Ankara Tiyatrosu, Perdeyi ‘Zübük’le Açıyor

Ankara Sanat Tiyatrosu, bu sezon perdelerini Zübük adlı oyunla açacak. Yönetmen Dersu Yavuz Altun “Anadolu Çelebisi” ni hatırlatmak istediklerini söyledi.

“Zübük”, ölümsüz mizah yazarı  Aziz Nesin tarafından roman olarak yazılmış ve ülkemiz mizah yazını için  çok önemli bir yapıt olduğunu söyleyen Dersu Yavuz Altun: Taşıdığı dramatik olanaklar nedeniyle daha önce sinemaya ve tiyatroya  uyarlanmış. Özellikle suya sabuna dokunmayan mizah’ın revaçta olduğu böyle bir dönemde, mizahın, yeri geldiğinde nasıl güçlü bir silah olduğunu gösteren Aziz Nesin  ustayı,  egemenlere karşı sözünü sakınmadan söyleyen  bu korkusuz “Anadolu Çelebisi” ni  hatırlatmak istedik sahnelerden…


AST geçen yıl da aynı oyunu sahneye taşıyacaktı, lakin daha sonra Giderayak adlı oyun gündeme geldi ve sezon boyunca Giderayak oyunu sahnelendi. Zübük adlı oyun neden geçen yıl değil de bu yıl sahnelenecek? Geçen yıl size engel olan nedenler neydi?

Yapım açısından daha iyi olanaklar ve daha geniş bir zaman gerektiriyor “Zübük” oyunu…  Ancak bu sezon,  bu yapımı gerçekleştirebilecek olanakları sağlayabildik…

Ülkemizin geldiği noktada, yani hemen hemen her gün şehit haberlerinin olduğu, ekonomide ciddi çatlaklar yaşandığı, diplomatik ilişkilerin “zarar” gördüğüne inanıldığı bu dönemde, neden Zübük adlı oyunu sahneye taşımak istiyorsunuz? Zübük oyunuyla izleyiciye, tiyatroseverlere ne tür mesajlar iletmeyi düşünüyorsunuz?

“Zübüklük”; Başta inanç olmak üzere, toplumdaki tüm iyi duyguları, umutları, çaresizliği, eğitimsizliği paraya, çıkara, iktidara tahvil etme,  sonuna  kadar sömürme sanatı.

Özellikle inanç ve umut sömürüsüyle iktidarı ele geçirenlerin içyüzünü anlatan, bu coğrafyanın değişmez kaderini mizahın çarpıcı diliyle sergileyen bir yapıt “Zübük”.  “Zübüklerin iktidarından kurtulmanın tek yolu var, kendi zübüklüklerimizden kurtulmak.”  Bu yüzden bu romanı sahneye taşımak AST için tarihsel bir sorumluluk.

“Zübük”  oyunu, “vatandaş-seçmen” portresi didik didik eden, “Zübükler Diktatörlüğü”nden kurtuluş için, sahici bir yüzleşmenin gerekliliğini vurgulayan ve herkesi hesaplaşmaya,  yüzleşmeye, sorgulamaya davet eden bir yapım olarak projelendirildi.

AST geçen dönemlerde ciddi sıkıntılar yaşayan bir tiyatroydu. Bu sıkıntıların izlerinin hala sürdüğü biliniyor. AST yönetiminin sıkıntıları gidermek üzere aldığı önlemler nelerdir? AST’ın bugün geldiği nokta nedir?

Bir tiyatroyu ayakta tutan tek şey, o tiyatroya ekmek, su, hava kadar ihtiyaç duyan seyircilerdir. AST tarihsel doğrultusunu ve misyonunu yitirmeden, bu günün seyircileri ve onların tiyatrodan beklentilerini hesaba katarak yeni bir repertuar politikası oluşturacak, kendi seyircisini yaratarak tüm ekonomik sorunlarının üstesinden gelecektir.

İki sezondur yönetimi devralan genç ekip,  bu yolda kısa zamanda çok yol kat etmiştir.. Ekonomik sorunlarını büyük oranda çözmüş, asıl çözülmesi gereken sanatsal yaratım sorunlarına ağırlık vermeye  başlamıştır… Bu sezon AST’ın ekonomik sorunlardan söz edeceği son yıl olacaktır… AST, dünyaya, hayata, insana karşı duyarlı olan seyircilerle etkin bir biçimde buluşmaya başlamıştır…  Nitelikli oyunlar, çok çalışmak ve üretmek bizi düzlüğe çıkaracak tek yoldur…

1950-1970 dönemleri arasında başta AST olmak üzere birçok özel tiyatro, “politik”, “eleştirel” oyunları sahneye taşıyordu genellikle. Ancak son yıllarda vodvil türü oyunların sahneye taşındığını görüyorduk. Bu yıl yine İstanbul’daki tiyatrolara bakıldığında vodvil türü oyunların geniş yer tuttuğu gözleniyor ancak 12 Eylül’ü hicveden ya da diğer politik oyunların da az da olsa sahnelenmek istendiği de bir gerçek. Zübük de bu anlamda tiyatro sahnesine taşınmış olmalı? Özellikle mi Aziz Nesin’in bu eseri tercih edildi?

“Şimdi çok iyi anladım ki, zübük bir tane değil, biz hepimiz birer zübüğüz… Bizim hepimizin içinde zübüklük olmasa, bizler de birer zübük olmasak, aramızda böyle zübükler büyüyemezdi. Hepimizde birer parça olan zübüklük birleşip işte başımıza böyle zübükler çıkıyor;  Oysa zübüklük bizde, bizim içimizde. Onları biz, kendi zübüklüğümüzden yaratıyoruz. Sonra, kendi zübüklüklerimizin bir tek Zübük’te birleştiğini görünce ona kızıyoruz”

Zübük Romanından

Bu roman yazılalı 50 yıldan fazla bir zaman olmuş… Yarım asır,  dile kolay… Ve baktığınız zaman bu coğrafyada temelde değişen hiç bir şey yok…  “Zübükler Diktatörlüğü” hiç değişmemiş. Neden? Çünkü bu diktatörlüğü yıkacak  olan insanlar, “mikro zübükler”  olarak yaşamayı tercih etmiş.. İşte toplum olarak yüzleşmemiz gereken şey bu; İçimizdeki Zübük kırıntıları..  Bu oyun bu yüzleşme için sahneden bir çağrı..


AST’ın geçen dönemlerde ne yazık ki izleyici sayısının azaldığını da biliyoruz. Sizce Zübük, AST’a küsen izleyiciyi geri döndürebilecek mi? Oyunun izler kitlesi açısından istenilen başarıya ulaşabileceğini düşünüyor musunuz? Ya sizin düşündüğünüz tersi olursa, tiyatronun bir “B” planı var mı, izleyiciyi tiyatroya çekmek için?

“Zübük” oyunu,  gerek romana duyulan ilgi, gerek Aziz Nesin ismine duyulan saygı düşünülünce seyircisiyle buluşması için bir çok avantaja sahip bir proje…  Oyunu çağdaş bir yorumla, canlı müzik ve açık biçim tekniğiyle ete kemiğe büründürmeye çalışıyoruz. Bu da gösteriyi oldukça akıcı, tempolu, eğlenceli bir atmosfere sokuyor… Bizim seyircimiz  bu tarz oyunlara sıcak yaklaşıyor.

Söyleyecek sözü olan, iyi yapılmış bir mizah her zaman karşılığını bulmuştur bu coğrafyada.. B planına gelince; 50 yıllık bir kurumun B,C,D hatta E planı bile olmak zorunda… Sezonun 2. Yarısında “Astronot Aranıyor” adlı  sıra dışı bir projeyle Ankaralı seyircilerin karşısına çıkacağız… Seyirciyle buluşmak için farklı, ses getirecek projelerimiz de var… Yani çalışıyoruz.. Ama AST’tı hakkettiği saygınlığa ve güce ulaştırmak için daha çok çalışmamız gerekiyor.

Oyunun hazırlık çalışmaları ne kadar zaman aldı? Oyun pek çok kez sahnelendi. Siz, nasıl bir reji anlayışıyla oyunu sahneye taşıyacaksınız? Farklılıklar nelerdir?

Oyunu yaklaşık bir aydır provada, 14 ekimde prömiyer yapacağız.

Oyuncuların hem anlatıcı hem oyuncu olduğu  “Açık biçim” ,  mini bir orkestranın seslendireceği canlı müzik,  yazarın mizahını-  iletisini oldukça kıvrak ve eğlenceli bir biçimde seyirciyle buluşturacak diye düşünüyoruz..


Bir de günümüzde sahnelenen oyunlara baktığımızda, genellikle olması gereken sürenin çok üzerinde sahneleniyor oyunlar, bu da izleyici açısından sıkıntıya yol açıyor? Bu oyunun süresi nedir? İzleyici oyunu izlerken, bazı sahneler için “gereksiz” olduğu düşüncesine kapılacak mı? Bu zaman meselesi çok göreceli.

Bazen, çok iyi sahnelenmiş beş saatlik bir oyunun nasıl geçtiğini anlayamaz insan ama kötü sahnelenmiş yarım saatlik bir  oyun bile sonsuza kadar sürecek bir işkence  hissi uyandırabilir. Biz metni, rejisi, oyunculuğu ile iyi bir yapıma imza atmaya çalışıyoruz. Provalarımız oldukça eğlenceli geçiyor. Seyircilerimiz de bizim kadar gülerse, hiç bir dakikanın fazla geleceğini sanmıyorum.

T24