Biri Saygısız, Diğeri Densiz, Sonuncusu ise Vandal!

(Radikal Gazetesi köşe yazarı Eyüp Can’ın Can Yücel’in mezarına yapılan saldırı ile ilgili yorumunu yayınlıyoruz.)

Güler Yücel vasiyete uymaya çalışırken biri fuzuli açıklamalar yapıyor, bazı tohumu bozuklarsa Can Baba’nın mezar taşına saldırıyor.

Üç arzusu vardı Can Yücel’in. İlki ‘öldüğünde Datça’ya gömülmek…’

“Şu deniz gören mezarlığın orada gömülmek istiyorum” demişti kırk yıllık hayat arkadaşı Güler Yücel’e.  Bekçisi olmayan belediye mezarlığına…

Datça’da Müslüman, Hıristiyan ve Yahudilerin birlikte yattığı Hoşgörü Mezarlığı’na.
İkincisi “sakın ha ben öldükten sonra adımı Karhaneye vermeyin” demişti. Can Baba için; ha kerhane ha karhane!

Şiirsel mizahın, doğaçlama esprinin zirvesiydi Can Baba.

Gözünü para hırsı bürümüş istismarcıları sevmezdi. Bir resim galerisi adını kullanmaya kalkınca okkalı bir küfür basıp tabelayı aşağı indirtmişti.

Son bir vasiyeti daha vardı: Tohum Bankası.

Türkiye’nin kendi tohumlarının korunduğu, gelecek nesillere aktarıldığı bir tohum bankası kurulmasını istiyordu. Espri değil, bu kez gerçek; doğanın, doğallığın, hayatın bereketine inanan bir şairdi Can Yücel.

Bu son vasiyetini gerçekleştirmek için çok çabaladı karısı.

Ölümünün 12. Yıldönümünde tüm etkinlikleri bu konuya ithaf etti. Türkiye’nin önde gelen bilim insanlarını topladı.

Seferihisar’da katıldığı bir tohum takasında bu vasiyeti gerçekleştirmek için çağrı yaptı. Seferihisar Belediyesi projeye öncülük etme kararı aldı.

Eşi ve çocukları tüm bunlarla uğraşırken, bir grup seveni önceki gün Can Yücel’in mezarı başında olmayan bir vasiyeti gerçekleştirmek için iki şişe şarap açtı. Ünlü sanatçı Mehmet Aksoy tarafından yapılan mezarın kuşlar için ayrılmış su oluğuna şarap boşalttı.

Var mıydı böyle bir vasiyet?

Ailesi ‘yok’ diyor. Onlar var güçleriyle Can Yücel’in Tohum Bankası vasiyetini gerçekleştirmek için çırpınıyor.

Fakat bazı sevenleri Can Baba’yı hayatının ve şiirlerinin vazgeçilmez bir parçası olan içki ile yâd etmek istiyor. Aile bundan pek memnun değil. Mezarın yanına koca bir levha asmışlar: “Çiçek dışında bir şey bırakılmaması rica olunur.”

Maalesef bazıları ricayı kaale almamış. Ailenin talep ettiği asgari saygıyı göstermemiş.
Bunun üzerine AK Parti Datça İlçe Başkanı Ahmet Sedat Deniz sanki üzerine vazifeymiş gibi bir açıklama yapmış:

“Kimsenin içkisiyle uğraşacak değiliz. İstedikleri kadar içip sarhoş olabilirler. Ama bunu yaparken milletimizin inançlarına, geleneklerine hakaret etmeye kalkışmalarına da sessiz kalacak değiliz. O mezarlıkta yatanları rencide edici harekette bulunma hakkını kim kendinde görüyor?’’

Burada kalsa yine iyi… Asıl vandalizm bu açıklamadan sonra yaşandı. Önceki gece birileri ellerinde balyozlarla gidip Can Yücel’in mezarını yerle bir etti. Yapan belirsiz. Ahmet Deniz, “Kesinlikle tasvip etmiyoruz” diyor.

Bu olay en çok Güler Yücel’i yaralıyor…

Nasıl yaralamasın, o Can Yücel’in Tohum Bankası vasiyetini gerçekleştirmek için yollara düşmüş, birileri olmayan vasiyeti yerine getiriyor, diğeri üzerine vazife olmayan açıklamalar yapıyor, tohumu bozuk birileri ise Can Baba’nın mezar taşıyla uğraşıyor.

Biri saygısız, diğeri densiz, sonuncusu ise vandal!

Ne denir böyle bir olay karşısında? Güler Yücel anlatıyor:

“Mezarı tahrip etmek için indirdikleri balyozlar aslında hepimizin kafasına indi. Provokasyon bu, çok belli… Tarihte nerede görülmüş, bir mezar taşının kırılması? Bunu yapanlar taşları kırabilir ama Can’ı yıkamazlar…”

Radikal