Kaybolan Pointe: O Harika Kadın Koreograflar Nerede?

Judith Mackrell

Mimesis Çeviri – Bu günlerde dans sahnesi patlama halinde. O zaman neden tüm dikkatler erkek koreografların üzerinde?

Guardian, 27 Ekim 2009, Çeviri: Banu Açıkdeniz

Dans her zaman kadınların, sadece daha görünür olduğu değil, aynı zamanda daha çok iş başında olduğu bir sanat formu olagelmiştir. Meslekte kilit bir rol oynayan kadınların, öncü çağdaş koreograf Martha Graham’den, Kraliyet Balesi’nin (Royal Ballet) kurucusu Ninette de Valois’ya ve daha geç dönemdeki, muhteşem Pina Bausch’a kadar uzanan listesi uzun olduğu kadar etkileyici de. Ancak geçen hafta, Britanya’nın önde gelen dans festivali, Dance Umbrella, Dance UK adlı baskı grubuyla güçlerini birleştirerek “Kadınlar nerede?” başlıklı bir tartışmaya ev sahipliği yaptı.

Bu, tüm yaz boyunca gündemde olan bir konuydu. Dans sahnesi hiç bu kadar sağlıklı görünmemişti, ancak aynı zamanda belirgin bir şekilde alpha male[i] görünüyordu. Birleşik Krallık’ta, Wayne McGregor, Matthew Bourne, Michael Clark ve Russell Maliphant gibi koreograflar sahnelerimizde ve basınımızda ağırlıklı olarak yer alıyorlar. Ortada -oldukça kişisel ve güçlü işler çıkaran- pek çok kadın olmasına rağmen, çok azı erkek meslektaşlarının yaptığı gibi geniş bir kitleye hitap eden gişe rekoru kıran işler üretiyorlar.

O zaman, ne değişti? Dans, genel cinsiyetçi kültüre mi teslim oldu, ya da mesleği etkileyen bazı özgün meseleler mi var? Ayrıca, bu gözle görülür marjinalleşmeyi kadınlar kendileri mi tercih ediyorlar yoksa bu onlara başkaları tarafından yamanan bir şey mi?

Son derece orijinal ve provokatif bir politik yaklaşıma sahip olan Vincent Dance Theatre’ın yönetmeni Charlotte Vincent (41), kendi yaş grubundaki kadınların pek çoğunun kendi istekleriyle erkeklere kıyasla daha düşük profilli işlerde çalışıyor olabileceklerini düşünüyor. “Şunu merak ediyorum” diyor, “erkekler virtüöziteyle, atletizmle, saf dansla ve çok satan işlerle ilgilenirken benim kuşağımdaki kadınlar daha çok formların karışımıyla ya da duygusal yönü ağır basan küçük işler yapmakla mı ilgileniyorlar.”

Ancak Vincent bir yandan kendi kuşağı hakkında iddialı genellemelerden kaçınıyor. Sonuçta, Jonathan Burrows, İngiltere’de titiz bir araştırma sonucu oluşturulan içe dönük çalışmalarıyla ünlüyken, Amerikalı kadın koreograf Twyla Tharp repertuardaki en havalı virtüöz dansları yaratabiliyor. Ancak Vincent’ın toplumsal cinsiyet ayrımları konusundaki görüşleri başkaları tarafından da kabul görmekte. İsviçreli Bern Ballet’nin sanat yönetmeni Cathy Marston şöyle söylüyor: “Bir keresinde kendi tarzımı Wayne McGregor’ınki ile kıyaslamıştım, onun daha çok kemiklerle benimse daha yumuşak bölgelerle ilgilendiğimi söylüyordum. Belki de bu, ‘ben duygularla daha fazla ilgileniyorum’ demenin başka bir yoludur.”

Karın kaslarıyla gösteriş

Güney Afrika’da çalışan pek çok siyah genç kadından biri olan, ödüllü dansçı ve koreograf Nelisiwe Xaba,  ülkesinde erkeklerin daha görünür olmasının basit fiziksel bir açıklaması olabileceğine inanıyor. “Onlar için bu sadece t-shirtlerini çıkarmalarıyla ilgili bir şey” diyor.  “Karın kaslarını göstermeden koreografi yaptıklarını hissedemiyorlar.”

Erkeklerin daha saldırgan biçimde fiziksel koreografiler yapmaya eğilimli olması eğitimlerinden kaynaklanıyor olabilir: kadınlara kıyasla daha fazla kas tekniği geliştirmeye, daha yükseğe sıçramaya, daha fazla pirouette atmaya teşvik ediliyorlar. Bu durum belki büyük salonlarda neden erkek çalışmalarının daha ağırlıklı bir yere sahip olduğunu da açıklayabilir. Büyük sahnelerde cesur biçimler ve zengin dinamikler, içe dönük koreografilere göre daha iyi görünüyor.

Tepedeki erkek grubu ile ilgili bir başka iddiaya göre ise diğer sanat dalları gibi dans da baskı altındaki bir pazar içinde yer alıyor ve erkekler burada kendilerini satmaya daha iştahlılar. Julia Carruthers Londra Southbank’deki dans ve performans bölümünün eski yöneticisi. Kendi çalışmalarını görünür kılmak için kendisiyle ilişkiye geçen koreografların davranışlarında toplumsal cinsiyete bağlı olarak ciddi farklar oluştuğunu gözlemlemiş. “Erkekler bana durmadan e-posta gönderiyorlardı” diyor ve ekliyor “Ajandamda bir yer kapabilmek için çok daha inatçı davranıyorlardı. Kadınlar ise daha belirsiz ve utangaçtılar, parmak uçlarına basa basa, konuşup konuşamayacağımızı sormaya geliyorlardı.”

Kadınlar kendi hırsları konusunda daha karmaşık duygular içindeler, ve görünen o ki bu durum kendilerinden önceki kuşaklar için de geçerli. Ninette de Valois Britanya bale sahnesinin ilk otuz yılına öncülük etti, ancak hala şunu söylemekteydi: “Kadınlar öncü işler yapmakta iyidirler – fakat belli bir noktaya geldiğinde, erkekler devreye girmelidir.”

De Valois’nın ifadesi garip bir şekilde kendini geri planda tutan bir tavır gibi duyulsa da, tarihsel bir gerçeği barındırıyor. Dans tarihinin en tepesindeki kadınlara bir bakın: sanat formunun geçiş dönemlerinde çoğu kadın koreografın aktif olduğunu göreceksiniz. Modern dansın ilk, deneysel döneminde, 1920’lerde ve 30’larda ön planda Martha Graham, Doris Humphrey ve Mary Wigman gibi kadınlar vardı, tıpkı De Valois, Marie Rambert, Bronislava Nijinska ve Ida Rubinstein’ın ilk bağımsız bale kumpanyalarının pek çoğunu kurmuş olması gibi. 1960’larda Amerika post modern sahnesi de kadınların öncülüğündeydi, keza Britanya’da yeni ortaya çıkan bağımsız dans hareketi de Siobhan Davies, Rosemary Butcher, Yolande Snaith, Lea Anderson ve Shobana Jeyasingh’in öncülüğünde gelişti.

Erkeklerin dansa, bu alanın göz kamaştırıcı, heyecan verici, kârlı ve başarılı hale geldiği noktada adım attıkları iddia edilebilir. Erkek koreografların cesaret kırıcı şekilde liste başı olduğu tek yer Birleşik Krallık değildir: Uluslararası sahnede de Anne Teresa de Keersmaeker gibi Mark Morris, William Forsythe, Jiˇrí Kylián, Christopher Wheeldon ve Alexei Ratmansky’nin üstünlüğü ile yarışabilen çok az sayıda kadın var. Amerika’da son zamanlarda yapılan araştırmalar en iyi 59 dans kumpanyasından sadece 10’unun kadınlar tarafından yönetildiğini gösteriyor. 2000 yılında, çağdaş koreograflara National Endowment of the Arts tarafından verilen 18 ödülden sadece beşi kadınlara verilmiştir. Daha da kötüsü, erkeklere verilen ödüllerin ortalaması 10,000 $ iken kadınlara verilen 5,000 $ kadardır.

Bu rakamlar kadınların genel durumunu yansıtırlar, fakat bu çarpıklığa katkıda bulunan, dans alanına özgü başka koşullar da bulunmaktadır. Çelişkili bir biçimde, kadınlara kıyasla daha az sayıda erkeğin bu alana girişi yapıyor olması, neden büyük bir çoğunluğunun tepeye tırmanabildiğini açıklayabilir. Greenwich Dance Agency’nin yönetmeni Brendan Keaney, pek çok genç erkek için, dans kariyerinin önündeki toplumsal ve kültürel engellerin hala göz korkutucu olabildiğini söylüyor. Bu engelleri aşabilenler ancak istisnai bir şekilde bağımsız ve hırslı olanlar oluyor. Kearney Doğu Londra’da, dünya çapında başarılı New Adventures’ın yönetmeni Matthew Bourne ile aynı bölgede büyüdü. “Bir erkeğin dans alanına girmeye karar vermesi için bu konuda oldukça motive olması gerekir” diyor Kearney. “Matthew’un bugün bulunduğu yer bir tesadüf değildir.”

Fakat aynı şekilde, bir erkek dans eğitimine başladığında, kısa sürede değerli bir mal olduğunun farkına varır. Kadınlardan oluşan bir dans stüdyosundaki iki ya da üç erkekten biri olacak, ve sadece öğretmenlerinin daha fazla dikkatini çekmekle kalmayacak, fakat aynı zamanda sınıfındaki kadın arkadaşlarına kıyasla daha fazla iş teklifleri alacaktır. Dans alanında temel seviyede bir yetenek, bir erkeği çok ileriye götürebilir. Nelisiwe Xaba’nın gözlemlediği gibi: “Bir kızı kaldırabiliyorsan, bu yeterlidir.” Bu tarz bir muamele kendilerini bu alanda yetkili hissetmelerini sağlayabilir ve bu da koreograf olduklarında davranış biçimlerini şekillendirecektir.

Son yirmi yıl içinde ortaya çıkan başka bir faktör daha var. London School of Contemporary Dance’ta (Lonra Çağdaş Dans Okulu) koreografi eğitimi veren Karen Greenhough eski öğrencileri arasında ciddi bir bebek patlaması olduğunu fark etmiş: diğer mesleklerde çalışan kadınlar gibi, bu alandaki kadınların çoğu da iş ve aileyi bir araya getirmeye çalışıyor. Ancak bu, dans alanında kolayca üstesinden gelinebilecek bir iş değildir.

Bir kadının biyolojik saati koreografi kariyerinin seyriyle oldukça uyumsuzdur. 30’lu yaşların ortaları – en çok bebek sahibi olunan yıllar – oldukça zalim bir süreçtir, dansçılar icracılığın sonuna yaklaşırlar ve yaratımlara başlamaya hazırdırlar. Benzer şekilde, faal olan koreograflar da çalışmalarını en yüksek seviyeye taşımaya çalışmaktadırlar.

Çocuk bakımı için dev bir sıçrayış

Görünen o ki, geçmişte kadınlar aile ile iş arasında seçim yaparken daha acımasızdılar. Büyük koreografların çok azı çocuk sahibiydi; ve nadiren birden fazla çocuk yaparlardı. Bugünkü çalışma mekanlarının, kadınlar için annelik ve yaratıcılığı bir arada yürütmeyi kolaylaştırdığını düşünebilirsiniz. Ancak yükseklerde uçan bir koreograflık kariyerini koruyabilmek aslında bugün çok daha zor, çünkü dans mesleği çok daha küresel ve yoğun hale geldi.

Dünyanın önde gelen dans yapımcılarından biri olan Wayne McGregor, büyük bir görevi kabul ettiğinde ileriki yıllarını da bugünden planlayabilecek durumda olması gerektiğini söylüyor. Eğer belli bir tarihte bir provada bulunması gerekiyorsa, hiçbir şeyin buna mani olmaması gerektiğini biliyor. Programda, hasta bir çocuk ya da muhtemel bir hamilelik için herhangi bir esneklik bulunmuyor.

Charlotte Vincent, geçtiğimiz günlerde, anneliğin kadın koreograflar üzerindeki etkisini inceleyen bir proje organize etti. Onun için bu durum hala, kadınların çoğunun bugün neden daha küçük, esnek ve görünmez işlerde çalıştığını ortaya koyan en önemli açıklama.  Geçen hafta yapılan tartışmada kadınların kaybettikleri profilleri nasıl tekrar kazanacakları üzerine çeşitli öneriler yapıldı– Orange ödülünün[ii] dans alanında bir muadilini oluşturmak; eleştirmenler, programcılar arasında konuyla ilgili daha büyük bir farkındalık yaratmak, bunlardan bazılarıydı.

Fakat Vincent pratik meselelerin çok önemli olduğuna inanıyor. Kumpanyanın bu dönemki turnesi için, Arts Council England (İngiltere Sanat Konseyi) ile tarihi bir anlaşma yaparak gruptaki iki dansçının çocuk bakımı masraflarının karşılanması için söz aldı. Kariyerlerinin önemli yıllarında kadın koreograflara bu gibi destekler sunulursa, kim bilir, belki de çok daha fazla kadın koreograf dans gündemini belirlemeye başlayabilir. Böylece, Graham, De Valois, Nijinska ve diğerlerinin büyük öncü kız kardeşliği, artık kaybedilmiş bir altın çağ olarak görülmez.

Bu yazının orijinali: http://www.guardian.co.uk/stage/2009/oct/27/where-are-the-female-choreographers


[i] Ç.N. Alpha male bir topluluk içinde saldırgan bir şekilde en üst basamaklara yerleşen erkekler için kullanılan bir terim. http://simple.wikipedia.org/wiki/Alpha_male

[ii] R.N. Orange ödülleri edebiyat alanında sadece kadınlara verilen bir ödüldür.

Yorum


işlemi tamamlayınız: