Genco Erkal Brecht’le Hasret Gideriyor

Genco Erkal, 15 yıl aradan sonra tekrar bir Brecht oyunuyla karşımıza çıktı. ‘Ben Bertolt Brecht’ sanatçının eserlerinden uyarlama bir kabare. Eğlenceli ve elbette yine politik…

Baskının arttığı günlerde karar verdi bizimki/ ekmeğinden olmamak için/ ağzını sıkı tutacaktı…’ Satırlar her ne kadar geçen yüzyıldan bir Bertolt Brecht şiirine ait olsa da mesajı epey güncel. Önceki yıllarda ekonomik kriz dünya çapında bir tedirginliğe yol açtığında, Karl Marks neredeyse popüler kültür nesnesine dönüştüğünde; politik tiyatronun belki de en güçlü temsilcisi Genco Erkal karşımıza ‘Marks’ın Dönüşü’ oyunuyla çıkmıştı. Girişteki Brecht dizelerinin, atmosferini iyi yansıttığı bugünlerdeyse karşımıza ‘Ben BertoltBrecht’ oyunuyla çıkıyor.

Erkal’ın, ‘Öyle yazarlarım var ki yıllar boyu peşimi bırakmıyorlar, peşlerini bırakmıyorum’ dediği isimlerden biri Brecht. 1960’lı yıllarda ilk kez tanıştıktan sonra       15 yıl öncesine kadar pek çok kez sahnelemiş. Sanatçının önceki gün sahnelemeye başladığı yeni Brecht oyunu, ünlü yazarın şiirlerinden ve öykülerinden uyarladığı müzikli bir kabare. Eğlenceli ve elbette politik; dünyanın düzeni, kadının sosyal yaşamdaki konumu, savaşların yarattığı yıkım, kabarede eksik kalmıyor. Erkal’ın sahneyi Tülay Günal’la paylaştığı ‘Ben Bertolt Brecht’; 21 Şubat’ta Ataköy Yunus Emre Kültür Merkezi’nde,                  24 Şubat’ta Muammer Karaca Tiyatrosu’nda, 25 Şubat’ta Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde ve              29 Şubat’ta Caddebostan Kültür Merkezi’nde…

SAHNEDE YALNIZ VE POLİTİK

Oyunculuk yeteneğini bir kenara bırakırsak yukarıda sözü geçen durum, yani politik vurgularıyla öne çıkan nadir ve istikrarlı isimlerden biri olması, Erkal’ı ister istemez büyük bir boşluğu dolduran, önemli bir tiyatrocu yapıyor. Bu rol belki de bir tercih değil, geçmişinden kalan, haricinde başka şeylere yakışmayan bir var olma biçimi.

1938’de İstanbul’da doğmuş. Çocukluğunda yaptığı kuklaları komşulara oynatarak ısınma turlarına başlamış. Robert Kolej’de liseyi okurken Shakespeare’i İngilizce oynayarak sahnelere adımını atmış. Babası tiyatrocu olmasını hiç istememiş ama oturduğu Çamlıca’da sürekli izlediği Dümbüllü ile İstanbul Üniversitesi’nde kurdukları amatör tiyatro grubu arasında mekik dokurken, aklından başka bir mesleği geçirmenin fırsatını bile bulamamış. 1959’da yanında çalışmaya başladığı Yıldız Kenter için ‘Onun yanında üç buçuk yıl çalışmam konservatuar eğitimine değerdi’ diyor. Kenter’i Gülriz Sururi, Ankara Sanat Tiyatrosu gibi isimler takip etmiş ve 1969’da, Dostlar Tiyatrosu’nu kurmuş.

HADİ CANIM TEK KİŞİLİK OYUN MU OLUR?

Burada bahsedilebilecek iki önemli durumdan biri, tek kişilik oyunlara duyduğu ilgi. Kendisi böyle bir sahneleme biçimini Türkiye’de ilk kez deneyen kişi aynı zamanda. Açıklaması şöyle; ‘1965’te Ankara Sanat Tiyatrosu’nda Gogol’ün ‘Bir Delinin Hatıra Defteri’ni oynadım. İsviçre’de yükseköğrenim gören bir arkadaşım vardı. Bana Fransız bir oyuncunun bu oyunu tek başına sergilediğini ve çok etkilendiğini anlattı. Teksti yolladı. Oyun elime geçince çok heyecanlandım, çok beğendim. O zamanlar beni ‘Tek kişilik oyun olur mu?’ diye eleştirdiler. Herkes ‘Hadi canım olur mu öyle şey!’ diye yaklaştı. Ancak oynayınca çok beğendiler ve çığır açtım. Ondan sonra tek kişilik oyunlarımı devam ettirdim. Beni takip eden başka arkadaşlar oldu.’

Genco Erkal, söz konusuyken bahsedilebilecek diğer önemli durumdan haberin girişinde de söz etmiştik; politik tiyatro. Tepkiler görmüş, badireler atlatmış, telkinlerle karşılaşmış ama bu türden vazgeçmemiş. Bir anısında Azizname’yi Fethiye’de oynarken faşistlerin sahneye molotofkokteyli attığını söylüyor mesela. Erzurum’da linç edilme tehlikesi atlatmış… ‘Politik tiyatronun tüm dünyada gözde olduğu bir dönemdi. Bize de hemen yansıdı. Dünyanın birdenbire değişeceğini, adaletli bir sistemin kurulacağını ve tiyatronun bu işte çok önemli rol oynayacağını düşünüyorduk.’ Şimdiyse küçük de olsa bir etki yarattığını gördüğünde mutlu olduğunu söylüyor. ‘Eskiden seçtiğim oyunların hafif gelmesinden korkardım, şimdi ağır gelmesinden korkuyorum’ sözü, günümüzün ruhunu yeterince iyi yansıtıyor. Fakat politik tiyatronun yakın geleceği konusunda iyimserliğini koruyor. Bu türün dünyada eskisi kadar rağbet görmemesinin konjonktürel nedenleri bulunduğunu, her yerde olduğu gibi bizde de muhalif hareketlerin güçlenmesiyle birlikte tekrar canlanacağını düşünüyor.

Akşam