Tiyatro ve Drama Eğitimciliği: Tanımsız ve Örgütsüz Bir Alan

Bülent Sezgin

12.01.2012 tarihinde resmi kaynaklardan aldığım iki haber beni bu yazıyı yazmaya teşvik etti. İlki Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu’ndan gelen resmi bir yazı idi. Akşamüstü eve geldiğimde apartman girişinde elime aldığım sarı zarfı hızlıca açtım ve eve girmeden içindeki tek sayfalık yazıyı heyecanla okudum. Bir süredir mektubun gelmesini bekliyordum. Yaklaşık 1,5 seneden beri devam eden süreçte, bireysel olarak Ankara’ya gidişlerimde 4 defa MEB görevlileri ile görüştüm. Türkiye‘de bazı konularda değişim yaşansa da, bürokraside işler eskiden de olduğu gibi yavaş yürüyor maalesef. Bundan tam bir yıl önce sevgili hocam Doç. Dr Tülin Sağlam, Oluşum Drama Enstitüsü’nden sevgili Gökçen Özbek ile Bakanlık heyeti ile görüşmüştük. Ancak geçen süreçte resmi bir yazı ile cevap alamamıştık. Ayrıca İzmir’den kampanyamıza destek veren Sayın Yar. Doç Dr Selda Ergün yazılı bir başvuru ile kampanyaya destek vermişti. Ancak ilk kez resmi yazı ile Bakanlıktan yanıt aldık. Açıklama için  lütfen tıklayınız.

Bakanlıktan gelen açıklama biraz muğlâk son kertede. Örneğin “Sosyal Etkinlikler Yönetmeliğinin amacı, kapsamı ve dayanağı gözden geçirildiğinde önerilerinizin çok farklı olmadığı görülmektedir” ibaresi tartışmaya açık bir durum. Kampanya sözcüleri olarak Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği’nin Tiyatro Çalışmaları bendinin tüm maddelerini demokratikleştirmeye dönük öneriler hazırlamıştık. Temelde ulusalcı-milliyetçi ve otoriter-rekabetçi felsefeye bir itiraz vardı. Bu linke tıklayarak okuyabileceğiniz gibi, neredeyse tüm maddeleri yeniden yazmıştık. Sanırım Bakanlık yetkilileri ile bu konuda karşılıklı diyaloga ve sunum yapmaya ihtiyaç olacak. Özelikle görüşlerimizin yönetmelik değişikliği çalışmalarında değerlendirilmek üzere ilgili birimlere gönderildiği ibaresi bir yandan sevindirici bir gelişme. Umuyorum ki, yönetmelik değişikliği toplantılarına bizler de resmi olarak davet ediliriz ve sahada çalışma yapan eğitimcilerin görüşleri de dikkate alınarak daha demokratik bir Tiyatro Çalışmaları tüzüğü oluşturulur. Tabi son kertede bu durum, sivil toplumun gücü ile ilgili bir mesele. Türkiye’de yeni anayasa çalışmalarında da “vitrinleştirici” bazı çağrılar yapılıyor. Sanıyorum ki bizlerin asıl derdi, hem yasal platformda hem de saha çalışmalarında alternatiflerimizi ortaya koymak ve beklenti içinde olmadan mücadelemizi sürdürmek olacak. Özelikle kurumsal yapıların (Çağdaş Drama Derneği vs.) bu konuda verebileceği destek çok önemli bir yerde duruyor. Çağdaş Drama Derneği Sayın Doç Dr. Ömer Adıgüzel ile de bu konuyu konuştum, özelikle Çağdaş Drama Derneği’nin kurumsal anlamda verebileceği destek çok önemli. Yarışma ve gösteri baskısının drama alanını da baltaladığı çeşitli platformlarda Prof Dr. İnci San tarafından da defalarca ifade edildi. Ayrıca tiyatro bölümü akademisyenlerinin bizzat devreye girerek verebileceği destek de çok önemli.

İşte bu noktada Türkiye’de tiyatro ve drama eğitimcileri bağlamındaki bazı sorunlar ortaya çıkıyor. Akademik dünyada eğitimciler arasında ciddi bir kopukluk yaşanmakta olduğunu gözlemliyorum. Türkiye’de 20’nin üzerinde akademi ve konservatuar olmasına rağmen, mesleki dayanışma anlamında bir girişimden söz edilemez. Akademik platformlarda zaman zaman buluşmalar olsa da, tiyatro ve drama eğitimciliğine dair gerçek sorunların çözümü noktasında aktivist bir tutum göremiyoruz. Oyunculuk bölümleri ve konservatuarlar maalesef sorunlarını kendi içlerinde çözmeye çalışıyor. Türkiye’nin siyasal anlamda geçirdiği dönüşümü de göz önüne alırsak, toplumsal gelişmelerden kopuk ve aşırı birey ya da grup merkezli yaklaşımların sorunlara çözüm olamayacağı aşikâr.

Son yıllarda özel okullar ve MEB bünyesindeki devlet okullarında sayısı hızlıca artan bir oranda tiyatro ve drama eğitimcisi olduğu bilinmektedir. Ancak en temel sorunlardan birisi, MEB düzeyinde resmi düzeyde bir mesleki tanımın olmamasıdır. 12.01 2011 tarihinde aldığım ikinci bir haber de, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün drama usta öğreticisi olarak ataması yapılmış tüm öğretmenlerin atamalarını iptal etmesiydi. Aldığımız verilere göre, MEB bünyesindeki tüm usta eğiticilere (satranç, drama, bilgisayar, bale, halk dansları vs.) yönelik yeni bir düzenleme yapılmış. MEB lise mezunu olan tüm usta eğiticilerin örgün eğitim kurumlarında çalışmasına artık izin vermeyecekmiş. Örneğin Yakın bir meslektaşım geçen yıl atamalı “drama usta eğiticisi” olarak çalışıyordu, stajyerliği kalkmıştı,  10/01/2012  tarihli bir yazıyla “DRAMA DERSİNE USTA EĞİTİCİ GÖREVLENDİRİLEMEYECEĞİNDEN” açıklaması ile göreve başlama belgesi iptal edildi. Bence bu gelişme, Çağdaş Drama Derneği, Oluşum Drama Enstitüsü, İstanbul’da Özel Anneışığı Eğitim Merkezi gibi kurumların verdiği belgeleri etkileyecek bir durum. Lise mezunu olan ve bu konuda çalışma yapmak isteyen kişiler süreçten olumsuz etkilenecek gibi gözüküyor. Üniversite mezunu olup da, uzman öğretici olarak çalışmak isteyenlerin hukuki konumunu tam olarak bilmiyorum.

Türkiye’de lisans programı düzeyinde drama öğretmenliği ya da tiyatro öğretmenliği diye bir bölüm henüz yoktur. Tiyatro bölümü mezunları bugüne kadar İlçe Milli Eğitim müdürlüğünün inisiyatifine bağlı olarak “ders saat ücretli part-time” öğretmen olarak tanımlanabiliyordu. MEB bünyesinde sadece anaokulu öğretmenleri ya da Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenleri drama dersi ya da tiyatro çalışması yaptırabilme hakkına sahiptir. Çağdaş Drama Derneği ve Oluşum Drama Enstitüsü 320 saatlik liderlik belgesiyle ders verilebilse de, birçok okulda sorunlar yaşanmaktadır. Bu belgeyi alarak yasal statüde çalışan öğretmenlerin MEB nezdinde hukuki tanımının olup olmadığını tam olarak bilmiyorum. Sanırım bu konuda ilgili derneklerden bir açıklama beklemek yerinde olacaktır.

İstanbul bazında bildiğim kadarıyla okul yöneticileri, drama-tiyatro öğretmenini keyfi politikalara göre belirlemekte, oyun, drama ve tiyatro eğitimini algılayamamaktadır. Mesleki tanım açısından ciddi bir kargaşa olduğu açık. Örneğin resmi tanım olmadığı için müfettiş geldiğinde birçok kurum drama ya da tiyatro dersi yokmuş gibi davranmak zorunda kalıyor. Örgün eğitim kurumlarında aslında inanılmaz derecede öğretmen ihtiyacı var, ancak hâlihazırdaki yapılar bence bu duruma cevap veremiyor. Ortaya çıkan manzara şu, tanımı olmayan bir eğitim alanı var. Bu da eğitimci adayları için hak mağduriyetleri ve mesleki-etik boşlukları ortaya çıkarıyor. Haliyle özel okullar ve MEB bu konuda “tanımsız usta öğreticilik” ya da “ geçici işçi statüsündeki” tiyatrocularla ya da drama kursu/sertifikası almış kişilerle iş görmeye çalışıyor. Bu da birçok arkadaşımızın sezonluk çalışma, part-time çalışma gibi ekonomik ve sosyal anlamda sıkıntıya sokan uygulamalar ile karşılaşmasına neden oluyor. Ekonomik (maaş politikası ve sigorta vs.) zorluklar dışında, mesleki bilgi birikimini artırıcı, pedagojik ve sanatsal eğitim eksikliklerini kapatma noktasında bir yapılanma da yok. Alandaki birçok eğitmen aslında salt para kazanmak için bu işi yapıyor, ama iş bir yandan tanımsız ve hukuksuz. Biraz çetrefilli bir durum söz konusu tiyatro ve drama eğitimcileri açısından.

Sorunları çözümü noktasında devreye girmesi gerekenlerin başında tiyatro bölümleri ve drama kurumlarının yöneticileri geliyor. Örneğin net bir alan tanımı yapılarak YÖK ve MEB’e birazcık kamuoyu baskısı yapılsa, bana göre nitelikli bir istihdam alanı ortaya çıkar. Tiyatrocular için örneğin en azından reklam ve dizi sektörüne girmeden hayatta kalma yollarının önü açılır. Tiyatro ve drama eğitimciliği daha cazibeli bir hale gelir. Alanın kurumsal prestji artar. Ve en önemlisi ülkemizde nitelikli sanat eğitiminin gelişmesinin önü açılır. Bu aynı zamanda amatör ve alternatif tiyatro hareketlerine de güç katan bir gelişme olur. Bildiğim kadarıyla Ankara Üniversitesi’ndeki tiyatro ve drama bölümlerinin bu konuda bazı girişimleri var. Ancak mesleki tanım ve yasal mevzuatlar devreye girince sanırım tüm kurumları devreye sokarak, daha kalıcı bir çözüm bulmak gerekiyor. Bu anlamda, tiyatro dünyamızın çoğu zaman yaşadığı kısır tartışmalardan, kişisel hırs ve egolardan sıyrılması, öğrencilerin geleceğini de düşünerek rasyonel bir eğitim programlaması yapılması gerekiyor. Tiyatro ve drama eğitimcilerinin yaşadığı sıkıntılara dair görüşlerimi birçok platformda ifade ediyorum, portalimizin bu konudaki yapıcı tartışmalara vesile olmasını diliyorum.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Okuyucu Yorumları

“Tiyatro ve Drama Eğitimciliği: Tanımsız ve Örgütsüz Bir Alan” yazısına6 birden fazla yorum var.

  1. Ceyda dedi ki:

    Yazinizi okudum ve cok begendim.ben yillardir orgutlenmek gerektigini cesitli platformlarida dile getirdim ama ciddiye alinmadim.

  2. mert dedi ki:

    Yazınız çok önemli ve doğru bir noktaya değiniyor.
    Bu konuyla ilgili neler yapılabileceğini bilmek ve destek vermek isterim.

  3. Yıldız Yaman dedi ki:

    Biz çoğu zaman dramacıların tiyatrocularla tiyatrocuların dramacılarla tartışmaları ve eğitim uygulama karşılaştırmalarını sorun yapmaktayız.Her sektörde olduğu gibi sorunun alanda çalışanların -sanıldığı gibi-kendi aralarındaki rekabetlerinden değil sistemin insanın sömürme yöntem ve tekniklerini başarıyla gerçekleştirmesi ile ilgili olduğunu görüyoruz. Devletin sanatla insanın toplumun gelişmesi özgürleşmesi ile ilgili planları olmadığını sanata sanatçıya ve sanat derslrine yaklaşımından çıkarabilmekteyiz. Maalesef bu alanda çalışan eğitimcilerin çoğunun kendi yaratıcılığının harikalığının ışığı altında gözleri kör olmakta -ki bence sadece bireyler arası değil kurumlar arasında da bu rekabet oldukça sert ve görününür- ilk önce bireysel zaafımızdan kurtulmalıyız. Örgütlenebilmek, gelişmelerden ve birbirimizden haberdar olup aynı sorunlar etrafında çözüm arayışında destek sağlamak alanda çalışanlar olarak hepimizin işini kolaylaştıracaktır. Bülent Hocam, çalışmalarını paylaştığın ve önümüzü görmemizi sağladığın için de çok çok teşekkürler

  4. Hakan URCU dedi ki:

    Defterde resmi diğer taraftan diğer yandan gayri resmi çalışan görünümden gerek tiyatro gerekse drama eğiticilerinin kurtulması gerekmektedir. Bu soruna vurgu yapan yazı, araştırma ve eylemsel çalışmaların hızla artması gerekmete. Birliktelik en büyük sorun kuşkusuz. Yazınız bir gerçeği vurgulamaktan öteye gideceğini düşünüyorum sevgili Bülent bey.
    Hele Ülkeyi dolaşıp bu işi rant kapısı haline getiren sözde drama eğitimlerinin ise önü bir an evvel kesilmelidir. Birliktelik, örgütlülüğün bir an evvel hayata geçmesi dileğiyle.. Saygılarımla

  5. Benek Çakmak dedi ki:

    Ülkemizde tiyatro yetenek sınavlarını kazanmak oldukça zor.Altıyüz kişi katılıyorsa bunun yirmi kişisi sınavı kazanmaya hak kazanıyor.Sınavları kazanabilmek için yüksek ücretler ödeyerek yetenek kurslarına gitmeniz gerekiyor.Ama bu da bazen çözüm olamıyor.Ben yetenekliyim ne gerek var bu kurslara ben nasıl olsa kazanırım dediğinizde ise sahneyi nasıl kullanmanız gerektiğini bile bilemediğiniz için kazanma şansınız hiç yok. Tiyatro sınavını kazanamamış ,içinde yeteneği olduğunu düşünen ve bu alanda birşeyler yapmak isteyen kişiler ,üniversitelerin iş edindirme belgelerini alıp ,araştırma yaparak ,okuyarak kendilerini konusunda geliştirebilirler.
    Bence önemli olan kişinin içindeki yaratıcılığı kaybetmemesi ve yeni şeyler
    Üretebilmesidir.Bu sebeple üniversite okuyamayan kişilerede olanak sağlanması gerekir.
    Çözüm üretirken konuyu heryönüyle düşünmek gerekir bence.Hergünümüzün diğerinden farklı olması ve daha çok üretebilmemiz dileğiyle.

  6. Engin YÜKSEL dedi ki:

    Sayın Bülent SEZGİN, öncelikle “Tiyatro ve Drama Eğitimciliği: Tanımsız ve Örgütsüz Bir Alan” başlıklı yazınız için çok teşekkür ediyorum. Söz konusu sıkıntıyı oldukça güzel açıklamışsınız. “Bilmiyorum.” larla biten cümleleriniz, sıkıntımızın ne kadar vahim olduğunu göstermekte. Bu alanda ki kan kaybının da zaten bu belirsiz arapsaçı eğitim sisteminden kaynaklandığı kesin. Hal böyle olunca da ortaya yararlı yararsız bir çok kurs merkezleri çıkmakta. Fakat burada da şöyle bir sorun var; Hemen herkes “oyuncu” olmak için katılmaktalar. Oysa, Tiyatro Sanatı’ nın başka alanlarında da yetişmiş insana ihtiyacı bulunmaktadır. Özellikle, bilinçli seyirciye. Aslında konu çok rahat çözülebilir. Fakat siyasi ve bürokratik engellerden ve bu engelleri ortaya koyan insanlarımızın (yöneticilerin) egolarını aşmak gerekmektedir. Ülke nezdinde bulunan her il ve ilçelerimizin “Kültür Müdürlükleri” ne Sanat eğitimi almış kişilerin gelmesi ve o kişilerin yapacakları çalışmalarla bu konu ülke genelinde kolaylanmış olacaktır. Çünkü, sanat (tiyatro) eğitimini alan öğrenci okulunu bitirdiği şehirde kalıyor ve bu şehirlerde durmadan çoğalıyorlar ve istihdam zorlaşıyor… Dengeler bozuluyor böylece… Umuyorum bir gün birileri, sizler ya da bizim gibi çözümsel düşünüp, bu düşündüklerini hayata geçirebilir. Zaten hayat (tiyatro) düşüncenin eyleme geçmiş hali değil midir? Sağlıkla kalın. İyi çalışmalarınız olsun. Engin YÜKSEL

Yorum


işlemi tamamlayınız: