Yaşamda ve Tiyatroda Şiddet Üzerinde Etraflı Bir Çalışma

Sevda Şener

Türel Ezici, Şiddetin Metafiziği ve Dramaturjik Görüntüsü-Kanlı Düğün, Arınış, Taziye (Mitos Boyut Yay. Nisan 2010) adlı  yapıtında,  insanlığın başlangıcından günümüze kadar varlığını sürdüren şiddet eğiliminin ve uygulamasının tarihçesi, sosyal ve psikolojik nedenleri üzerinde, konunun uzmanı düşünürlerin görüşlerinden yararlanarak  durmuş,   bu ön bilgi bağlamında, belli başlı tiyatro yapıtlarındaki şiddet  uygulamalarından yola çıkarak  kendi seçtiği üç çağdaş oyundaki şiddet eylemini, nedenlerini,  sonuçlarını incelemiştir. Yazarın vardığı sonuç, tiyatroda şiddetin başlangıçtan beri yer aldığı, kaynağını insanlığın ortak bilinçaltındaki şiddet eğiliminden aldığı ve temel özelliği olan toplumun yerleşik düzenini koruma işlevi konusunda düşünce üretmek üzere günümüz tiyatrosunda da devam ettiğidir.

Bu çalışmada yazar,  insanlığın kolektif bilinçaltındaki şiddet eğiliminin Antik dönemden günümüze kadar yazılmış tiyatro yapıtlarında, her yazarın kendi üslubu içinde yansıtıldığını, bu bakımdan hem genel anlamda tipik, hem yapıtın üretildiği toplumun kültür yapısı bağlamında kendine özgü olduğunu örnekler vererek göstermiştir. Türel Ezici ayrıca, şiddet arketipinin izini ayrıntılı olarak Federico Garcia Lorca’nın Kanlı Düğün, Tennessee Williams’ın Arınış, Murathan Mungan’ın Taziye adlı oyunlarında, bu oyunların trajik boyutu, şiirsel atmosferi, anlam katmanları üzerinde de durarak sürmüştür.

Çeşitli kaynaklara dayanılarak belirtildiğine göre başlangıçtan beri şiddet öncelikle düzeni koruma adına uygulana gelmiştir. Tabular, töreler, gelenekler, kurallar, yasaklar kurulu düzenin yapısını tehdit eden girişimleri şiddete başvurarak bastırmayı öngörür. Çok tanrılı dönemlerde Tanrılar, daha sonra Krallar, yöneticiler düzeni koruma yetki ve sorumluluğunu düzene karşı çıkanı cezalandırma suretiyle yerine getirmişlerdir.

Türel Ezici, konunun uzmanı düşünürlerin görüşleriyle desteklediği açıklamasında, baskıcı yönetimin egemen olduğu toplumlarda, doğal isteklerin, cinsel hazzın, içgüdüsel olanın,  toplumun yücelttiği değerler için tehlike teşkil ettiği gerekçesiyle yasaklandığını, bu durumu yansıtan tiyatro yapıtlarını örnek göstererek belirtiyor. İlkel dönemlerden beri şiddetle cezalandırılan arketipsel suçların cinayet, ensest, ihanet, saygısızlık olduğunu, bu konudaki düşünürlerin açıklamalarına dayanarak açıklıyor. Çağdaş toplumlarda düzeni koruyan ile düzene karşı çıkan arasındaki çatışmadan sonra varılan uzlaşmayla düzensizlikten düzen üretilebildiği halde, cinselliğe yönelik tahakkümün bu gün bile sürdürüldüğünü gösteren örnekler üzerinde duruyor.

Bu konuda en tipik örnek Sophocles’in Kral Oidipus adlı tragedyasıdır.  Bu oyunda,  Tanrıların,  daha o doğmadan önce, lanetlenmiş soyu yüzünden ona uygun gördüğü cezaya karşı çıkan, bilmeden kralı öldüren, gene bilmeden annesiyle evlenerek cinayet ve ensest suçlarını işleyen Oidipus, toplumun selameti adına cezalandırılacaktır.  Ceza, Oidipus’un gözlerini kör etmesi ve kendini sürgün etmesi biçiminde uygulanır. Böylece, veba salgının baş göstermesiyle bozulduğu anlaşılan düzenin sorumlusu olan suçlu toplumdan uzaklaştırılmış,  önceki uyum yeniden sağlanmış olacaktır. Oidipus’un kendine uyguladığı gözlerini kör etme cezası ve çektiği acı için duyulan acıma duygusu ise bu acıyı paylaşma biçiminde yaşanır. Düzenin bozulmasından duyulan korku ile çekilen acı için duyulan acıma duyguları yaşanarak tüketilmiş olur. Tiyatro terminolojisinde bu sürece katharsis (korku ve acıma duygularından arınma) denilmiştir ve toplum yaşamındaki karşılığı yas tutmadır.

Oidipus mitinin arketip niteliği kazanmış olan şemasının birçok halk masallarında,  söylencelerde olduğu gibi, tiyatro metinlerinde de ele alındığı görülmektedir.  Yazar kendi inceleme konusu olan Kanlı Düğün, Arınış ve Taziye adlı, her biri başka bir ülkede yazılmış, farklı kültürlerin ürünü olan oyunlarda bu şemanın nasıl uygulandığını etraflı olarak açıklamıştır.

Federica Garcia Lorca’nın Kanlı Düğün (1935) adlı oyununda  Gelin, kendi düğün gününde âşık olduğu Leonardo ile kaçmış, nişanlısına ihanet ederek suç işlemiştir. Cinsel kökenli bu suç toplumun aile üzenini bozucu niteliktedir ve  düzenin selameti için suçluların cezalandırılması gerekir. Leonardo ile damat adayı çarpışarak  birbirlerini  öldürürler. Ortada kalan Gelin, çatışmada ölen  nişanlısının  evinde, ona düşman olan kaynanasıyla birlikte  yaşamaya mahkûmdur. Yasak aşk  şiddet uygulanarak cezalandırılmıştır.

Tennesee Williams, Arınış (1940/42) adlı oyununda, belki de Lorca’dan esinlenerek, yüz yıl önce bir İspanyol çiftçi ailesinde yaşanmış olan olayı ele almıştır: Sevmediği bir adamla evlenmiş olan kadının, kocası tarafından öldürülmesinden sonra  kurulan mahkemede öldürülen kadının kendi erkek kardeşiyle cinsel ilişki içinde olduğu ortaya çıkar. Toplumun düzenini bozan bu  cinayet ve ensest suçu hem erkek kardeşin hem kocanın kendilerini öldürmeleriyle cezalandırılmış olur. İki çocuğunu da yitirmiş olan anne ve baba  kendi iç hesaplaşmalarını yaparlarken, suçun  neden olduğu susuzluk olayı üzerinde de  durulmuş,   cinayetin itiraf edilmesinden, ensest olayının açıklanmasından ve suçluların cezalandırılmasından sonra   hem toplumun, hem doğanın eski düzenine kavuştuğu anlatılmıştır.

Murathan Mungan Taziye (1982) adlı oyununda,  aşiretler arasındaki kan davası ekseninde geçen bir kız kaçırma olayından yola çıkarak, birbirine sevdalı karı kocanın uyumlu evliliğinin aşiretler arası düşmanlığı sona erdirmediğini, erkeğin  öldürüldüğünü, cinayetin suçunun karısına yüklendiğini ve kadının kendi  oğlu tarafından öldürülmesiyle sonuçlandığını anlatan, trajedi boyutlu bir öykü kurgulamıştır. Görünüşte  kan davasının öcü alınmış, yerleşik düzen sağlama alınmış gibidir.  Fakat kendi annesini öldürmek zorunda bırakılan  oğul’un bir anne katili olarak işlediği suçun  yeni cezalandırmalara yol açacağına ve  şiddetin sürdürüleceğine işaret eden açık uç düşündürücüdür.

Türel Ezici’nin  üzerinde durduğu bir başka nokta da, suçlu bulunduğu için cezalandırılan kişinin, cezanın infazından sonra kurban konumuna gelmesi, ölüsüne ağıtlar yakılmasıdır.  Şiddet yoluyla düzenin yeniden kurulmasından sonra amaçlanan arınmanın sağlanabilmesi için  kurban için yas tutulması gerekir. Farklı toplumlarda yas tutma ve ağıt yakma kültürü,  acı verici olanın algılanarak aşılması, yeniden huzura kavuşulması  için  yaygın bir biçimde yaşatılmaktadır. Bunun  tiyatro oyunlarındaki karşılığı, çekilen acılar için seyircinin de katılımıyla duyulan büyük acı (pathos) ve bu sürecin sonunda gerçekleşen arınma (katharsis) aşamasıdır. Yazar etraflı alarak incelediği, bütün göstergelerini değerlendirdiği, alt katmanlarına indiği üç oyunda, suç-ceza-yas-arınma izleği üzerinde durmuş,  cezalandırılanın kurban konumuna gelmesi ile oyunların trajik boyut kazandığını göstermiştir.

Türel Ezici’nin bu çalışmasında, şiddet kültürünü incelemiş olan düşünürlerden büyük ölçüde yararlandığını, başlangıçtan günümüze dek her dönemde, Avrupa’dan Uzak Doğu’ya pek çok yörede üretilmiş şiddet içeren ritüellerden, mitlerden, söylencelerden, ritüel kökenli çağdaş uygulamalardan örnekler verdiğini, savını,  temel bir arketip olarak şiddet metaforunu içeren örneklerle desteklediğini, tipik örnek olarak ele aldığı üç oyunu bütün inceliklerini belirtecek biçimde incelediğini görüyoruz. Bu kitabı yalnız tiyatro sanatı ile ilgili olanlar için değil, yaşamımıza egemen olan şiddet kültürü hakkında bilgi edinmek isteyen herkes için yararlı bir kaynak olarak değerlendiriyorum.

Yorum


işlemi tamamlayınız: