Üç Ustanın Modernite Manifestosu

Biletleri birkaç saatte tükenen Kevin Spacey’nin oynadığı ‘3. Richard’ın Türkiye galası önceki gece yapıldı. Ünlü işadamları, sanatçılar, oyuncular ve tabi ki kameraların yoğun ilgi gösterdiği oyunu, tiyatro eleştirmeni Zeynep Aksoy değerlendirdi.

Dünya çapında bir virtüozla bir orkestra şefinden bir klasiği, örneğin Rachmaninof’un 3. Piyano Konçertosu’nu dinlemeye giderken bazı şeylerden eminsinizdir. Harika bir eseri çok iyi seçilip yönetilmiş bir orkestradan dinleyeceğinizden, piyanistin tekniğinin pürüzsüz olacağından… Yorumla ne katılmış, ona bakarsınız…

‘Amerikan Güzeli’nin Oscar’lı çifti Sam Mendes/Kevin Spacey’nin ‘3. Richard’ının tepeden tırnağa çok yüksek standartta bir prodüksiyon olması, böyle bir birliktelikten (Shakespeare/Mendes/Spacey-kendi dönemlerinin kendi alanlarında en özgün, en yenilikçi zanaatkâr/sanatçıları) beklenen bir şeydi. Bu muhteşem malzemenin neresinden tutmuşlar, neleri ön plana çıkarmışlar ve seçimlerde ne gibi tuzaklara düşmüşler gibi noktalardı üzerine kafa yorulacak merak unsurları benim için.

Rejide şunu teslim ederek başlayalım: Işıkçısından eleştirmenine, tiyatro profesyonelleri için fetişizme kayabilecek denli orgazmik bir göndermeler şenliğinden inşa edildiği halde normal seyirci için bütünlüğünü hiç bozmayan müthiş bir zanaat ve üslup(lar) hâkimiyeti esas alınmış. Temiz ve apaçık, metnin karmaşasını bile çözen ama detayda çok katmanlı bir reji yaklaşımıyla karşı karşıyayız.

Sam Mendes oyunun programındaki söyleşisinde ‘3. Richard’da insanın Shakespeare’in genç bir yazar olarak tiyatronun kendine verdiği imkânları incelediği hissine kapıldığını söylüyor. Mendes’in iktidar hırsının evrensel yıkıcılığına odaklanan rejisi de kendi stil potburisini yaratıyor: Bir tek sahne tasarımında tiyatroda modernitenin simgesi minimalizm sabit tutulmuş; diğer her şey 20. yüzyılın oynak zemininde kayıyor. Son imparatorluklardan 1. Dünya Savaşı’na, Büyük Bunalım’dan medya ve enformasyon çağı göndermelerine, kostüm detaylarında yakalanan dönemler ustalıkla bir arada. Bunun üzerinde Brechtyen mizansenler, metot ve klasik Shakespeare oyunculuğu, Beckett, Grotowski, Peter Brook biçim çeşitlemelerinde göz kırpıyor sahneden sahneye. Mendes sanki genç Shakespeare’in yazarlığındaki stil denemelerini rejisinin temeline oturtmuş ve buradan yola çıkarak tiyatroda modernitenin ‘best of’ları aracılığıyla iktidar hırsının yıkıcılığına dair bir manifesto yazmış 3. Richard’da.

Kevin Spacey’i zorlayanlar kadınlar

‘Best of’ları bol bir iş, haliyle. Kevin Spacey onu Kevin Spacey yapan hınzır ve hain tekinsizliğiyle keskin zekâsının çekiciliğini harmanlamış. Tekniğine taklasını attırmış, hem özgün hem de gelenekten beslenen gayet gey ve ‘madi’ (geçimsiz) 3. Richard portresinde 3.5 saat boyunca artık ziyadesiyle eğleniyor. Sık sık karakterden çıkarcasına abartıyor Shakespeare’in ‘soytarı kral’ının seyirciyi sırdaş seçmesini seyirciyle flört adına. Enerjisi, ani öfkeleri, dil cambazlığı, matraklığı doruk noktasına taşırken aktörlüğünü, bu çok boyutlu karakterin kendinden nefret maskesini hiç kullanmaması ise bir eksiklik. Erkek kastın geri kalanında bir numara yok, temiz ama adeta özellikle marke oynuyorlar. Richard’dan sahne çalma hakkı olan tek erkek karakter Buckingham Dükü Chuck Iwuji ise düpedüz yetersiz.

Spacey’yi zorlayanlar, kadınların performansları; Gemma Jones’un ‘kedili kadın’vari büyücü kraliçe Margaret’i ve Maureen Anderman’ın York düşesi, klasik Shakespeare oyunculuğunun şahikaları, Annabel Scholey’in Lady Anne’den yarattığı ‘Tarantino kadını’ beklenmedik ve çekici. Nefret ve öfkenin cinsel arzuya evrildiği Spacey/Scholey ‘düet’i ve Richard’ın annesinin gazabıyla raksettiği Spacey/Anderman sahnesi, oyunculukta ilişki üzerine yazılmış birer mini tez.

Mizansenlerde başlarda işlevsel ve estetik bir sadelik tercih edilmiş. 2. perdeden başlayarak Bosworth muharebesinden önceki gece Richard/Richmond savaş planı ve takiben meşhur kâbus sahnelerinde dâhiyaneleşiyor mizansen ve oyunun sonuna kadar da çok güçlü. Shakespeare dönemi konvansiyonlarına selam eden kılıç düellosu ve genç erkek rolünde kadın kullanmak gibi şık dokunuşlar ise keyif verici.

3.5 saatlik uzunluğa gelince, dramaturgide her oyunun, özellikle de Shakespeare’in tarihsel oyunlarının kesilmesi mubahtır, bu prodüksiyon da sarkması kaçınılmaz sahnelere kıyamamanın yarattığı ani düşüşlerden kurtulamamış.

Mussolini’den Kaddafi’ye, 2. Dünya Savaşı’ndan büyük şirketler ve medya iktidarı faşizmine, sahnede bu kadar farklı stili bir arada kullanarak bu kadar çok şey söylemeye çalışmak ve bunu bir bütünsellik içinde başarmak çok zor ve bu anlamda Bridge Project’in ‘3. Richard’ının akrobasi ve zanaat ustalığına şapka çıkarılır. Seyirciye hafif üstten bakan soğukluğuyla büyü kıtlığı ise, mükemmeliğe bu kadar yaklaşma çabasının kaçınılmaz sonuçları.

‘3. Richard’, 9 Ekim’e kadar her akşam saat 20.30’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.

Radikal