Hacettepe Üniversitesi’nde Bale Eğitimi

Doç. Efza Topçu

Yazıya kısa bir tarihçeyle başlamak gerekirse; bilindiği gibi Türkiye’de bale sanat eğitiminin öyküsü İngiliz Kraliyet Balesi’nin (Royal Ballet) kurucusu Ninette de Valois’nın  İstanbul Yeşilköy’de kurduğu (1948) bale okuluyla başlar. Klasik bale eğitimi veren, Royal Ballet ile aynı ders programını uygulayan okul sınavla kabul edilen 8-12 yaş arasındaki çocuklara yatılı eğitim verir. İlk yıl yaklaşık 29 kız ve erkek öğrenci eğitim almıştır. Ninette de Valois Royal Ballet’nin programında Türk öğrencilerin özelliklerini ve Türk eğitim sisteminin ölçülerini değerlendirerek bazı değişiklikler yapar. Daha yakından bakınca bunların pratik uygunluktan çok, Valois’nın, bütün dünyada kabul gören, tamamıyla özgün bir Türk balesinin kurulması yönünde sonradan daha net biçimde açıklık getireceği sanat anlayışının, önerilerinin ilk aşamasını oluşturduğunu görmek mümkündür… Yeşilköy’deki bale okulu 1950 yılında Ankara’ya taşınır, “Bale Bölümü” olarak, müzik, opera, tiyatro dallarında eğitim veren Ankara Devlet Konservatuvarı bünyesindeki yerini alır. 1982 de YÖK yasasıyla Hacettepe Üniversitesi’ne bağlanan konservatuvarda “Bale Bölümü” kuruluşundan bu güne, altmış yılı aşan bir süredir kesintisiz eğitim vermektedir. İlk eğitim kadrosunda Joy Newton, Audrey Knight, Robert Lunnan, Beatrice Fenmen, Angela Bayley, Molly Lake, Travis Kemp gibi önemli isimler yer almıştır.

Cumhuriyetin kurucu felsefesi uyarınca bizzat Atatürk’ün girişimleriyle başlatılan kültür-sanat ve eğitim alanındaki çalışmalar sonucunda, Ankara’da müzik, tiyatro, opera ve bale dallarında akademik eğitim veren bir okulun açılması planlanmıştır. 1936’da kurulan Ankara Devlet Konservatuvarı bu çalışmaların ürünüdür. Ünlü Alman sanatçı ve eğitimcileri, Paul Hindemith’in müzik, Carl Ebert’in tiyatro, opera ve bale dallarını planlamakla görevlendirildiği bu çalışmaların asıl amacı konservatuvardan yetişecek üstün nitelikli sanatçıların istihdam edildiği ulusal sanat kurumlarının oluşturulmasıdır. Bu yüzden konservatuvarda müzik, tiyatro ve opera bölümlerinden daha geç eğitime başlayan Bale Bölüm’ü de aynı misyonu üstlenmiştir: Devlet balesi topluluğunu oluşturacak nitelikli, kültürlü, vizyonu geniş bale sanatçıların yetişmesi… Bale Bölümü kuruluş yıllarında bu misyonu gerçekten yerine getirmiştir. Çünkü balenin ilk mezunları, yukarıda da değindiğim gibi, Beatrice Fenmen, Molly Lake, Travis Kemp, Anna Pavlova, Dolin Makarova gibi çok önemli bale topluluklarının dansçıları olan sanatçılar tarafından eğitilmişlerdir… Yine Ninette de Valois’nın denetimi sayesinde, o yılların önemli İngiliz dansçıları, Anya Linden, Maryon Lane, Alexis Racine, Peter Clegg, David Blair, Margot Fontein, Michael Somes ile birlikte dans etme olanağı bulmuşlardır… Zaten Ankara Devlet Konservatuvarı Bale Bölümü mezunu olan Meriç Sümen, Tanju Tüzer, Selçuk Sayıner, Yener Durukan, Gülcan Tunççekiç, Ayşen Sunal gibi dansçılar Türk dansçılarının ne kadar yetenekli ve Avrupa çapında dansçılar olduğunu göstermişlerdir… Şunu da vurgulamak gerekir ki, 60’lı yıllarda okulumuzdan yetişen pek çok erkek dansçı Almanya’daki bale topluluklarında başrollerde ve solist rollerde dans etmişlerdir. Örneğin Belçika’da dans eden Emre Sökmen bu dansçılardan biridir.

Hacettepe Üniversitesi ile birlikte yeni misyon… Dansçının İstihdam sorunu…

Konservatuvarın Hacettepe Üniversitesi’ne bağlanmasıyla (1982) bale eğitimine yeni bir misyon daha eklendi: Bale eğiticisi yetiştirmek… Bu doğrultuda açılan yüksek lisans programından mezun olan öğretim görevlisi, araştırma görevlisi genç arkadaşlarımız var. İlk yüksek lisans programı meslektaşım, Doç. Müride Aksan’nın Bale Anasanat Dalı Başkanlığı döneminde 1994-95 eğitim-öğretim yılında açılmış; Rus eğitmen Vladimir Tostukhine  ders vermiştir. Ancak önce LES olan merkezi ALES sınavı barajı ve yabancı dil sınavları nedeniyle yüksek lisans sınavına başvuru yapılmamıştır. Konservatuvarlar için ALES sınavının kaldırılması bile bu konuda özendirici olmamıştır.

Elbette ki sadece dansçı yetiştirmekle ya da dans eğiticisi yetiştirmekle -ki Türkiye’de sayıları çok azdır- bir sanatın, o sanat geleneğinin devamını sağlamak mümkün değildir. Asıl problem mezun dansçıların istihdam koşullarının yetersizliği ve çalışabilecekleri toplulukların yok denecek kadar az oluşudur. Örneğin; Bale Anasanat Dalı’nda ders veren yabancı uyruklu hocaların Rusya’daki koşullar hakkında verdiği bilgiye göre, mezun sanatçılar topluluklarda yirmi yıl dans ettikten sonra emekli olmakta; daha sonra da eğitmen olarak çalışmaktadır. Dünya örneklerini incelediğimizde aynı duruma tanık olmaktayız. Burada önemli olan eğitmenin yoğun bir dans yaşamından sonra edindiği pratik deneyimi öğrencilerine aktarabilme yeterliliğini kazanmış olmasıdır… Kısaca her şey birbirine bağlı, yeni mezunlarımızın iş bulması çok önemli… 657 sayılı yasaya tabii devlet kurumlarında dans eden sanatçı, dans etsin ya da etmesin 65 yaşında emekli oluncaya kadar devletin maaşlı memuru, bu nedenle kadrolar dolu, okulumuzdan her yıl ancak 2-3 mezun veriyoruz. Bu genç dansçılar da gelecek endişesi içinde. İş ve gelir sahibi olma endişesi bir yana, mesleği sürdürebilme endişesi onlarda daha fazla baskı yaratıyor… Sanırım en büyük sıkıntı yine ülkemizdeki kurumsal sanat politikalarından kaynaklanıyor. 1980’li yılların sonlarında ve devamında Kültür Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı tarafından devlet opera ve bale topluluklarına kadro verilmemesi birikimin asıl nedeni. Halen Devlet Balesi’nde istisna akdi ile yevmiyeli çalışan, tatillerde yevmiye alamayan ve kadro bekleyen mezunlarımız var. Birçok yetenekli mezunumuzun iş olanaksızlığı nedeniyle heba olduğunu belirtmek durumundayım.

Bale, bir kelebeğin ömrü gibi, çok kısa ömürlü bir sanat. Bir dansçının normal koşullarda en geç 18-19 yaşında profesyonel olarak dans etmeye başlaması gerekiyor. Çünkü ancak 20-25 yıl dans edebilir. Ama eğitimci olarak daha uzun yıllar çalışabilir. Bunun dünya örneklerine tanığız: 75-80 yaşında hala dimdik ve dinç –Bronislava Nijinska, George Balanchine, Tamara Karsavina gibi- dans eğitimi veren, prova alan sanatçılar var. Bu da dans eğitiminde üzerinde durulması ve değerlendirilmesi gereken bir durum.

Bale sanatına ilgi… Eğitici sorunu…

Ülkemizde sanat eğitimine olan ilgi giderek azalıyor. Profesyonel dansı bırakıp konservatuvara geldiğim yıl (1987) ve sonraki yıllarda 400-500 olan aday öğrenci başvuru sayısı 2011-2012 eğitim-öğretim dönemi için 45’e düşmüştür. Bu önemli bir göstergedir. Ve umarım sonraki yıllarda giderek daha da azalmaz. Zaten 15 kişilik bir kontenjanımız var. Yaptığımız giriş sınavlarında ancak 10-11 öğrenci istenilen kriterlere uygun olabiliyor. Bu sayıyı 45 öğrenci içinden seçmek başka, 400-500 öğrenci içinden eleme yaparak en yetenekli dansçı adayını bulup çıkarmak başka bir şey… Diğer Avrupa ülkelerinde, Rusya’da olduğu gibi, 1000 kişi arasından seçme yaparak yetişebilecek en iyi dansçıyı bulma şansımız yok… Eskiden konservatuvarın yurt imkanı sağlaması nedeniyle de Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden, kent, kasaba, köy kökenli öğrencilerimiz olabiliyordu. Bugün ise yurt imkanı artık olmadığı için pek azı dışında başvuran öğrenciler genellikle Ankara’dan… Türkiye’de ilk kurulan bale okulu Ankara Devlet Konservatuvarı’ndan sonra İzmir, İstanbul (Mimar Sinan Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi’nde), Mersin, Adana, Antalya’da da üniversitelere bağlı konservatuvarlar kuruldu; bale eğitimi veriliyor. Bale eğitimine talep konusunda genel bir değerlendirme yapabilmek için bu okullardaki sınav başvurusu durumunu bilmek gerekiyor… Her şeye rağmen eğitimi kesintisiz, misyonumuza uygun sürdürebilmek için geleceğe umutla bakmak isteriz.

Bale eğitiminin koşullarına baktığımızda Ninette de Valois’nın bu eğitim için 1950 lerde oluşturmaya çalıştığı vizyon daha da önem kazanıyor, bütün ölçüleriyle daha iyi anlaşılıyor. Çünkü onun rehberliğinin can alıcı noktası balenin ülkemize uygun bir felsefesinin oluşması, sanat olarak kurumlaşması kadar dansçının değerlendirilmesi, ziyan edilmemesi üzerineydi… O zamandan bu yana atılan olumlu adımlardan söz etmemek haksızlık olur. Çok iyi dansçılar yetişti, çok kaliteli eğitim verildi; zaman zaman başka iyileşmeler de oldu. Ama bu durumun sürekliliğinin sağlanamayışı, gerçek bir ilerlemenin olamaması dans eğitimini kuşatan sorunların temel nedeni gibi görünüyor…  Eğiticiler açısından bakıldığında bu kadar yılda kaç Türk bale eğiticisi yetiştirmişiz? Tabii ki sayıca çok az. Bu yüzden yabancı eğiticelere gereksinim duyuyoruz. Halen yabancı kökenli dans deneyimi olan dört eğitmenle birlikte çalışıyoruz… Eğitmenlik zor iş, dans etmek çok daha kolay. Bale eğitmeni hem toplu hem bireysel çalışmalarda her çocuğun anatomik yapısını, beden davranışlarını, onunla yaptığı alıştırmaların uygunluğunu bilmek zorunda. Kişilik profilini, psikolojik durumunu bilmek ve eğitirken nasıl bir pedagojik yaklaşım seçeceğini bilmek durumunda. Bazılarına mesafeli yaklaşırsınız bu onu teşvik eder. Bazısını okşarsınız bu onu teşvik eder… Profesyonel dansçı arkadaşlarımız okula eğitimci olarak gelmek istemiyorlar. Gelmek isteseler de karşılarına –özellikle üniversiteye bağlandıktan sonra- diploma sorunu çıkıyor… Sanatçı öğretim elemanı kadroları donduruldu. Oysa sanatçıyı sanatçı yetiştirir. Bu eski söylemle bir usta-çırak ilişkisidir. Burada Bologna kriterlerine uygunluk bakımından akademik eğitimle birleştirilen bir usta-çırak eğitimi anlayışını anlayabilirim fakat konservatuvarda eğitimci olabilmek artık daha zor akademik koşullara bağlı. Çelişki burada. Kadrolu eğiticinin hem profesyonel dans geçmişi olan bir eğitmen olması ya da fiilen dans etmesi gerekiyor, hem de akademik kariyer yapması gerekiyor… Diyelim ki dans yaşamını noktalamış bir dansçı okula eğitmen olmak istedi. Yaşı kırkı geçmiş. Ne yapacak? Ya ücretli eğitmen –ki ücreti son derece az- olarak gelecek ya da yüksek lisans, doktora/sanatta yeterlik alması gerekecek, ön koşul sınavlarını başarma kaydıyla. Bu zor ve uzun yolu hangi deneyimli sanatçı tercih eder? Belki ideal bir çözüm kendi yetiştirdiğimiz mezun öğrencilerin hem akademik kariyer sınavlarını verip hem de okul çatısı altında kurulan bir toplulukta dans ederken eğitimci olarak değerlendirilmeleri. Bu da yine alt yapı koşullarının (sahne, teknik donanım, atölyeler gibi), bale sahne uygulamalarının maliyetli oluşu vb. nedenlerle uzak bir ihtimal olarak görünüyor… Sonuçta bale sanat eğiticisine sunulan imkanlar ile ondan beklenen verim ve ona yüklenen akademik sorumlulukların bir yerde dengelenmesi gerekiyor.

Nasıl bir eğitim veriyoruz?.. Ve yılsonu temsillerimiz…

Bilindiği gibi Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nda Bale Anasanat Dalı, Bale Dansçılığı (ilk, orta ve lisans devreleri), Koreoloji, Modern Dans sanat dallarını barındırıyor.  Daha önceki yıllarda açılan modern dans birimi eğitici yokluğu, salon olanaksızlığı nedeniyle öğrenci kaydı alamıyor; bu nedenle verilen dans eğitimi klasik bale eğitimi odaklı.

Konservatuvar bale eğitiminde başlangıçta kültür derslerinin sayısı az, meslek dersleri daha ağırlıklı iken, son yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilköğretim ve lise programına uygunluk koşulunu sağlamak için ders programları değişti. Meslek ve yardımcı meslek dersleri azaldı. Bale sanatçısının yetişmesinde çok elzem olan; daha önce 10 saat verilen “Birlikte Uygulama” dersleri 1 saate ya da 4 saate indi… Klasik ilkokul ve lise eğitimine uygunluk dans eğitimini bırakan bir çocuğun tahsiline başka bir okulda devam edebilmesi için iyi, ama ya dans eğitimine devam edenler için? Lisemizin 4 yıla çıkması, lisanstan mezun olacak dansçının bir yıl daha geç mezun olması demek. Bunlar handikaplarımız ama yine de verdiğimiz eğitime güveniyoruz, umutluyuz, umut etmek istiyoruz.

Bale Anasanat Dalı’nda on iki kişilik bir ana kadromuz var. Eğitim kadromuzdaki yabancı uyruklu eğiticiler, Sabina Ganioğlu, Aysulu Tokombayeva, Gennadi Potapoviçi, Ludmilla Potapoviçi dışında, Doç.Müride Aksan, Özlem Avşar, Ece Özçetin, İnan Mert, Göksu Coşkunlar, Zeynep Güzey Özbulut kadrolu bale eğitmenlerimiz… Eğitimi tam bir ekip çalışmasıyla ve iş birliği içinde gerçekleştiriyoruz. Genç eğitmenlerimizi teşvik etme, onların gelişmesine yardımcı olma misyonumuz Ninette de Valois’den bu yana geleneğimizde var olan pedagojik bir durum. Uzun yıllar Bale Anasanat Dalı başkanlığını yürüten Prof.İnci Kurşunlu’nun Doç. Müride Aksan, Seda Altuğ ve beni Devlet Balesi’nden okula davet etmesiyle eğitmen olarak bizler yetiştik. Müride Aksan’nın başkanlığı döneminde açılan yüksek lisans programımız genç mezunlarımızın okulda kalmalarında, eğitmen olarak yetişmelerinde önemli bir adım oldu. Hepsi yüksek lisanslı olan genç eğitmenlerimizin tek eksikleri yukarıda değindiğim olanaksızlıklar nedeniyle sahneye çıkma imkanlarının olmayışı… Öte yandan lisans programlarına eklediğimiz teorik derslerle bale sanatçısının sanatın diğer alanları hakkında da entelektüel birikim kazanmasını, vizyonunu genişletmesini sağlamaya çalışıyoruz. Bu misyon benim başkanlığımda da sürüyor. Ve bir ekibin başında olmanın, zamanı geldiğinde bir başka meslektaşa görevi devretmenin bayrak yarışı değil, bayrak devri olduğunun hepimiz bilincindeyiz.

Henüz tamamladığımız eğitim-öğretim yılında, Mart ayında öğrencilerimiz Bale Anasanat Dalı etkinliği olarak Belarus-Minsk’e bir turne gerçekleştirdiler. Minsk Bale Okulu öğrencileriyle iki temsil yaptılar… Mayıs ayında ise konservatuvarın kuruluşunun 75. Yılı etkinlikleri, geleneksel yılsonu temsillerimizle buluştu. Çeşitli vesilelerle bu temsiller tekrarlandı… Temsillerde eser seçimlerini yaparken eğitim verdiğimiz bütün öğrencilerin sahne almalarının, teknik, sanatsal imkanlarımızın gözetilmesi esastır. Rollere uygunluk önemli bir ölçüdür. Söz konusu temsillerde dansçı adaylarının seyirciyle buluşma evresinin de dans tekniğinin gelişmesi bakımından eğitimin bir uzantısı olduğu gerçeği gözetilir; Bale Dansçılığı Sanat Dalı ve Koreoloji Sanat Dalı ekip olarak birlikte çalışır. Koreoloji öğrencileri ve eğitmenleri dansları “Benesh Dans Notasyon” sistemi ile yazıp öğrencilere öğretirler. Sonra bale eğitmenleri provalarını alırlar. Bu yöntem bale topluluklarında koreolojistlerle dansçıların birlikte çalışma yöntemine uygundur ve tüm Bale Anasanat Dalı’nın bir arada çalışmasını sağlar…  Eser seçiminde klasik balelerden önemli ikili (pas de deux), sekizli, on ikili grup danslarını tercih ederiz. Bunun yanı sıra 18.-19. YY. koreograflarının balelerinden de seçmeler yaparız. Öğrencilerin bu koreografların stillerini tanımaları önemlidir. Bazen “Giselle” olabilir, bazen –sayı yeterliyse- “Kuğu Gölü” 2 perde olabilir. Bu yılki temsilimizde öğrenci sayımızın azalması nedeniyle ‘divertissementlar’ ile beğenilen bir temsil gerçekleştirdik… “Uyuyan Güzel” den “Çiçek Balesi” ne, “Orpheus ve Eurydice”den “Sleppless” e, “Don Quixote” dan “Fairy Doll” a, “Ferhat ile Şirin”e, “Venedik Karnavalı” na on sekiz eserden oluşan bir gösterimdi bu… Balenin duayenleri Tenasüp Önat, Güloya Aruoba, Evinç Sunal, Ayşen Sunal, Zeynep Sunal’ın; okul müdürümüz Prof.Dr. Erol Belgin’in temsillerimize gelmesi hem öğrencilerimizi hem de bizleri mutlu etti. Katılımlarıyla sahne sanatçısı adaylarına verilebilecek en önemli manevi desteği esirgememiş oldular.

2011-2012 eğitim-öğretim yılının da tıpkı bu eğitim yılı gibi verimli geçmesi, sanatımız adına umutlarımızın yine sanatla çoğalmasını temenni ediyorum.

Doç. Efza Topçu H.Ü. Ankara Devlet Konservatuvarı, Sahne Sanatları Bölümü ve Bale Anasanat Sanat Dalı Başkanı

Yorum


işlemi tamamlayınız: