Bu Oyunun Adında Meymenet Yok

[Hanife Yaşar’ın Tiyatro Ak’la Kara’nın yeni oyunu “Meymenetsiz Musibet” üzerine Şirvan Akan, Defne Koldaş ve Hakan Çeliker ile gerçekleştirdiği söyleşiyi yayınlıyoruz]

İzleme’ye gittiğiniz tiyatro oyununun salon kapısında bir sürü boş koli var. Öyle ki içeri girmenizi zorlaştırıyor ve bunun gereksizliği üzerine düşünüp sinirleniyorsunuz. Yerinize oturmaya çalışırken saç kurutma makinesinin uğultusu ve ayinlerdekine benzer sesler geliyor kulağınıza. Oturmayı başardığınızda ise artık oldukça tedirginsiniz, çıkış kapısına uzaklığınızı kontrol ediyorsunuz. Meymenetsiz Musibet oyunu, adının hakkını verircesine hazırlıyor sizi ışıklar kararmadan önce ama…

Oyun başlayınca kapıdaki kolilerin neden orada olduklarını öğreniyorsunuz. Hatta bu tersyüz durum hoşunuza bile gidiyor ve koltuğa güvenle yayılmaya başlıyorsunuz. İlginç bir tiyatro deneyimi sizi bekliyor. Şirvan Akan’ın yazdığı ve Selin Zafertepe’nin yönettiği oyun “Tiyatro Ak’la Kara”nın 5 Mart’ta prömiyerini yapan yeni oyunu Meymenetsiz Musibet, cesur ve pek de alışılmadık bir tarzla sahne alıyor. Şirvan ve Selin ile birlikte Defne Koldaş ve Hakan Çeliker de oyuncu kadrosunda yer alan isimler.

Konservatuvar mezunu olan ekip, tiyatro aşkından vazgeçemeyen ama bir yandan da geçinmek için başka işler yapmak durumunda olan azimli kişilerden oluşuyor. Şirvan eğitmenlik ve çevirmenlik yaparken Selin şu sıra bekleyişte. Hakan yakın zamanda müzisyen yönünü enstrüman çalarak işe dönüştürecek. Defne de eğitmenlik yapmanın yanında koroda görev alıyor. Daha önce de birlikte projelerde bulunan bu dörtlüyü birleştiren yeni oyunları hakkında daha fazla bilgi istiyoruz, onlar da anlatıyorlar…

Oyunun konusu ve aktarmaya çalıştığı düşünceden bahseder misiniz?

Şirvan: Oyunun derdi aslında bu çağda yaşayan 4 sanatçı olarak sorduğumuz soruları ve arayışı seyirci ile paylaşmak. Bu bir stille sahneye konuyor, biz buna kara kabare dedik. Çünkü kendimize “Biz neyiz?” diye sorduğumuzda, ortaya çıkan en samimi cevap arada kalmışlık… Doğulu mu Batılı mı belli olmayan, göbek atmayı seven ama bir yandan da batılı kültürü kolektif bilinçaltına indirmiş olduğumuz yani iki arada bir derede kaldığımız çıktı ortaya. Aslında kendi hikayemizin de bir evrenselliği olduğuna inanarak bir süreç yaşadık ve bunu seyirci ile paylaşıyoruz.

Oyunda 4 tane tiyatrocu bir sahneyi işgal ediyor ve bu bahsettiğim sorulara cevap alana kadar da gitmeyi reddediyorlar. Kolilerden barikatlar kurmuşlar, şarkılar türküler, çeşitli yöntemlerle kâh geleneksel Türk tiyatrosuna dönerek kâh daha Batılı üsluplara dönerek bazı sorulara yanıt arıyorlar. Bunların arasında samimiyetin ne olduğu, memleketin nasıl kurtulacağı gibi sorular da var. Son tahlilde de aslında umutsuz değil umutlu bir yerde bıraktığımızı, bir şeylerin değişebileceğine dair hissiyatımızı da paylaştığımıza inanıyorum ben.

Sizin yazdığınız kaçıncı oyun bu?

Şirvan: 4. oyun ama ilk defa profesyonel olarak yazdığım bir oyun sahneleniyor. Daha önce yine bu kadro ile ama amatör olarak sahnelenmişti.

Meymenetsiz Musibet’te rol alan oyuncular Tiyatro Ak’la kara’nın daimi kadrosu mu?

Selin: Şu anda bu bünyedeki tüm oyunlarda bulunan oyuncular, oyun kadrosunda. Ama herhalde daimi kadroda da oluruz diye düşünüyorum.

Tiyatro Ak’la Kara yeni kurulan bir tiyatro değil mi?

Şirvan: Yeni açıldı. Biz aslında bu sezon bir çocuk oyununda çalışmaya başladık. Tiyatronun kurucuları Savaş Özdural ve Kerem Kobanbay ile de yeni tanıştık. Bu projeyle birlikte birbirimizi tanıma süreci yaşıyoruz aslında. Her şey çok yeni ama hissiyatımız o ki beraber bir yola çıktık.

Prömiyer neden bu kadar geç oldu peki? Hazırlık aşaması mı uzun sürdü?

Şirvan: Kasıtlı bir zamanlama değil, sadece bu zamana denk geldi. Önümüzdeki sezonu beklemektense şimdi sahnelemeyi tercih ettik.

Oldukça ilginç kostümleriniz var. Ne oynayacağınızı merak ettiriyor. Biraz rollerinizi anlatabilir misiniz?

Defne: Yazarımızın iç çatışmasını yansıtan karakterler canlandırıyoruz. Hepsinin odak noktalarını oturttuk. İsimlerimizi de sadece biz biliyoruz, oyun içinde hiç geçmiyor. Benim adım Kasıktan mesela. Her şeyi cinsellik ve şiddetle algılamaya ve çözmeye çalışan ama aslında bu noktalarla ilişkisi net olmayan bir karakter.

Hakan: Karakterimin adı Kalpten. Hayatta hani hep çok saf ve doğal insanlar vardır ya öyle bir karakter bu. Ama bana kalırsa hepsinden daha zeki.

Selin: Benimkinin adı Karından. Korkuların yaşandığı yeri karın bölgesi olarak düşündük. Her şeyden korktuğu için meymenetsiz, huysuz bir tip. Oyunun içindeki arayışlar onun için hep geç cevaplanıyor.

Şirvan: Kafadan karakteri benimki de. Tüm dünya ile ilişkisini beyin üzerinden kuruyor. Bazı şeyleri akıl yoluyla anlamlandırmaya çalışıyor. Bu tavrı ona ukala bir ton veriyor tabii. Aslına bakarsanız karakterlerin hiçbiri arayışlarını tek başına sonlandıramıyor. Ancak her şeyi ve birbirlerini oldukları gibi kabul ettikleri noktada cevaba ulaşıyorlar. Çünkü hepsinin bir arada olması lazım aslında. Ne toplumsal olayların ne de insan psikolojisinin tek bir açıklaması yok çünkü. O anlamda hepimiz birer durağı temsil ediyoruz ve oyunun sonunda da buluştuğumuzu söyleyebiliriz.

Belli bir yaşın üstündekiler için daha anlaşılır bir oyun sanırım. Yanılıyor muyum?

Şirvan: Bence her yaş grubu farklı bir şey anlayabilir. Şu anda çok soyut ve karmaşık şeylerden bahsediyor gibiyiz ama sahnede izlerken bunun şarkısı, dansı, gölge oyunu var. Yani aslında çok şenlikli bir şey. 10 yaşındaki izleyici değişik bulur, 25 yaşındaki kendi jenerasyonunu bulur, 40 yaşındaki nesiller arası farkı yorumlar…

Oyun, bu sezon her pazartesi saat 20:30’da Kadıköy’deki Tiyatro Akla Kara sahnesinde seyirci karşısına çıkacak. Tüm ekip üyelerine paylaşımlarından ötürü teşekkür ederiz.

Röportaj: Hanife Yaşar

Hürriyet Aile