Süpernova’nın Kadın Boksörü

[Deniz Öner’in Pınar Türe ile ‘Süpernova’ oyunu üzerine  yaptığı söyleşiyi yayınlıyoruz]

Sahnede görünmez iplerle çevrili bir boks ringi. Ringin içerisinde, saçlarını belli ki bu oyun için kazıtmış, ellerinde boks eldiveni, yüzündeki damarları patlatırcasına bağıran, ağzı bol küfürlü, kan ter içinde bir kadın… Suratında nefret dolu bir ifade, hiç gülmeyen bir yüz, saldırgan ve kadınlarla dövüşmeyi reddeden Dina… Beautiful Burnout / Süpernova’nın tek kadın boksörü.

Sahnede kendine hayran bırakan Pınar Töre kimdir?

1979’da Ankara’da doğdum, ama babamın görevi nedeniyle okula İngiltere’de başladım. İngiltere, benim oyuncu olmamda çok etkili oldu. Çünkü orada okul temsilleri çok köklü bir gelenek. Sahneye ve seyircinin karşısına çıkmanın ne demek olduğunu çocuk aklımla da olsa orada anladım.

Ankara’ya döndük, Bilkent Üniversitesi’nde Bankacılık ve Finans bölümüne girdim.

İki buçuk sene sonra bu bölümü okuyamayacağımı anladım ve Bilkent’in tiyatro bölümüne geçiş yaptım, oradan da mezun oldum.

DOT’a nasıl dahil oldun?

Benim mezuniyetim, Dot’un kuruluşu ile aynı tarihlere denk geldi. Mezun olduğumdan bu yana aklımda hep Dot’a gitmek vardı, iki yıl sonra dayanamadım ve gidip tanıştım. O zamanlar Kürklü Merkür’ü çalışıyorlardı, yeni bir kadın oyuncuya ihtiyaçları olmadıklarını biliyordum.

Dediler ki “Tamam, yarın gel başla uluslararası ilişkilerimizi yaparsın, oyunculuk da çalışırsın.” O zamandan beri Dot’ta oyun çevirileri yapıyorum, uluslararası ilişkileri de yürütüyorum. Şimdiye kadar da dört farklı oyunda oynadım.

“3 AY DENDİ 1 BUÇUK YILDA HAZIRLANABİLDİK”

Beautiful Burnout / Süpernova’da tek kadın boksör Dina’yı oynuyorsun. Bize biraz Dina’yı anlatabilir misiz?

Parçalanmış işçi sınıfı bir ailenin çocuğu, üvey babası var. Ve en önemlisi yaşadığı dünyada yapayalnız kalmış boksör bir kadın. Kadınlarla bir derdi yok, ama onlarla dövüşmek de istemiyor.

Boksu bir intikam aracı olarak kullanmayı tercih ediyor. Hayatındaki tüm erkeklerin ona yaşattığı sıkıntıların üstesinden gelebilmek için boksu kullanmak istiyor. Bir erkek kadar iyi dövüşebilirse o zaman intikamını alabileceği, kadın olduğu için ikinci planda tutulmayacağı ve onların arasında ayakta kalabileceği bir dünyayı kurmaya çalışıyor kendince.

Ama kadınlar liginde dövüşmek istemediği için de olabileceği en kötü şey, bir round kızı oluyor Dina!

Oyunculuk adına yüksek performanslı bir oyun.  Dina rolü için teklif geldiğinde nasıl ikna oldun?

Aslında bu oyunda olmak için ikna olmama hiç gerek yoktu. Benim ‘Dina’yı oynamak ister misin’ diye sorulduğunda tek cevabım tereddütsüz ‘Evet’ oldu. Çünkü oyunu ilk Edinburgh Tiyatro Festivali’ne izledik ve oyundan çıktığımızda büyülenmiştik. Aramızda ‘Biz de sahnelesek ne güzel olur’ diye konuşmaya başladık.

Oyun metin, boks ve dansın tam bir harmanı olduğundan Murat Daltaban hazırlanmamız için bize 3 ay verdi. Biz de ‘tamam’ dedik. 3 ay oldu, 6 ay sonra 1 sene derken anca 1 buçuk yılda oyun için hazırlanabildik.

“HER GÜN ACI VAR BEDENİMDE”

Sporun yaşı olmaz derler! Sen de 30 yaşından sonra resmen boks yapmaya başladın. Öğrenme sürecinden bahsedebilir misin?

Sporla iç içe bir hayatım hiç olmadı benim. Boksa başlamadan altı ay önce salon sporu yapmaya başlamıştım. Ama birinci dersten sonraki halimizi asla unutmayacağım. Ertesi gün hiçbirimiz göz kapaklarımızı açamıyorduk, çok zordu, her gün acı vardı bedenimizde, hala da var.

Ama tuhaf bir şey; insan bedeninin sınırlarını tanıdıkça, kendisini daha iyi tanıyor sanki. O yüzden ben hem insan olarak hem de oyuncu olarak çok değiştim. Hayatımdaki her şey boksa endekslendi. Boksör gibi yaşamaya başladım. Yediklerim, içtiklerim, onların saatleri, miktarları, spor yaptığımız saatler… Hayatım rutine oturdu diyebilirim.

Memnun musun hayatındaki bu değişiklikten ve düzenden?

Çok memnunum. Çünkü benim için çok değerli bir süreç. Bedenim ve beden hakimiyetim değişti. Kendimi daha iyi tanıdım.

Bu oyun bitti, hadi boksu ve dansı bırakayımın ötesine geçti benim için. Benim hayatımın içine işlendi. O yüzden bundan sonra fiziksel tiyatronun daha ne kadar ilerisine gidebiliriz, başka ne işler yapabiliriz bunu merak ediyorum.

“SEN BOKS İÇİN KISASIN AMA DAHA HIZLI OLMALISIN”

Peki boks dersleri sırasında fiziksel olarak engellerle karşılaştın mı?

Boks hocam, eksik noktalarımın olduğumu hiçbir zaman söylemedi, hep olumlu tarafından görmemi sağladı ve motive etti.

Mesela bana ‘Sen kısasın o zaman daha hızlı olmak zorundasın ki rakibini şaşırtabilesin’ derdi. Daha yakına girmem, parmak ucuna yükselmem ve çeneye aparkat atmam gibi gerekli teknikler öğreti bana.

Saçlarını oyun için mi kestirdin?

Oyundan önce uzun saçlı bir kızdım. Saçlarım açıkken ne dans edebiliyordum ne boks yapabiliyordum.

Hatta antrenmanların birinde saçlarım ağzıma girdi, resmen boğuluyordum. Saçlarımı örmemiz gerektiğini provalarda anladık, al tarafını kazıtmak ise benim fikrimdi. Seve seve de kazıttım saçımı.

Peki oyun için dövme yaptırdığın doğru mu?

Hayır. Fakat kolumdaki sabah yıldızını oyunun anısına yaptırdım.

Oyunun içinde çok küfür var. ‘Sana hiç yakışmıyor’ gibi eleştiriler aldın mı?

Gerçekten herhangi bir oyundaki herhangi bir replikten hiçbir farkı yok. Oyundaki bu çocuklar öfkeliler. Hepsi hayatın haksızlıklarına karşı. Bu kadar büyük öfke taşıyan çocukların aslında küfür etmesi gayet doğal.

Ciddi boyutta çok küfür ediyorum oyunda ama tabiî ki ben gündelik hayatta bu kadar küfür etmiyorum!

“HEM MASKÜLENİM HEM FEMİNEN”

Dina çok maskülen bir karakter. Peki Pınar Töre maskülen mi, feminen mi?

Bilmiyorum! İki unsuru da taşıyorum sanırım.

Boks bu kadar içine işlemişken gerçek bir boks maçına çıkmak ister misin?

Kesinlikle istemiyorum. Zaten ben oyuncuyum, boksör değilim. Onlar bambaşka bir şey yapıyor. Boks, kişisel adanmışlık talep eden bir spor.

Boks maçına çıkamam, beni yerle bir ederler. Ben oyunculuk ve boks arasında ciddi bir korelasyon olduğunu iddia ediyorum.

Mesela benim annem izleyemez boks maçlarını. Senin boksla aran nasıldı? Boks maçları izler miydin?

Saati saatine olmasa da denk gelirse izlerdim. Ama asıl boks hakkında bir şeyler öğrendikten sonra kurallarını bildikten sonra izlemeye başladım.

Şunu özellikle söylemek istiyorum; Ring paldır küldür, iki insanın birbirini öldürmek üzere giriştiği bir alan değil. Boks da belli kurallar dahilinde yapılan, strateji ve zeka gerektiren bir spor. Eskrime ve satranca da benzetilebilir, aslında ikisinden de unsurlar var içerisinde. Kafa gerektiren bir spor!

Favori boks filmin?

Kesinlikle Raging Bull!

Oyunda yaş sınırı var mı?

Yok, ama mutlaka 15 yaş altı izleyicilerimizi uyarıyoruz ve ebeveynleriyle gelmelerini tavsiye ediyoruz.

Son olarak, oyunu hala izlememiş olanlar Süpernova’ya neden gelmeli?

Süpernova çok özel bir iş ve Dot’un fiziksel tiyatro için attığı büyük bir adım. 4 ayrı disiplini; müzik, boks, dans ve metni birleştiren bir oyun olduğu için izlemelerini çok isterim.

Hürriyet