Avrupa Sanatta Değişime Hazırlanıyor

Roslyn Sulcas

Mimesis Çeviri – Haklarından mahrum edilmiş gençlik her yeri talan edip camları kırarken Londra yanmaya devam ediyor. Polis ellerindeki zırhları sallayarak Yunan Parlamentosu’nun önünde bağıran protestocuların üstüne yürüyor ve on binlerce insan Madrid’deki Puerta del Sol meydanında yükselen işsizliğe karşı kamp kuruyor.

New York’taki Crossing the Line [Çizgiyi Aşmak] Festival’inden, enstrümancı Faustin Linyekula’ya eşlik edilen bir sahne. Zayıflayan ekonomilere rağmen birçok sanat festivalinin bilet satışı arttı. Fotoğraf: Agathe Poupeney

Nytimes, 25 Ağustos 2011, Çeviri: Ömer Ongun

Bunlar, son birkaç haftadır gazeteler ve televizyonların geçtiğimiz yazı Avrupa’nın zulüm ve kargaşa mevsimi olarak süsleyip tasvir ettiği görüntülerden bazıları. Ama hayat ve sanat devam etti. On bin koltuklu Epidaurus Antik Tiyatrosu’nda Kevin Spacey’nin oynadığı  “III. Richard”’ oyununun bütün biletleri tükendi. Gösterinin sahne aldığı Atina Festivali’nde ise bilet satışı geçen yıla göre % 24 artış gösterdi ve Barselona Festivali de bu yıl izleyici sayılarının beklemedikleri şekilde arttığını söylüyor. Bu arada Fransa’daki Avignon, Montpellier ve Aix-en-Provence Festivalleri de şimdiye kadar olduğundan çok daha geniş katılımlı ve popüler.

Birçok festival ve tiyatro yönetmeninin de belirttiği gibi belki de insanlar zor dönemlerde sanata yöneliyorlar. Ancak onların da kabul ettikleri gibi Avrupa’yı kuşatan şu anki krizin sanat üzerinde de büyük etkileri olacağına kuşku yok. Devletin sanata verdiği desteğin, evvelden beri konmuş olan, sağlık hizmetlerinden faydalanma ya da düzgün yollara sahip olma gibi vergisini veren herkesin hakkı olan bu desteğin erozyona uğradığına dair veriler mevcut.  Bu destek daha çok Amerikan usulü fon yaratma modeline geçiyor ve bu model de sanatın kendileri için bir şeyler ifade eden insanların ödediği bir lüks olarak görüldüğü bir model.

Bu değişimin bütçe açıklarının balon gibi şiştiği ve hükümetlerin her sektörde gider kesintisine gittiği böyle bir döneme denk gelmesi de rastlantı değil. Bunun sanat üzerindeki etkileri ise Avrupa’ya nüfuz edip onun da ötesine geçecektir.

Bu değişimlerin sonuçlarına dair Avrupa ve ABD’li sanat yönetmenleriyle yaptığımız ve aşağıda yer alan görüşmelerde, belirli temalar öne çıkıyor. Herkes “bekle ve gör” gerginliği yaşıyor; ancak kimse sanatın biteceğini düşünmüyor.

Sylvie Guillem, Sadler’s Wells, Londra, 2010. Fotoğraf: Lesley Leslie-Spinks

YORGOS LOUKOS, sanat direktörü, Atina & Epidaurus Festivali

Birkaç yıl önce Yunanistan’da işler kötüye gitmeye başlayınca Kültür Bakanı’na “Eğer paramız yoksa iptal edelim.” dedim. “Hayır” dedi. “Kepenkleri indirmeye başlayamayız.” Bence onlar da festivalin olumlu bir etki bıraktığının ve ülkede bir şeylerin devam ettiğini gösterdiğinin farkındalar. Devletten 10.4 milyon dolar alıyoruz ve bilet satışından 5.3 milyon dolar gelir elde ettik. Bu rakam da tekrar bütçeye döndü. Bu yıl büyük bir güvensizlik vardı çünkü destek alıp alamayacağımız ya da ne zaman alacağımız belirsizdi ve bu yüzden kimi nasıl dâhil edeceğimizi ve ödemeleri nasıl yapacağımızı bilmek zordu. Ben insanların önceki yıla göre fakirleşeceklerini düşünmüştüm ama bu yıl 35 bin adet daha fazla bilet sattık; bence insanlar kriz zamanı sanata daha çok yöneliyorlar. Sanatsal olarak kesintiye gitmedim: 30 tiyatro gösterimiz oldu, 12 dans gösterisi ve birçok müzik ve sergi ve tabii ki de Yunanistan’ın tamamı Kevin Spacey için çıldırdı. Bakanlık ise seneye paraları olacağı sözünü verdi.

JOSEPH V. MELILLO, yönetmen, Brooklyn Müzik Akademisi

Bu ekonomik durumun etkisi 2012-13 yılına da yansıyacak. Eğer mecazi bir barometrem olsaydı bana burada ölçeceği gösterge güvensizlik olurdu. İnsanlar parası olup olmadığını bilemiyor ve bu yüzden de bir taahhütte bulunamıyorlar. Bu demektir ki bizim sahamızdaki en basit işletme pratikleri dahi bundan sonra aynı olmayabilir. Eğer İspanyol devleti bizim İspanya organizasyonumuz için havayolu ulaşımı desteğinde bulunacaksa ben bunun artık olacağını varsayamam. Bizim daha çok kendi fonumuzu yaratmamız gerekecek, çünkü küresel sanat daha masraflı hale geliyor. Ancak olabilecek en kötü şey bizim uluslararası topluluk erişiminden geri adım atmamızdır.

ALISTAIR SPALDING, başyönetmen ve sanat direktörü, Sadler’s Wells

İtalya ya da İspanya’ya gittiğiniz vakit, ekonomik durumun sanatı nasıl doğrudan etkilediğini görürsünüz. İngiltere’de ise bir kere devlet desteği daha azdır, bu zaten kötü. Ancak gişe hâsılatı ve fon yaratma alanlarında da zorluklar var. Bizim için dünyanın dört bir yanında giderleri paylaşabileceğimiz mekânlarla karşılıklı bir dayanışma sistemi içerisinde olmak çok önemlidir. Ancak bu gittikçe zorlaşacak, çünkü bu işi yapabilecek festival ve tiyatro sayısı da bütçe baskısından dolayı azalacaktır. Asıl zorlu iş içerik açısından tutucu olmamakta, çünkü insanları heyecanlandıran şey yeni olandır, güvenli olma hissi değil.

JONATHAN MILLS, direktör ve başyönetmen, Uluslararası Edinburgh Festivali

Ben, ABD ve Avrupa’nın dünyada oynadıkları rollerinde gerçekleşen kaçınılmaz düşüşe dair bir memnuniyet hissi oluştuğunu düşünüyorum ancak bu tartışma sadece ekonomik terimlerle ifade ediliyor. Sanat her zaman bu kısa görüşlü bakışın kurbanı olacaktır. II. Dünya Savaşı sonrasında yeni bir toplum yaratma niyetiyle hazırlanan bir festivalde çalışıyorum. İskoçya’da bizler kültürün oynadığı rolü çok iyi bilen ve takdir eden bir devletle çalışıyoruz. Yapabilecekleri her şeyi yapıyorlar; Edinburgh şehri ve İskoç devletinden 8.2 milyon dolar alıyoruz ve gelecek yıl da bu kesilmeyecek.

Bizi etkileyecek olan şey ise şu; Avrupa’daki birçok organizasyona destek için ayrılmış bir meblağ vardı, eğer bir orkestranın fonları kesilirse, turne için daha çok para isteyeceklerdir ve dolayısıyla daha az insan onları ağırlamak isteyecektir. Bizi endişelendiren bunun sonucunda oluşacak zincirleme etkidir.

RICARDO SZWARCER, direktör, Barselona Grec Festivali

Maaşlarımız %5 azaldı ve son iki yılda bütçede %25 kesinti oldu; bu yıl ise sanat için 3.5 milyon dolar, diğer harcamalar için ise 5.75 milyon dolar bütçe aldık ve bunun çoğu Barselona şehrinden geldi. Kriz henüz bitmedi. Etkisi yeni hissediliyor. Bu sene benim direktör olarak son senem olmasına rağmen bana öyle görünüyor ki festivalin 7 hafta olan süresini kısaltmak zorunda kalacaklar. Sanatın diğerlerinden farklı bir sistem olduğunu düşünmüyorum; insanların işleri farklı şekilde gerçekleştirmeye alışması gerekecek.

SIMON DOVE, yardımcı küratör, Crossing the Line Festivali, French Institute Alliance Française

Buradaki en büyük sorun işlerin yaratılması. Avrupa’da kültürün bir parçası olarak araştırma ve geliştirmeye para ayrılması gerektiğine dair yaygın bir kanı vardı. Ancak şu anda özellikle de Hollanda’da gerçekleşen şey şu; büyük yapılar kaynakları tutuyor çünkü bu kamusal bir kültür illüzyonu yaratıyor. “Crossing the Line” festivalinin önceliklerinden biri de sanatçıların iş geliştirebilmeleri için altyapıların güçlendirilmesiydi ve biz de ABD’li sanatçılar için Avrupa’da uygun yerler bakıyorduk. Şimdi ise tam aksine Avrupalılar gelip ABD’de çalışmak istiyor. Siz de birçok sanatçının Çin, Avustralya, Brezilya ve Rusya gibi gelişmekte olan ekonomilerde çalıştığını göreceksiniz. Bu da neyin kültürel olarak uygun olacağı konusundaki nosyonumuzu değiştirecektir.

Yorum


işlemi tamamlayınız: