Mutfak Koğuşu

(Emel Armutçu’nun Düğün adlı oyunun kadrosuyla yaptığı söyleşiyi yayınlıyoruz.)Sekiz kadının rol adığı ‘Düğün’ adlı oyun kadınların gerçek hayatta da mahkum oldukları mutfakta geçiyor. Mutfak, onların hem erkekler tarafından kapatıldıkları bir koğuş hem de evin içindeki tek özgürlük alanları. Kadına şiddetin anlatıldığı hikayede erkekler de var ama kendileri görünmüyor, kadınların hayatlarında neden oldukları haller sergileniyor.

Orada sessiz sedasız bir oyun oynanıyor uzakta. Oysa anlattığı hikaye içinde hikayeler, hiç de uzak değil hiçbirimize. Sahne üstünde üç kuşaktan sekiz önemli kadın oyuncu, sahne arkasında da bir o kadarı, sadece yaşıyor, anlatmıyorlar bile. Dekor taşıma, yerleştirme gibi konularda yardımcı olan birkaç iyi erkeğe haksızlık etmek istemem ama ekibinin tümü kadınlardan oluşan ‘Düğün’, uzun ve başarılı bir tiyatro kariyerine sahip Tilbe Saran’ın ilk yönetmenlik denemesi. Ödüllü oyun yazarı Ayşe Bayramoğlu yazmış, sahne tasarımı Başak Özdoğan, ışık tasarımı Ayşe Ayter, müzikler Serpil Günseli’ye ait. Oyun, sıkıcı, üzücü, öfke uyandırıcı bir sorun olan şiddete kara komedi gözlüğüyle bakarken, en temel noktalara inanılmaz isabetli atışlar yapıyor. Hesaplaşıyor, yüzleşiyor, adaletsizlikleri sorguluyor; ahlakı, aileyi, şiddeti her yönüyle masaya yatırıyor, itiraf ediyor, iç döküyor, günah çıkarıyor. Ve güleriz ağlanacak halimize misali, gözyaşından kahkahaya savuruyor seyirciyi. Yıllardır tiyatronun öldüğüne inanıp gitmeyenleri de utandırıyor.

SEKİZ KADIN AYNI HİKAYE

Bir köşkün, sürekli pis bir şey kokan mutfağında, bir düğün gününün sadece öğleden sonrasında geçen oyunda sekiz kadın rol alıyor ama erkekler yok değil. Gerçek hayattaki oyunu yazıp, yöneten oldukları gibi, hikayenin de her yerinde, hatta gayet belirleyici rollerdeler. Sadece görünmüyorlar. Ama varlıkları öyle hissediliyor ki, bir de görünmelerine gerek yok. Kadınlarsa sadece mağdur ya da kurban değil, fail de. Kendilerine ait olmayan bir dili ve ideolojiyi nasıl yeniden ürettikleri ve uyguladıkları, birbirleriyle yüzleşirken tüm açıklığıyla ortaya çıkıyor.

Bu güzel oyunun neden ‘orada… uzakta’ olduğuna gelince… Uzakta çünkü salon bulamıyor! Provalarını bile kişisel ricalar sonucu karşılıksız destek veren Işık Lisesi ve artık kapanan Talimane Tiyatrosu’nda gerçekleştirmişler. Göçebe tiyatro gibi tüm dekoru her gün söküp takmış, dürüp bohçalamış, oradan oraya taşıyıp kurmuş, kaldırmışlar prova yapabilmek için. Şimdi de zar zor bulabildikleri salonlar arasında mekik dokuyorlar, dokuyabilirlerse… Oyuncuları tiyatro ve sinemada iki efsane; Güler Ökten ve Zerrin Sümer, namı diğer Telviye ve Cevriye. Bir başka efsane, Şebnem Sönmez, Mücver Abla. Sonra bir tiyatro abidesi, Tilbe Saran. Ve genç ama tiyatro aşığı oyuncular, Serpil Göral, Eda Çatalçam, Evren Ercan, Maria Akgülü.

Şimdi sekizi birden oyunu ve oyunun ardındaki gerçek oyunu anlatıyor. Okuyun, izleyin, kaçırmayın, talep edin, belediye önünde eylem yapın, destekleyecek sosyal proje arıyorsanız onları arayın, ne yaparsanız yapın ama ‘Düğün’ davetlilerinin sayısını artırın lütfen.

SEYİRCİYLE DERTLEŞİYORUZ

Neden her şeyi, düğünü bile mutfaktan izliyoruz?
GÜLER ÖKTEN: Kadının yeri mutfaktır da ondan!
TİLBE SARAN: En kolay kaçılan, sığınılan, erkeklerin kadına bıraktığı tek alan olduğu için. İlk düşünce bundan çıkmıştı, Ayşe’nin (Bayramoğlu) önerisiyle.
ŞEBNEM SÖNMEZ: Bir yandan da her şeyin öz malzemesinin olduğu mekan. Evin içinde bir kadın için en dip yer, yatak odası bile değil, orası da paylaşılıyor. Ama mutfakta kadın her şeyi kendi kimyagerliğiyle hazırlıyor, bir büyücülük mekanı. Eğer erkek dünyası kadını oraya hapsettiyse bile kadının özgürlük alanı.
ZERRİN SÜMER: Ben mutfakta çok rahatlarım. Kadının kendisiyle baş başa kaldığı, yüzleştiği, tencereyi kaynatırken içinin de kaynadığı yerdir.

Bu mutfak neden pis kokuyor?
TİLBE SARAN: Bu yazım aşamasında ilk Eda’nın (Çatalçam) ortaya attığı fikirdi. Düğün sırasında habire çöpler çoğalıyor ama kokan birebir çöpler değil, kötü koku erkek dünyasının dili ve uygulamalarını simgeliyor.

Ortaklaşa yazdığınız bir oyun bu. Tilbe Hanım, bir boğulma hissiden doğduğunu söylemiştiniz…
TİLBE SARAN: Evet. Gazetelerdeki üçüncü sayfa, sonra birinci sayfa, sonra tüm sayfalarda giderek artan bir şekilde şiddet haberlerine rastladığımızı fark etmemle oldu. “Orada bir köy var uzakta” benzeri bir cümle kurarken yakaladım kendimi. Sonra düşündüm, ben tiyatrocuyum, sivil örgütleri desteklemek filan iyi de, kendi mesleğimizle bir şeyler yapamaz mıyız? Oyunu konuşurken bir baktık, kendi hikayelerimizi konuşuyoruz. Başka kadınlarla dayanışma yapmak için yola çıkmışken, bunu önce kendi içimizde hissettik.

Ortak oyun yazmak nasıl bir şey?
EVREN ERCAN: Zor tabii, bayağı debelendik. Önce mutfak mı, düğün mü, kına gecesi mi, karakterler, yaşları, onları konuştuk. Bunları belirledikten sonra Ayşe yazıya dökmeye başladı, yazdıkça getirdi, aramızda yeniden tartıştık.
SERPİL GÖRAL: Zaten yol gösterecek durumda değiliz ki. Bir çözüm yolu sunabilmek için bu şiddeti içimizde çözmüş olmamız gerekiyor, çözemedik. Sadece paylaşmaya ve bir farkındalık yaratmaya çalışıyoruz. Seyirciyle dertleşiyoruz bir anlamda.

Peki seyirci bu vermediğiniz mesajı alıyor mu, nasıl geri dönüşler?
TİLBE SARAN: Çoğunlukla evet. Bizim kafamızdan geçirdiğimiz her şeye reaksiyon geliyor. Komik olduğu için değil ama doğru yerlerde gülünmesi, oyunun algılandığını gösteren bir şey.
ZERRİN SÜMER: Evet, duygudan duyguya çabuk geçişler oluyor. Bunu ben seyirciden de çok duyuyorum, gülerken ağladım, ağlarken güldüm, diyorlar. Amaç da bu, farkına vardırmak.

Hepiniz kahkaha atıp, anında da ağlamaya başlıyorsunuz, bunu her seferinde nasıl başarıyorsunuz?
ZERRİN SÜMER: Yapıyoruz, hiç teknik bir şeye de ihtiyaç duymuyoruz valla.

Sekiz kadının hepsi; farklı da olsa bir sebeple, hem mağdur, kurban, hem de fail, bu nasıl oluyor?
EVREN ERCAN: Kocasından şiddet gören kadın çocuğuna şiddet uyguluyor, çocuk da gidip sokakta hayvanlara eziyet ediyor. Bu bir kısır döngü ve insanların iletişim kurma biçimi.

Oyunda şiddetin hemen her türü var; kadınlar arası sınıf ve kültür farkının yarattığı ötekileştirmeler de mesela…
EVREN ERCAN: Kadının kullandığı dil kendisine ait değil ki. Erkek sisteminin dili ve ideolojisi o.
SERPİL GÖRAL: Erkeğe de daha çok küçükken taşıyamayacağı yükler yükleniyor, onlar için de travmatik durum.

Dekor taşıyanları ve efektörü saymazsak, oyunda erkek karakterler var ama görünmüyor.
TİLBE SARAN: Görünmemeleri hiçbir fark yaratmıyor ki. Zaten tüm değer yargıları, kuralları, ölçüleriyle oradalar.
ŞEBNEM SÖNMEZ: Eğer erkek içeride olsaydı şiddeti göstermek zorunda kalırdık. Oysa şimdi sahnede dalgalanan duygular, şiddetin kendisini değil, etkisini gösteriyor. Yalnız şunu söyleyeyim; hiçbirimiz, erkekten nefret eden kadınlar değiliz. Kadın bir erkek kadar gerekli, erkek bir kadın kadar zengin olduğunda bizi sadece organlarımız ayıracak, diyoruz.

Köşkün mutfağında Büyük Hanım (Güler Ökten), köşkün emektarı Şerbet (Zerrin Sümer), gelinin annesi Ahsen (Şebnem Sönmez), gelin Duygu (Evren Ercan), kayınvalide Neriman (Tilbe Saran), Görümce Nazife (Serpil Göral), gelinin arkadaşı Pelin (Eda Çatalçam) ve garson kız (Maria Akgüllü) düğün eğlencesinden çok yüzyılların hesaplaşması yaşıyor.

Hürriyet