Platero ile Ben

Zafer Diper

Geçen yazıda, operayla ilişkilendirerek AKM den söz etmiş, “onarım başlayacak da ama ne zaman da ooo ölme eşeğim ölme de…” demiştim ya… bunları düşünürken tam o sıra, o da ne, bir anırma! Bizim ufaklık şaka mı yapıyor yoksa? O böyle sesler çıkarır arada. Ben de derim: “Bu eşek şakası!” Ay dilim tutulaydı! “Eşekli” tek söz çıkmayacaktı hani ağzımdan? Kaçıverdi işte. Aranıyorum da hani odada birisi de yok bu sululuğu yapacak. Camdan bakıyorum, “hala eşek mi kaldı bu devirde, nasıl iş?” diye. Sokakta da in cin top oynuyor bu karda kışta… Sağır değilim ne ki, duydu kulaklarım. Nerden geldiyse geldi işte, kızgınca bir eşek anırtısıydı. Belki gene can acıtıcı bir haber var da daha elimi sürmediğim “gazeteye bir bak” uyarısı?  Açıyorum Birgün’ü. Ve görüyorum başlığı: “Devlet gitti, AKM(SA) geldi… Atatürk Kültür Merkezi(AKM), sermayenin sponsorluğunda restorasyon çalışmalarına girmeye hazırlanıyor. AKM’nin yaklaşık dört yıldır bir hayalet bina olarak işlevsizleştirilmesini sağlayan AKP hükümeti, sendikalar ve emek örgütlerinden gelen baskılar ile binayı yenileme çalışmalarına başlıyor. Fakat hükümet devletin bütçesinden pay ayırmadığı için sponsor Sabancı grubu olacak…”  Eyvah, yüreğime inecek. Geçen hafta karaladıklarım boşa mı gitti? “Sen yazar mısın öyle, al sana!” diyor gene anırtılı bir ses kulağımın içinde. Ben de ona, “eşeklik etme!” diyorum ki bu kez ağzımdan kaçmadı. “Senin gibi miyiz ya, insanız, yanılırız.”  “Sen de öyle olur olmaz şeylere anırmayacağımı bilmelisin!” diyor ve ekliyor: “Bu haberi duyurayım istedim sana.”  “Benim de sana diyeceklerim var. Doktor Sinan Güven şunları demiş: Kimi hayvanlar zeki olarak tanınır: Şempanze, at, köpek, yunus bu hayvanlardandır. Kimi hayvanlar faydalıdır: inek, koyun, tavuk gibi.  Ama kimi hayvanlar vardır ki bunlar edebiyatta, sanatta, teknolojide metorolojide insanla hep iç içedir. İşte Eşşek böyle bir hayvandır.”  “İyi demiş. Equus Asinus, yani ben eşek, her yerde varız. İncil’de de Hazreti İsa, Kudüs’e eşek sırtında girer, kutsalız. Antik çağda Lucius Apuleius’un “Altın Eşek” romanından tut da günümüze dek şarkılara oyunlara, söylencelere(efsane), bilime konu olmuşuz(eşek davası-Pisagor teoremi)… Nasreddin’i düşünebilir misin Karakaçan’sız…  O taşıtı, bineği her şeyi olan eşeği, gerçekte bir yergi ve alay öğesi olarak kullanmaz mı? Hani at?”  “Ne olmuş ata?”  “Soyluların, sarayların çevresinde üretilmiş gülmecelerde eşek bulunmaz, oysa at geniş bir yer tutar. Anadolu insanının yarattığı kara gülmecelerde  atın yeri yoktur. Ama hakkımızdaki şunlara bak: değerden yoksun, kaba, incitici, özensiz, güvensiz, aldatıcı, çıkarcı, bencil, iğrenç, soysuz, bayağı, bilgisiz, görgüsüz, anlayışsız… Daha sürdüreyim mi?”  “Yeter!” diyorum. Ben bakarım gerisine (Atasözleri Sözlüğü, Deyimler Sözlüğü, TDK)”  “Olumsuzluklar hep “eşek”le anlatılmıştır da neden? Oysa sizler, siz ey halk…” Bir an duraksadıktan sonra, demez mi: “Neyse, eşek hoşaftan ne anlar?”  “Dur,” diyorum, “kafam karıştı. Şimdi de eşek mi olduk yani?” Beni duymazca sürdürüyor: “Siz  eşeği hor görün daha… Acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa katlanışın en yaygın simgesiyiz biz eşekler. Ne kötülüğünü görmüş insanoğlu yararımızdan başka? Ama dövmüş, ezmiş, sömürmüş… Her anlatımdan bir ders çıkarılmış eşekle de, yeter artık!”  “Böyle konuşma, ben sana hayranım!”  “Neden?”  “Jimenez’den… Platero ile Ben… Juan Ramon Jimenez’in görkemli başyapıtını, Akşit Göktürk’ün benzersiz güzellikteki Türkçesiyle ilk okuduğumda (sonradan YKY çıktı) çarpılmıştım. Ve o gün bu gündür siz eşeklere başka göz(ler)le bakarım… Sen Platero(eşek), ozanın arkadaşısın, gerçekte onun ikinci benliği… Yazar, Moguer’in kırlarında gördüğü bir ağacı, çiçeği, köpeği, kuşu, otu, böceği anlatırken günlük yaşamda kaçırdığımız ayrıntıları dile getirir bir bir… Ve senle konuşmalarında ozan, doğayla bir iç konuşmayı sürdürüyordur gerçekte. O kitapta ozana eşlik eden sen Platero, doğanın kendisisin…”  “Orada bana ne taşıtıyor biliyor musun?” diyor duygu yüklü bir ağırbaşlılıkla. “Biliyorum.” “Sırtıma da binmiyor öyle.” “Biliyorum.” “Yaa, okudun demek o kitabı?”  “Baksana, elimde duruyor. Seni nasıl da konuşturmuş adam…”  “Hayır,” diyor Platero, “ben konuştum, o yazdı…”  “Doğrudur… ve şimdi sen buradayken doğal olarak dağıttım konuyu gene… AKM-SA işbirliği için bir şeyler diyecektim, eşekli meşekli de ne? Akıl mı kaldı? Hah buldum: “eşeği bağla, işini sağla”…yok bu değildi… “eşeği düğüne çağırmışlar, ya odun eksik, ya su demiş”…yok canım bu da değildi… “eşek eşeği ödünç kaşır???”… Gitme! Alınma, sözüm sana değil…Hem dursana bir… Sen nasıl… Burada…”  Birden kavrayıveriyorum; ben demek ki iki saattir o kitabın içinden çıkmış da gelmiş Platero’yla söyleşiyorum?… “Peki şimdi, nereye?” diye soruyorum. “Bu dünya bana göre değil!” diyor ve duyumsadığımca o pır pır eden yüreğiyle son deyişini ünlüyor: “Ben gidiyorum Jimenez’e…”  Ve usulcacık giriveriyor kitabın içine…

Birgün

 

 



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: