Sessizliğin Dili: Pantomim

Vedat Zar, asıl mesleği öğretmenlik olan bir pantomim sanatçısı. Birçok insan kendini ifade etmenin yollarını ararken, o çoktan sadece mimikleriyle ve sessiz hareketleriyle yola koyulmuş. Derdi kendi kendini eylemek değil; başkalarına da pantomimi öğreterek herkesin kendi içindeki bastırılmış ifade ışığını yakalamasını sağlamak. Ağızdan çıkan lafların bu kadar bollaştığı ve değersizleştirildiği bir dönemde, Vedat Zar sessizlikle yakalanan anlamı anlattı.

Pantomim geçmişinizden bahsedebilir misiniz?

– Amatör olarak başladım bu işe. Toplum Gönüllüleri’yle bir engelliler projesi yapıyorduk. Engelliler ile ilgili Düşler Akademisi’nin bir ritm atölyesi vardı. Biz bunun ötesine geçmek istedik. Pantomimin şitme engellilere faydalı olacağını düşündük. İşitme engellilere eğitimi verebilmeleri için öğretmenlere ulaşmaya çalıştım ama çok yoğun insanlar. Bu yüzden kendim eğitim vermeye karar verdim. Tabii öğretebilmem için benim de pantomimi öğrenmem gerekiyordu. Böylece atölyelere katılmaya başladım.

Tepkimizi sessizce dile getiriyoruz

Pantomim sizce neyi anlatmayı amaçlıyor?

– Hiçbir söze gerek kalmadığı için ve ülkemiz düşünce suçlularıyla kaynadığı için biz de tepkimizi sessizce dile getirmeye karar verdik. Benim performanslarımda toplumsal mesajlar öne çıkıyor. Düzenin aksaklıklarını dile getiriyoruz. Dünya çapında pantomim tarihine baktığımız zaman, bu sanatın en çok geliştiği dönemlerin toplumsal baskı dönemleri olduğunu görüyoruz. Ortaçağ’da insanların konuşmaya korktuğu dönemlerde pantomim sanatçıları türüyor.

M.Ö. 500 yılından kalma pantomim sanatçısının anıt mezarı Karabük’te bulundu

Türkiye’de pantomim sanatı çok bilinmiyor. Bunun sebebi ne sizce?

– Aslında biliniyor ve bilinmiyor. Hiç bilmediğini sandığımız insanlar pantomimin ne olduğunu bize anlatıyorlar. Çok eskilerde, Erdinç Dinçer adında dünyanın en büyük sanatçılarından biri yaşıyordu ülkemizde, hala yaşıyor. Ama bilmiyoruz maalesef. Sanata popüler bir pencereden bakıyoruz. Şu an mesela Cumhurbaşkanlığı sanat ödüllerine baktığımda, bu tarz isimleri göremiyorum. Erdinç Dinçer, dünyada iki defa altın madalya almış birincilik elde etmiş tek pantomim sanatçısı. Pantomim tarafından bakmayalım, bir sanatçı sonuçta. Ülkesini dünyanın çıtasına yükseltmiş bir insan. Erdinç Dinçer, dünyanın en büyük pantomim sanatçısı Marcel Marceau’nun öğrencisi ve onunla aynı sahneyi paylaşmış. Bence bunun ödülü olmalıydı. Ülkemize M.Ö. 500. yüzyılda pantomim sanatçısı geliyor. Ve anıtı Karabük’te bulunuyor. Aslında Anadolu coğrafyası dünya kültürüne bir bakıma referans noktası diyebiliriz. Ama şöyle bir gerçek de var, dünyada ilk sirk sanatlarına ait deliller Çorum’da bulunmuş. Pantomim aynı zamanda bir sirk sanatı aslında. Bu da bu sene keşfedildi.

Bu nesil popüler kültürle geçiştiriyor bilgi birikimini

Pantomim medyada yer almıyor. Ama insanlara sokakta da pantomim performansı görünce bir türküyle kurdukları kadar yakın bir bağ kuramıyorlar gibi geliyor bana.

– Ben öyle düşünmüyorum. Şundan dolayı yakınlık kuramıyor olabilirler: müzikle birlikte insanlara daha rahat ulaşılıyor. Müzik kullanmayan pantomim sanatçıları da var. Gösteri yaptığımda 50-60 yaşında insanların bizi izlediğine ve yanındakini çekiştirdiğine tanık oldum. Etkilenmiş ve büyülenmiş şekilde donup kalıyorlar. Eskiden Erdinç Dinçer 1950li, 60lı yıllarda çocuklara gösteriler yapardı TRT’de. Oradan kalan bir göz aşinalığı var.

Ama üniversite gençlerine soracak olursak?

– Bilmezler… Bu nesil maalesef kültür edinmekten çok popüler kültürler geçiştirmeye çalışıyor bilgi birikimini. Bilmemelerini yadırgayamıyorum çünkü düzen bu şekilde ilerliyor.

Pantomim beden dilinin keşfidir. İnsan bedenini keşfetmezse kendini iyi ifade edemez

Sizce neden bilmeleri gerekir?

– Tiyatronun nasıl insana kattığı birçok değer varsa, pantomimi bilmekten öte, pantomimi yaşamak gerektiğine inanıyorum. Pantomim beden dilinin keşfidir. İnsan bedenini keşfetmezse kendini iyi ifade edemez. İletişimde en önemli şey beden dili ve beden dili pantomimle geliştirilebilir. Daha önce üniversitedeyken ‘Etkili Beden Dili’ derslerine katılmıştım. Gelen insanlar konu hakkında çok bilgiliydiler. Ama ben pantomimin anlatılarak öğrenileceğine inanmıyorum. Pratikte öğrenilir. Beden diliyle ilgili alınan eğitimlerin çoğu teorik. Ben bunun katkı sağlayacağına inanmıyorum.

Çatıdan atlayan pantomim ustası

Hiçbirimizin adını bile duymadığımız, ama 1960lara adını bırakmış ve 69’da hayatına son vermeyi seçmiş pantomim ustası Ergin Kolbek’de bahsetti Vedat Bey. Sonrasında ise bu ilginç hikayeyi toparlamak adına bana Ulvi Arı’nın Pantomime Drama adlı kitabından Ergin Kobek’in hayatını alıntıladı. Kobek’in hikayesi ise bize şöyle aktarıldı: Samsun’da doğan Kolbek, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi orta kısımdan başlayarak Y. Resim bölümünden mezun oldu. Sözsüz oyuna başlaması Marceau’nun öğrencisi Theo’yu gördükten sonradır.

Ocak 1959’da Metin Talayman, Altan Candan, Oktay Anılanmert, Tülin Kalyoncu ile Güzel Sanatlar Akademisi Mim Pantomim Tiyatrosunu kurarlar.Grupla 4. uluslararası üniversite kültür festivaline katılırlar. 1960’dan sonra Oktay Anılanmert ile G.S.A. Sözsüz Oyuncuları adlı ile 100’e yakın oyun sergilerler.Ankara,Antalya,Alanya festivalleri, Bursa, İznik, İstanbul, arena tiyatrosu gösterileri yapılır.

TMTF 8. Uluslararası Üniversite Kültür Festivali gösterileri, Alman Kültür Merkezi, gösterilerinden sonra 1965’te Fransa nancy Tiyatro Festivali’ne katılır. Gen-ar Tiyatrosu’nda oynar.1964’ten sonra TM Talebe Federasyonu’nda ve İ.D.G.S.A.’da Kolbek Pantomim kursları açılır,yeni mim oyuncuları yetiştirilir.1964’ten sonra yeni arayışlar içerisindedir. Bico tipini tasarlar. Bico, başı tıraşlanmış, yelekli, çizgili gömlekli, takkesi olan bir tiptir ve değişik karakterleri bünyesinde toplamıştır.

1967’de askerliğini yaptıktan sonra babasının yaşadığı Bilecik’e yerleşir. Bir kasap dükkanını kendisine sanat atölyesi yapar. Bilecik ve çevresine oyunlar sergiler, birçok sanatçıyı davet eder. Bir sanatçı olarak Anadolu’ya, yaşadığı çevreye faydalı olmak için çalışır. Fakat politik çevreler rahatsızdır ve onu da rahat bırakmazlar. Kırgındır, üzülerek İstanbul’a döner. Son oyununu 1969’da oynar, akademinin çatısından atlar.

Ergin Kolbek pantomimle ilgili notlarında şöyle demektedir: “Kimi insan ha deyince anlatır, gördüğünü bildiğini deyiverir. Kimi de anlatacak şeyleri renge, biçime ve sese dönüştürür. Çoğu da dinler veya seyreder, bir diğeri de ne söyler, ne dinler. Ben sizleri kendi süzgecimden geçirerek Sözsüz Oyun ile sizlere anlatmak istiyorum,1959’dan bu yana bu tema çevresinde çalışmalarımı devam ettire geldim, devam edeceğim… Anadolu’nun çeşitli yerlerinde bu sanata yakın oyunlara, sessiz oyun, Lal, işaret oyunu, Samıt gibi adlar veriliyor. Bizler ise Türkçe’de en yakın olarak pantomimi karşılayacağına inandığımız Sözsüz Oyunu kullandık…”

Hürriyet Kampüs