerine aktarımlarla başladı. Marmara Üniversitesi’nde çeviribilim üzerine çalışan öğretim görevlisi Başak Ergil, çevirmenin bir aktör olarak teatral faaliyetteki konumu üzerine bir sunum gerçekleştirdi. Tiyatro çevirmeninin oyun metnini okumakla kalmayıp çeviri bağlamında yorumlayan, dilin gerekliliklerine uygun olarak kısmen yeniden yazan bir “yazar” olarak işlev kazandığını belirten Ergil, çeviri aracılığıyla aktarılan kültürün belli bir tiyatro geleneği şekillendirmekte de etkili olduğunu vurguladı ve konuşmasını Absürd Tiyatro geleneğinin Türkiye’de “saçma tiyatro” olarak yerleşmesinde çevirmenlerin oynadığı rolü örnek vererek sürdürdü. Çeviri tercihleriyle kültürün nasıl aktarılacağını belirleyen çevirmenin misyonunun siyasi bir nitelik de kazandığını sözlerine ekledi. Bu noktada Ergil, hem orijinal hem de çeviri metinlerin mutlak olmadığını, iki ayrı kültürü kuşatan sosyo-kültürel yapı, siyasi ortam, edebiyat-sahneleme geleneği ve şahsi görüşler bağlamında yeniden değerlendirilmeleri gerektiğini vurgulayarak konuşmasını noktaladı.

Ergil’in ardından, Boğaziçi Üniversitesi’nde çeviribilim üzerine doktora çalışmasını sürdüren Burç İdem Dinçel, Harold Pinter ve tiyatrosu üzerine bir aktarım gerçekleştirdi. Pinter’ın bazı çalışmalarının Absürd Tiyatro geleneği kapsamında değerlendirilebileceğini ve bu oyunun da onlardan birisi olduğunu belirten Dinçel, yazarın oyun yazarlığı kariyeri boyunca geleneksel tekniklerle sürekli bir hesaplaşma içinde olduğunu da vurguladı. Dinçel, kendine özgü yazın biçiminde farklı unsurlara yer veren Pinter’ın oyunlarında yer alan ‘es’lerin özellikle üzerinde durulması gerektiğini aktardı. Süresi değişen sessizliklerden oluşan ‘es’lerin üç farklı işlevi olduğunu belirtti: Karakterin iç çatışmasını yansıtmak, konuşmayı sözsüz iletişimle sağlamak ve gerilimi tırmandırmak. Dinçel, çeviri bağlamında bu işlevlerin de önemli olduğunu vurguladı. Pinter’ın The Birthday Party adlı metninden orijinal metindeki 45-49 sayfalar arasının ele alınacağını belirterek söz konusu bölüm üzerine kısa bir açıklama yaptı. Oyunun gerçekçi bir düzlemde başlayıp sonra gerçeküstü bir boyuta geçtiğini, bu düzlemlerin de üst üste bindiğini aktardı. Ele alınan bölümde fiziksel ve psikolojik şiddet unsurlarının etkili olduğunu, “es”lerin bir anlatım aracı olarak kullanıldığını ve ana aksiyonun da ana karakterin “oturma-oturtmama” tercihleri üzerine kurulu olduğunu ekleyerek aktarımını noktaladı.

Bu noktada söz alan Fırat Güllü, oyunun da yer aldığı Absürd geleneğin birkaç unsurundan bahsetti. Absürd metinlerin bir şeyleri doğrudan söylemek yerine ima ettiğini, seyirciyi de sürekli olarak neyin ima edildiğini düşünmeye sevk ettiğini belirtti. Seyircide dramatik akış içerisinde belli bir beklenti uyandırıp sonra da beklentinin altını boşaltmanın absürd metinlerde önemli yer tuttuğunu belirterek diğer bir önemli biçimsel özelliğin döngüsel tekrarlar olduğunu sözlerine ekledi.

Kısa bir aranın ardından oyunun ikinci perdesi üzerine atölye yürütücüleri tarafından hazırlanan bir bölümleme önerisini aktarıldı. Tiyatro çalışmalarında dramaturji yaparken, Stanislavski’den esinlenen bir yöntemle fiziksel aksiyonların akışını listelemenin ve akışı bölümlere ayırmanın hem oyunu bütünsel olarak kavramak, hem oyuncuya kesintisiz aksiyon çizgisini oluşturma olanağı sağlamak, hem de reji çalışmalarını beslemek açısından tercih edilen bir yöntem olduğunu belirtildi. Bu yöntemin çeviri çalışmasında da kullanılabileceği, metni kavramayı kolaylaştırması ve sahne üstüne yönelik tahayyülü zorlaması nedeniyle faydalı olacağı tespiti yapıldı. Bu bağlamda ilgili kısım şu şekilde bölümlendi:

Bölüm 1: Stanley akşamki zoraki partiden kurtulmaya çalışır ama McCann onu engellemekle görevlidir.

  1. Stanley yalnız başına karşılaştığı Mccann’ı atlatarak evden ayrılmayı dener ama McCann onu durdurur. (sf. 37 Stanley’nin “Evening“ repliğiyle başlar)
  2. Stanley fiziksel karşılaşmaya girmez ve havadan sudan konuşmaya başlar. (sf. 39 Stanley’nin “So you’re down here on holiday?” repliğiyle başlar)
  3. Stanley adeta parti öncesinde ayrılma fikrinden vazgeçmiş gibi Mccann’a kendinden bahsetmeye başlar. (sf. 40 Stanley’nin masaya oturduktan sonra söylediği “I like it here, but I’ll be moving soon.” repliğiyle başlar)
  4. Stanley Mccann’a işbirliği yapma teklifinden bulunur ama kabul ettiremez.(sf 41’de Stanley’nin “Why are you down here?” repliğinden itibaren)

Bölüm 2: Goldberg Petey aracılığıyla Stanley ile tanışma şerefine “nail” olur.

  1. Oldukça konuşkan birisi olan Goldberg tanışma anında dominant öğeye dönüşür ve çocukluk anıları anlatmaya başlar. (sf. 42 Goldberg’in “A mother in a million.” repliğiyle başlar.)
  2. Diğerleri çıkınca Goldberg ve Stanley baş başa kalırlar. (sf. 44’te Petey’nin “Well, I’ll have to be off.” repliğinden itibaren)

Bölüm 3: Stanley ile Goldberg-Mccann ikilisi arasında Stanley’nin aşamalı olarak boyun eğmeye zorlanacağı bir mücadele başlar.

  1. Stanley yalnız kalan Goldberg’i sert bir tavırla evi terk etmeye zorlar ama Goldberg yine uzun bir konuşmayla onu bu girişimini geçiştirir. (sf. 44’te Goldberg’in “A warm night.” repliğinden itibaren)
  2. Stanley, Mccann’ın elinde şişelerle dönmesi üzerine tamamlanan ekibe karşı meydan okumaya devam eder. Goldberg ve Mccann ise aşamalı olarak sertleşen bir üslupla onu oturmaya ikna etmeye çalışır. (sf.45’te Stanley’nin ”Get that drink out. These are unlicensed premises.” repliğinden itibaren.)
  3. Stanley’nin oturmayı kabul etmesiyle birlikte sorgu aşamasına geçilir.
    1. Başlangıçta Stanley sorguya direnmeye çalışır. (sf. 47’de Stanley’nin “You’d better be careful.” repliğinden itibaren.)
    2. Gözlüğünü kaptıran Stanley çözülmeye başlar ve bir çığlıkla artık pes eder. (sf. 49’da Goldberg’in “Webber you’re a fake.” repliğinden itibaren)
    3. Gittikçe sertleşen çapraz sorgunun şiddetiyle Stanley tamamen teslim olmuştur. Diğerleri ona bir posa gibi davranmaktadırlar. (sf. 52’de Goldberg’in “He doesn’t know. Do you know your own face?” repliğinden itibaren.)
    4. Artık kendini sözlü olarak savunamayacak duruma gelmiş olan Stanley fiziksel bir saldırganlık sergilemeye başlar. (sf. 53’de Stanley’nin sözsüz oyunda Goldberg’e bir tekme atmasının ardından)

Bölüm 4: PARTİ (Meg’in davullar eşliğindeki girişiyle beraber)

Söz konusu bölümleme önerisi üzerinden oyunun 2. perdesinin aksiyon akışına ve tiplemelerin genel yönelimlerine dair fikir oluşturulduktan sonra 45-49. sayfalar arasındaki replikler için çeviri çalışmasına geçildi. Atölye katılımcılarının çeviri önerileri doğrultusunda tüm olasılıkları kapsamaya çalışan alternatifli bir çeviri metni oluşturuldu. Süre kısıtlı olduğundan hedeflenen uzunlukta bir çeviri yapılamadı, çalışma 45-47. sayfalar arasında gerçekleştirildi. Çeviri esnasında ele alınan kriterler kabaca şöyle maddelenebilir:

  • Anlam ve anlatı bütünlüğünün korunması
  • Oyunda yer alan gösterge, metafor, benzetme, alegori gibi tercihlerin aktarılması
  • Tiplemelerin özelliklerinin ve yönelimlerinin taşınması
  • Orijinal metnin kültürel özelliklerinin çeviri yapılan dilin kültürel özelliklerine tercüme edilmesi
  • Sahne diline ve Türkçeye uygunluk

Ortaya çıkan ve çeşitli olasılıkları içeren çeviri metni şu şekildedir:

1 STANLEY

Get that drink out. These are unlicensed premises.

Çıkar şu içkileri dışarı. Bu pansiyonun içki ruhsatı yok.

O içkileri dışarı çıkar. Bunlar kaçak içkiler./ Burada alkol ruhsatı yok.

Şişeni de al git. Buralarda alkol yasak.

Çıkar lan şu içkileri dışarı. Burada içki içmek yasak.

2 GOLDBERG

You’re in a terrible humour today, Mr Webber. And on your birthday too, with the good lady getting her strength up to give you a party.

Bugün berbat bir mizah anlayışınız var, Bay Weber. Hem de doğum gününüzde, size bir parti düzenlemek için çırpınıp duran bu kadar iyi bir kadın varken.

Bugün berbat bir mizah anlayışınız var, Bay Weber. Üstelik doğum gününüzde, size bir parti düzenlemek için çırpınıp duran bu kadar iyi kalpli bir hanımefendi varken.

Bugün fena halde şakacı bir gününüzdesiniz. Hem de doğum gününüzde, bu iyi hanımefendi size bir parti vermek için çırpınıp dururken.

Bugün formunuzda değilsiniz. Hem de doğum gününüzde, o iyi hanımefendi var gücüyle size bir parti düzenlemeye çalışırken.

MCCANN puts the bottles on the sideboard.

MCCANN şişeleri rafa yerleştirir.

3 STANLEY

I told you to get those bottles out.

Sana o/şu şişeleri dışarı çıkar dedim.

Sana o şişeleri çıkar demedim mi?

Sana o şişeleri çıkarmanı söylemiştim.

4 GOLDBERG

Mr. Webber, sit down a minute.

Bay Webber oturun biraz.

Hele bir dakika oturun Bay Webber.

5 STANLEY

Let me – just make this clear.

Bir saniye – şunu bir açıklayalım.

Bir saniye – şunu bir netleştirelim.

Bak – şunu açıklığa kavuşturayım.

Bir kere şunu açığa kavuşturalım.

Bir saniye bir saniye- Beni bir dinlesenize siz.

You don’t bother me.

Umurumda bile değilsiniz.

Aslında umurumda olmazsınız.

Adamın canını sıkmayın.

To me, you’re nothing but a dirty joke.

İkiniz de benim için pis bir şakadan başka bir şey değilsiniz.

İkiniz de benim için pis bir şakadan ibaretsiniz.

Benim için sadece pis/kirli/çirkin bir şakasınız.

Pis bir şakanın kokusunu alıyorum.

İkinizi de cebimden çıkarırım.

But I have a responsibility towards the people in this house.

Ama bu evdeki insanlara karşı bir sorumluluğum var.

They have been down here too long.

Epeydir burada yaşıyorlar.

Zaten ne zamandan beri buradalar.

Zaten epeydir buradalar.

They’ve lost their sense of smell.

Artık kokuları birbirinden ayıramıyorlar.

Artık iyi ile kötüyü birbirinden ayıramaz hale geldiler.

Artık sap ile sabanı birbirinden ayıramıyorlar.

Artık pisliğin kokusunu alamıyorlar.

Artık burunları koku almıyor.

I haven’t.

Ama ben alıyorum.

Ama ben ayırt edebiliyorum.

Anybody’s going to take advantage of them while I’m here.

Ben buradayken kimse onları oyuna getiremez.

Ben burada olduğum sürece kimse onları istismar edemez.

Ben burada olduğum sürece kimse onlardan faydalanamaz.

Ben burada olduğum sürece kimse onları oyuna getiremez.

(A little less forcefull.)

Daha az güçlü/vurgulu

Biraz yumuşayarak/güçsüzleşerek

Sakince

Anyway, this house isn’t your cup of tea.

Zaten burası dingonun ahırı değil.

Neyse, sizin numaralarınız burada sökmez.

Neyse, zaten bu ev size göre değil.

Zaten burası babanızın ahırı değil.

There’s nothing here for you from any angle, any angle.

Burada size göre hiçbir şey yok.

Buradan size ekmek çıkmaz.

Nereden bakarsanız bakın burada size göre hiçbir şey yok.

Öyle ya da böyle burada size göre hiçbir şey yok.

So why don’t you just go, without any more fuss.

Çekin gidin kendi çöplüğünüzde ötün.

Daha fazla olay çıkarmadan gidin.

Daha fazla gürültü etmeden gitseniz iyi olur.

En iyisi daha fazla gürültü patırtı etmeden gidin siz.

İyisi mi siz daha fazla rahatsızlık vermeden gidin.

İyisi mi daha fazla gürültü çıkarmadan çekip gidin.

6 GOLDBERG

Mr Weber, sit down.

Bay Weber oturun.

7 STANLEY

It’s no good starting any kind of trouble.

Olay çıkarmanın alemi yok.

Sorun çıkarmanın alemi yok.

8 GOLDBERG

Sit down

Oturun.

Otur.

9 STANLEY

Why should I?

Niye ki?

Nedenmiş?

10 GOLDBERG

If you want to know the truth, Webber, you’re beginning to get on my breasts.

Doğrusunu istersen Webber sinirime dokunmaya başladın.

Doğrusunu istersen Webber canımı sıkmaya başladın.

Doğrusunu istersen Webber tepemin tasını attırıyorsun.

Bana bak Webber sinirimi bozmaya başladın.

11 STANLEY

Really? Well, that’s –

Hadi ya. O zaman –

Sahi mi. O zaman –

Hadi canım. O zaman –

12 GOLDBERG

Sit down.

Otur.

13 STANLEY

No.

Olmaz.

Hayır.

GOLDBERG sighs, and sits at the table right.

Goldberg iç çeker, masanın sağına oturur.

14 GOLDBERG

McCann.

15 MCCANN

Nat?

16 GOLDBERG

Ask him to sit down.

Ona oturmasını söyle.

Ondan oturmasını rica et.

Rica et otursun.

17 MCCANN

Yes, Nat. Do you mind sitting down?

Peki Nat. Oturmanızın bir mahsuru var mı?

Peki Nat. Rica etsem oturur musunuz acaba?

Peki Nat. Rica etsem oturmaz mısınız?

18 STANLEY

Yes, I do mind.

Evet var.

Evet oturmam.

19 MCCANN

Yes now, but – it’d

Evet ama otursanız daha iyi olur.

Evet ama otursan iyi edersin.

İyi ama otursanız daha iyi olur.

20 STANLEY

Why don’t you sit down?

Sen niye oturmuyorsun?

21 MCCANN

No, not me – you.

Hayır ben değil, sen oturacaksın.

Hayır ben değil siz oturun.

Hayır ben almayayım siz oturun.

Hayır ben değil siz.

22 STANLEY

No, thanks.

Hayır, teşekkürler.

23 MCCANN

Nat?

24 GOLDBERG

What?

Ne?

25 MCCANN

He won’t sit down.

Oturacağı yok.

Oturmuyor.

26 GOLDBERG

Well, ask him.

Eee, rica et.

E rica et o zaman.

27 MCCANN

I’ve asked him.

Ettim bile.

Ettim zaten.

28 GOLDBERG

Ask him again.

Bir daha et o zaman.

Bir daha yap.

29 MCCANN

Sit down.

Otur.

30 STANLEY

Why?

Neden?

Niye ki?

31 MCCANN

You’d be more comfortable.

Daha rahat edersin.

32 STANLEY

So would you.

Peki sen?

Sen de öyle.

Pause

Durur

33 MCCANN

All right. If you will I will.

Tamam sen oturursan ben de otururum.

Tamam sen otur ben de oturayım.

34 STANLEY

You first.

Önce sen.

McCann slowly sits at the table, left.

McCann yavaşça masanın soluna oturur.

35 MCCANN

Well?

Evet?

Eeee?

36 STANLEY

Right. Now, you’ve both had a rest you can get out!

Evet. İyice rahatladıysanız şimdi çekip gidin bakalım.

Eee yeterince soluklandınız artık çekip gidebilirsiniz.

Madem dinlendiniz artık çekip gidin.

Eee, yeterince dinlendiğinize göre artık çekip gidebilirsiniz.

37 MCCANN

That’s a dirty trick! I’ll kick the shite out of him!

Ne pis bir numara. Sıçana kadar tekmeleyeceğim onu.

Pis bir numara bu. Canını okuyacağım şimdi.

Numaracı şerefsiz. Ağzını yüzünü dağıtacağım şimdi.

38 GOLDBERG

(rising) No! I have stood up.

(Kalkar) Dur ben hallederim.

(Kalkar) Bana bırak.

(Kalkar) Ayağa kaldırdınız beni.

(Kalkar) Yeter! Sonunda ayağa kaldırdınız beni.

39 MCCANN

Sit down again!

Yok sen otur.

Kalkmana gerek yok.

40 GOLDBERG

Once I’m up, I’m up.

Kalktım bir kere, artık ayaktayım.

Beni ayağa kaldırdınız.

Sonunda ayağa kaldırdınız beni.

Yok kalktım artık.

41 STANLEY

Same here.

Aynen.

Ben de öyle.

42 MCCANN

You’ve made MrGoldberg stand up.

Gördüm mü bak Bay Goldberg’i ayağa kaldırdın.

Yediğin haltı gördün mü Bay Goldberg’i ayağa kaldırdın.

Senin yüzünden Bay Goldberg ayağa kalktı.

43 STANLEY

(his voice rising). It’ll do him good!

(sesini yükselterek) İyidir iyidir.

(sesini yükselterek) Bu ona iyi gelir.

(sesini yükselterek) Bu iyi gelir ona.

(sesini yükselterek) İyi işte fena mı, ona iyi gelir.

44 MCCANN

Get in that seat!

Otur yerine.

Otur şuraya.

Otur şu sandalyeye.

45 GOLDBERG

McCann

46 MCCANN

Get down in that seat!

Otursana şuraya!

Otur lan aşağa.

Otur lan şu sandalyeye.

47 GOLDBERG

(crossing to him) Webber. (Quietly) SIT DOWN.

(Yaklaşarak) Webber. (Sessizce/Fısıltıyla) OTUR.

Farklı olasılıkları içeren bu kolektif çeviri metni ortaya çıktıktan sonra oyunculardan gruplar oluşturarak kendi yorumları doğrultusunda bir sahneleme metni oluşturmaları ve kısa bir hazırlık sonrası bunu sahnede okumaları istendi. Oyunculardan metne hakim olmaları ve belli bir düzeyi aşan bir oyunculuk icra etmeleri beklenmedi; daha çok metni taslak bir sahneleme eşliğinde tonlamakla yetinmeleri istendi.

Neticede sahneleme ve dramaturji aşamasında ele alınmak üzere 3 farklı öneri ortaya çıktı: Gruplardan birisi Memet Fuat’ın De Yayınevi’nden çıkan 1965 tarihli çevirisini sahneye taşımayı tercih ederken diğer iki grup kolektif çevirideki olasılıkları değerlendirerek kendi metinlerini kendileri oluşturdular. Bu metinler şu şekilde oluşmuş oldu:

METİN 1: Atölye kapsamında gerçekleştirilen çeviri

0 STANLEY: Çık dışarı.

MCCANN şişelerle içeri girer.

1 STANLEY: Çıkar lan şu içkileri dışarı. Burada içki içmek yasak.

2 GOLDBERG: Bugün berbat bir mizah anlayışınız var, Bay Weber. Üstelik doğum gününüzde, size bir parti düzenlemek için çırpınıp duran bu kadar iyi bir hanımefendi varken.

MCCANN şişeleri rafa yerleştirir.

3 STANLEY: Sana o şişeleri çıkar demiştim.

4 GOLDBERG: Bay Webber oturun biraz.

5 STANLEY: Bi kere – şunu açıklığa kavuşturalım. Aslında umurumda olmazsınız. İkiniz de benim için pis bir şakadan ibaretsiniz. Ama bu evde çalışanlara karşı sorumluluğum var. Zaten epeydir buradalar. Artık pisliğin kokusunu alamıyorlar. Ama ben alıyorum. Ben burada olduğum sürece kimse onları oyuna getiremez. (Biraz güçsüzleşerek.) Neyse, zaten bu ev size göre değil. Öyle ya da böyle burada size göre hiçbirşey yok. İyisimi daha fazla gürültü çıkarmadan çekip gidin.

6 GOLDBERG: Bay Weber oturun.

7 STANLEY: Sorun çıkarmanın âlemi yok.

8 GOLDBERG: Oturun.

9 STANLEY: Nedenmiş?

10 GOLDBERG: Doğrusunu istersen Webber sinirime dokunmaya başladın.

11 STANLEY: Sahi mi? O zaman –

12 GOLDBERG: Otur.

13 STANLEY: Hayır.

Goldberg iç çeker, masanın sağına oturur.

14 GOLDBERG: McCann.

15 MCCANN: Nat?

16 GOLDBERG: Rica et otursun.

17 MCCANN: Peki Nat. Oturmanızın bir mahsuru var mı acaba?

18 STANLEY: Evet var.

19 MCCANN: İyi ama otursanız daha iyi olur.

20 STANLEY: Sen niye oturmuyorsunuz?

21 MCCANN: Hayır ben değil siz.

22 STANLEY: Hayır, teşekkürler.

23 MCCANN: Nat?

24 GOLDBERG: Ne?

25 MCCANN: Oturmuyor.

26 GOLDNERG: E rica et o zaman.

27 MCCANN: Ettim.

28 GOLDBERG: Bir daha et.

29 MCCANN: Otur.

30 STANLEY: Neden?

31 MCCANN: Daha rahat edersin.

32 STANLEY: Sen de öyle.

Durur

33 MCCANN: Tamam sen oturursan ben de otururum.

34 STANLEY: Önce sen.

McCann yavaşça masanın soluna oturur.

35 MCCANN: Evet?

36 STANLEY: Eee, yeterince dinlendiğinize göre artık çekip gidebilirsiniz.

37 MCCANN: Pis bir numara bu. Sıçana kadar tekmeleyeceğim şimdi onu.

38 GOLDBERG: Yeter! Sonunda ayağa kaldırdınız beni.

39 MCCANN: Yok sen otur.

40 GOLDBERG: Kalktım bir kere.

41 STANLEY: Aynen.

42 MCCANN: Gördün mü bak Bay Goldberg’i ayağa kaldırdın.

43 STANLEY: İyi işte fena mı, ona iyi gelir.

44 MCCANN: Otur yerine.

45 GOLDBERG: McCann

46 MCCANN: Otur lan şu sandalyeye.

47 GOLDBERG: Webber (sessizce) OTUR.

METİN 2: Katılımcının hazırladığı yerel-güncel çeviri yorumu

STANLEY: Çıkar lan şu içkileri dışarı! Bu müessesede içki yasak.

GOLDBERG: Bugün çok espritüelsiniz Bay Webber üstelik de doğum gününüzde o iyi hanımefendi var gücüyle size parti vermeye çalışırken.

(McCann şişeleri dolaba yerleştirir.)

STANLEY: Hişt, şişeleri dışarı çıkar dedim sana!

GOLDBERG: Bay Webber, oturun bir dakika.

STANLEY: Bir saniye, bir saniye, beni dinlesenize siz. Adamın canını sıkmayın. Şaka mısınız nesiniz. Benim bu evdeki insanlara karşı bir sorumluluğum var. Kim bilir ne zamandan beri buraya tıkılıp kalmışlar. İyiyi kötüyü ayırt edemezler belki. Ama ben ederim. Ben buradayken kimse onlardan faydalanamaz. (Biraz yumuşar.) Sözün kısası burası sizin çöplüğünüz değil arkadaş. Burada size göre bir şey yok, bak var mı, yok, hiçbir şey yok. O yüzden gürültü patırtı koparmadan sizi şöyle dışarı alalım hadi.

GOLDBERG: Bay Webber, oturun.

STANLEY: Olay çıkarmanın alemi yok.

GOLDBERG: Oturun.

STANLEY: Niyeymiş?

GOLDBERG: Webber, benim sinirimi bozmaya başladın ama sen.

STANLEY: Hadi ya! O zaman sen…

GOLDBERG: Otur.

STANLEY: Hayır.

(Goldberg, iç geçirip masanın sağ tarafına oturur.)

STANLEY: McCann.

MCCANN: Nat?

GOLDBERG: Şuna şöyle otursun.

MCCANN: Tamam Nat. (Stanley’e yönelir.) Rica etsem oturur musun?

STANLEY: Rica etsen oturmam güzel abicim.

MCCANN: Tamam o zaman, ama bak oturursan çok güzel olacak.

STANLEY: Sen otur.

MCCANN: Hayır, ben değil sen otur.

STANLEY: Yok sağ ol abicim.

(Es.)

MCCANN: Nat?

GOLDBERG: Ne?

MCCANN: Oturmuyor.

GOLDBERG: Rica et.

MCCANN: Ettim.

GOLDBERG: Bir daha et o zaman.

MCCANN: (Stanley’e) Oturur musun?

STANLEY: Neden abicim?

MCCANN: Rahat edersin.

STANLEY: Sen de.

(Es.)

MCCANN: Tamam sen oturursan ben de oturacağım.

STANLEY: Önce sen.

(McCann yavaşça masanın sol yanına oturur.)

MCCANN: Evet?

STANLEY: Evet. İyice dinlendiyseniz, sizi şöyle kapıya doğru alalım hadi bakalım.

MCCANN: (kalkar) Numaracı şerefsiz! Ağzını yüzünü dağıtacağım şimdi!

GOLDBERG: (kalkar) Hayır! Ben hallederim.

MCCANN: Sen otur Goldberg.

GOLDBERG: Bir kalktım mı kalkarım ben.

STANLEY: Ben de.

MCCANN: (Stanley’e yönelir) Bay Goldberg senin yüzünden kalktı.

STANLEY: Ayağa kalkmak iyidir.

MCCANN: Otur şuraya.

GOLDBERG: McCann.

MCCANN: Otur lan şuraya!

GOLDBERG: Webber. (Sakince) Otur abicim.

METİN 3: Memet Fuat çevirisi

STANLEY: Defol.

McCann girer, elinde şişelerle.

Götür o içkileri. Kaçak içkiler onlar.

GOLDBERG: Ne kadar karanlık görüyorsunuz dünyayı bugün, Mr Webber! Hem de böyle doğumgününüzde, ev sahibiniz, o eşsiz kadın sizin için bir parti hazırlarken.

McCann şişeleri büfeye koyar.

STANLEY: Al götür o şişeleri dedim sana.

GOLDBERG: Mr Webber, bir dakika oturun hele.

STANLEY: Size – şu kadarını açıkça söyliyeyim. Bana vızgelirsiniz. Benim için kötü bir şakadan başka bir şey değilsiniz. Ama bu evin insanlarına karşı bir sorumluluğum var. Yıllardır burada oturuyorlar. Burunları koku almaz olmuş, iyiyi kötüyü ayıramıyorlar. Ben daha o duruma düşmedim, burnum koku alıyor. Ben burada oldukça kimse kandıramaz onları. (Biraz yavaşlıyarak) Hem bu ev size göre değil. Burada size göre hiçbir şey yok, ne yönden bakarsanız bakın, yok. İyisi mi çekin gidin daha fazla gürültü çıkarmadan!

GOLDBERG: Oturun, Mr Webber.

STANLEY: Herkesin de başını derde sokmayın boşu boşuna.

GOLDBER: Oturun.

STANLEY: Niye oturacakmışım?

GOLDBERG: Doğrusunu istersen, Webber, canımı sıkmaya başlıyorsun yavaş yavaş.

STANLEY: Öyle mi? Eh, öyleyse –

GOLDBERG: Otur diyorum

STANLEY: Hayır.

Goldberg içini çeker, masanın başına oturur, sağa.

GOLDBERG: McCann.

MCCANN: Nat?

GOLDBERG: Söyle otursun.

MCCANN: Peki, Nat. (Stanley’e doğru gider.) Oturmaz mısınız?

STANLEY: Hayır, oturmam.

MCCANN: Hayır, ama – otursanız daha iyi olacak.

STANLEY: Sen niye oturmuyorsun?

MCCANN: Ben değil – sen oturacaksın.

STANLEY: Oturmuyorum.

Sessizlik.

MCCANN: Nat?

GOLDBERG: Ne?

MCCANN: Oturmuyor.

GOLDBERG: Söyle de otursun.

MCCANN: Söyledim.

GOLDBERG: Bir daha söyle.

MCCANN: (Stanley’e.) Oturun.

STANLEY: Niye?

MCCANN: Daha rahat edersiniz.

STANLEY: Sen de öyle.

Sessizlik.

MCCANN: Peki. Siz oturursanız ben de oturacağım.

STANLEY: Önce sen.

McCann yavaşça oturur masanın başına, sola.

MCCANN: Haydi.

STANLEY: İyi. Şimdi ikiniz de dinlendiniz işte, artık gidebilirsiniz!

MCCANN: (Kalkarak.) Çirkeflik ediyor! Sereceğim yere leşini!

GOLDBERG: (Kalkarak.) Yok! Ben de kalkarım ayağa, olur.

MCCANN: Otur, Nat!

GOLDBERG: Bir kere kalktım mı oturmam artık.

STANLEY: Ben de öyle.

MCCANN: (Stanley’e yaklaşarak.) Mr Goldberg’i ayağa kaldırdın.

STANLEY: (Sesini yükselterek.) İyi gelir ayakta durmak!

MCCANN: Otur şuraya!

GOLDBERG: McCann.

MCCANN: Otur diyorum şuaraya!

GOLDBERG: (Stanley’e doğru giderek.) Webber. (Sessizce.) OTUR.

Bu sahnelemelerin izlenmesinin ardından sahnelenmelerle çeviriler arasındaki ilişki üzerine değerlendirme yapıldı. Her üç çeviri metinde de mizahi unsurun korunduğu saptaması yapıldı. Yapılan bir tespit, ikinci metnin benimsediği dilin ve çeviri yaklaşımının çeviri metin ile orijinal arasındaki mesafeyi arttırdığı yönündeydi. Bu nedenle çalışma Absürd bağlamını kaybetme ve bir uyarlamaya dönüşme riskiyle karşı karşıyaydı. Atölye kapsamında hedeflenen orijinal bağlama sadık kalan bir çeviri denemesi üzerinden sahneleme-çeviri ilişkisini tartışmak olduğundan oyunculuk anlamında belli bir başarı yakalamış olmasına rağmen bu olası çeviri üzerinde detaylı olarak durulmadı. Bununla birlikte Can Yücel’in oyun çevirileri hatırlatılarak söz konusu çeviri biçiminin de tercih edilebileceği vurgulandı.

Çeviri çalışması esnasında yapılan tartışmaların sahneleme çalışmalarına da yol gösterdiği değerlendirildi. Çeviri yapılırken İngilizce you ibaresinin Türkçede sen mi yoksa siz olarak mı karşılanacağı tartışması, sahneleme aşamasına mizahi bir unsur olarak taşınmıştı. Ayrıca tiplemeler ve tiplemeler arasındaki ilişkiler açısından çeviri çalışmasındaki tartışmaların faydalı olduğu gözlemlendi. Memet Fuat’ın çevirisi ile atölyede gerçekleştirilen çeviri arasında en bariz fark, “It’s no good starting any kind of trouble” cümlesinde mevcuttu. Memet Fuat cümleyi “Herkesin de başını derde sokmayın boşu boşuna” olarak tercüme ederken atölyedeki çeviride “Sorun çıkarmanın alemi yok” olarak karşılanmıştı. Bu tercih, sahne üstündeki oyuncuyu da farklı aksiyonlarla alt metni çözmeye yönlendirmişti. Memet Fuat’ın çevirisini sahneleyen ekip, cümleyi Stanley’nin tiradıyla bağlayarak ele alırken, atölye çevirisini sahneleyen ekipte cümle, bir ısrar ve “kapıyı gösterme” jesti olarak değerlendirilmişti.

Atölye çalışması ile ilgili değerlendirmede, sahneleme aşamasında farklı oyuncular yerine aynı oyuncuların üç farklı çeviriyi oynamasının oyunculuktan kaynaklanan farklılaşmayı egale ederek çeviri farklılıklarına odaklanmayı kolaylaştıracağı konuşuldu. Genel değerlendirmede de atölyenin hem çevirmenler hem de tiyatrocular açısından tiyatro metinleri çevirisine dair farklı bakış açıları ve yöntemsel araçlar sunduğu belirtildi.

Genel Değerlendirme: Bildiğimiz kadarıyla daha önce uygulamacılarla tiyatro çevirmenleri arasında benzeri gerçekleştirilmemiş olan bu atölye her iki kesime de olayın farklı boyutlarının anlaşılması açısından yararlı olmuştur. Çevirmenler ürettikleri sahne metninin hangi süreçlerden geçerek işlendiğini görmüş oldular. Bu bağlamda artık çevirdikleri metnin ileriki aşamalarda ne tür ihtiyaçlara yanıt oluşturacağını hesaba katmaları gerektiği konusunda kabaca da olsa bir fikir sahibi oldukları söylenebilir. Oyuncular ise yazar ile aralarında duran bir figür olarak çevirmenin önemi konusunda bir görüş oluşturma olanağını buldular. Üstelik bu atölyede çeşitli alternatifler arasından kendi sahneleme metnini oyuncu kurguladığı için çeviri sürecine demokratik bir boyutun katılıp katılamayacağı konusunda bir alıştırma yapıldığı da söylenebilir. Ancak tabii ki daha çok bir tanışma niteliği taşıyan bu atölye çalışmasından çok büyük sonuçlar beklemek doğru olmayacaktır. İleride daha özelleşmiş ve belli sorunlar üzerine yoğunlaşmış farklı denemeler için bir başlangıç yapıldığını söylemekse mümkündür.

Yorum


işlemi tamamlayınız: