Üç Boyutlu Bir Şekilde Muhafaza Edilmiş, Dansa Dair Bir Vizyon

Julie Bloom

Mimesis Çeviri – “PINA” kendi şahsına münhasır bir dans filmi. Wim Wenders tarafından çekilen bu belgesel, Alman koreograf Pina Bausch ve kumpanyası Tanztheather Wuppertal’a odaklanıyor, ama üç boyut (3-D) teknolojisi sayesinde seyircisini tutsak ederek sanatçının evrenine sokuyor. İnsanı çepeçevre saran bu deneyim, bazı anlarda seyircilere sanki kendileri de dans ediyormuş hissi veriyor.

New York Times. 9 Aralık 2011. Çeviri: Ali Özgür Adana

Win Wenders 2009 yılında hayata veda eden Pina Bausch anısına “Pina” adında üç boyutlu bir film çekti. Filmden bir kare: Baush’un kumpanyası Wuppertal Tanztheather’dan dansçılar.

Belgesel dalında Oscar’a aday gösterilen 15 filmlik listenin içinde yer alan filmin çalışmaları devam ederken, 2009 yılında, Bausch hiç beklenmedik biçimde 68 yaşında vefat etti. Bu yüzden “Buena Vista Social Club” ve “Wings of Desire”’ın yönetmeni Wenders projeyi iptal etme kararı almıştı. Fakat dansçıların ona filmi bitirmesi için yaptıkları baskı sonucu Wenders filmi tamamladı. Film, Bausch’un dört önemli eserinden pasajlar ve dansçıların Wuppertal’ın içinde ve etrafında filme alındıkları sahneler içeriyor. Dansçıların tepebaşlarında, kömür madenlerinde, tek raylı ulaşım hattında ve refüjlerde görüntülendikleri bu sahneler ancak Bausch ile Wenders’ın birlikte yaratabilecekleri türden sihirli bir dokunuşla bir rüya alemine hayat veriyor. Julie Bloom, 23 Aralık’ta gösterime girecek olan film hakkında Wenders’la New York’ta bir söyleşti yaptı. Aşağıda bu söyleşinin düzenlenmiş halini okuyabilirsiniz.

S. Pina ile birlikte film yapmak niye önemliydi?

C. Açıkçası hiçbir zaman bu filmi neden çekmem gerektiğini düşünmedim. Onun bir çalışmasını izlediğim ilk günden itibaren bunu yapmam gerektiğini biliyordum. Daha güzel bir şeyi ömrüm boyunca görmemiştim.

S. Pina ile ilk ne zaman karşılaştınız?

C. 1985’te Venedik’te Pina’nın altı eserini art arda izlemiştim. Dans kesinlikle benim ilgi alanımda değildi.  Hatta “Café Müller” ve “Sacre du Primtemps/Bahar Ayini”ni birlikte izlemenin çifte faturasından kaçınmak için çok çaba sarfetmiştim ama kız arkadaşım beni zorladı. Sonrasında Venedik’te Pina’yla bir kahve içme fırsatı yakaladım. Tüm o gençlik heyecanımla bir gün beraber bir film çekmemiz gerektiğini geveledim. O fazla bir şey demedi. Hiçbir zaman çok fazla bir şey demezdi.  Sigarasını içti ve bana gülümsedi.  “Beni duymadı herhâlde” diye düşünmedim değil. Bir sene sonra Wuppertal’da tekrar karşılaştık, sanki aradan bir gün geçmiş gibi bana “Bir filmden bahsetmiştin, işte bu enteresan olabilir” dedi.

S. Onun koreografisinde bir film çekmeye uygun ne vardı?

C. Aslında bir süreliğine Pina’nın işleri film çekmeye hiç de uygun değildi, koreografisinde filmden kaçan birçok taraf vardı. Ancak sonunda çalışmalarındaki duygusallığın ve hemen göze çarpan varoluşsallığın filme çok yakışır bir şey olduğu ortaya çıktı. Ayrıca, Pina’nın çalışmaları –ki bunu zamanla ancak öğrenebildim- estetik kaygılarla ortaya çıkmıyordu. O estetikle fazla ilgilenmezdi, gerçekten yalnızca dansın ve hareketin bize neler anlatığı, hayatımızla ilgili neler gösterebileceğiyle ilgilenirdi. Pina’nın şu ünlü sözünü duymuşsunuzdur: “Dansçılarımın nasıl hareket ettikleriyle değil, onları nelerin hareket ettirdiğiyle ilgileniyorum.”

S. Film’de Pina’nınkine benzer bir teknik kullanmışsınız. Dansçılara sorular sorup onların bunlara hareket ederek cevap vermesini sağlamışsınız. Bu sorular nelerdi?

C. Her birine kısmen farklı sorular yönelttim, ama sorularımın tamamı Pina’nın gözleri etrafında şekillendi. O gözlerin gördüklerinden ve dansçıların görüldükleri zaman hakkında neler hissettiklerinden hareket ettim.

S. Bu filmi yapmak niye bu kadar uzun sürdü? Bunu yapmak neden sadece 3-D (üç boyut) ile mümkün oldu?

C. En başından beri Pina, o ana kadar kendisinin yapmış olduğundan farklı bir şekilde çalışmalarını ifade etmek için, nasıl bir dil bularak işlerini filme aktarmamız gerektiğiyle ilgileniyordu. Çok sayıda kayıt vardı ama Pina bunlarla ilgili bir şeylerin yanlış olduğunu düşünüyordu. Ben kayıtlarla ilgili neyin yanlış olduğunu biliyordum çünkü dansı filme çekmekle ilgili neyin yanlış olduğunun farkındaydım, nokta. Ama o zaman henüz cevapları bilmiyordum.

S. Dansı filme aktarırken sorun olan şey neydi?

C. Elinize bir kamera alıp dansçıların arasında dolaşsanız bile, hâlâ dışarıdasınızdır. Onların kendi unsurları içinde çalışmalısınız. Bunun mekan algısıyla ilgili bir şey olduğunu hiç düşünmemiştim. Üç boyutlu olarak çekilmiş ilk filmlerden birini, bir U2 konserinin kaydını, izleyinceye dek bu aklımın ucundan bile geçmedi. Konser filmini gördüğüm anda uzun süredir beklediğimiz aracın ne olduğunu anladım. Bu teknoloji artık izlerken dışarıda kalmamıza izin vermeyecekti.

S. Onun ölümünden hemen sonra filmden vazgeçmek istediniz. Fikrinizi ne değiştirdi?

C. Çok net bir biçimde yola Pina’sız devam edemeyeceğimizi hissettim, filme bu kadar geç başlamamız trajik bir durumdu. Pina’nın vefatınından üzerinden altı haftadan fazla bir süre geçmişti ki, Pina’yı anmak için Wuppertal’da toplandığımız zaman dansçılar benimle konuşup şöyle dediler: “Dört eseri prova etmeye başlıyoruz.” Bildikleri kadarıyla bu, eserleri son defa icra edişleri olabilirdi. İşte bunu anlamamı sağladılar.

S. Pina danslarının sahne dışında icra edilmelerini ister miydi?

C. Bunu bir kere kendisi yapmış. 1990 yılında, yeni bir eser yaratamadığı o tek yılda bir film yapmış, “The Lament of the Empress/İmparatoriçe’nin Elemi”. Film çok başarılı olmamıştı, ama dansçılarını şehrin içine sokmasını çok sevdim. Bu bana küçük bir model oldu. Nihayetinde bir seçeneğim yoktu. Artık bir sahnemiz yoktu, Pina’nın tiyatrosu kapanmıştı.

S. Lokasyonları nasıl seçtiniz?

C. Lokasyonların üçte ikisi Wuppertal’ın içinde, kalan üçte biriyse komşu endüstriyel boş alanlardan seçildi. Bölgeyi çok iyi biliyorum çünkü oraya yakın bir yerde doğdum. Her bir cevap için spesifik bir yer bulmak istedim. Bu yerler dansları farklı bir ışıkla aydınlatarak onlara bir şeyler katmalıydı. Dansçıların pek çoğu onları nereye götürdüğümü bilmiyordu ama ben kimin çok sağlam bir zemine ihtiyacı olduğunu, kimin çimen veya kum üzerinde çalışabileceğini, kimin sahne zeminine ihtiyacı olduğunu biliyordum.

S. 3-D, dansı nasıl gördüğümüzü değiştirecek mi?

C. Dansı başka türlü filme çekmenin zor olacağına dair bir hissim var. Az buçuk animasyona benziyor. Hiç kimse bundan böyle üç boyutlu olmayan animasyon filmi çekmeyecek,  dans için de durumun neredeyse aynı olduğunu söyleyebilirim.

S. Üç boyutlu film çekmenin zorlukları neler?

C. Üç boyutlu kameraların üstesinden gelemediği birkaç şey var. Yatay çekimlerde çok hızlı hareketler problem teşkil ediyor. Baş belası bir durum. Bu, kayıtla ilgili bir sorun bile değil, projeksiyonla ilgili. Bu makineler mükemmel değiller ama eninde sonunda daha iyi olacaklar.

S. Pina’nın bıraktığı miras için ne demek istersiniz?

C. Söylemesi kolay değil. Onu bu filmi çekmeye iten şeylerden biri çalışmalarını muhafaza etmek istemesi. Dans tiyatrosu Londra’daki yaz olimpiyatları sırasında sahneye çıkacak. Kumpanya 10 eserlik bir çeşit maraton sergileyecek. Şimdiden yerimi ayırttım. Olimpiyatları muhtemelen sadece televizyonda izleyeceğim ama topluluğu izlemek için her gece orada olacağım.

Yorum


işlemi tamamlayınız: