Eleştiri Nedir?

Mimesis Haber / Mimesis Tiyatro Çeviri Araştırma Dergisi ve Mimesis Sahne Sanatları Portali’nin düzenlediği Tiyatroda Eleştiri Paneli 25 Mart Pazar günü Maya Sahnesi’nde gerçekleşti. Tahsin Yücel, Süreyya Karacabey, Burç İdem Dinçel, Cevat Çapan ve Metin Boran’ın konuşmacı olarak katıldığı panelde Fırat Güllü kolaylaştırıcılık yaptı.

Tahsin Yücel konuşmasında “eleştiri nedir” sorusu üzerinden ilerledi. Eleştirinin olmadığı yerde iyi yapıtların olmasının da beklenemeyeceğini belirten Yücel, eleştirmenin inceleyerek, eserin değerlerini ve özelliklerini ortaya koyarak, çözümleyerek, yorumlayarak ve tanıtarak bir değer yargısı ortaya koyduğunu ifade etti. Eleştirinin öğeleri içerisinde en öne çıkanın “değer yargısı belirtmek” olduğunu belirterek değer yargısı belirtilmediği zaman ortaya konanın eleştiri değil tanıtım olabileceğini izah etti.

Eleştiri kavramının 18. yüzyılda burjuvazinin ortaya çıkışıyla gündeme geldiğini belirterek söze başlayan Süreyya Karacabey sanat eleştirisinin kendi nesnesine öteki alanlara göre çok daha fazla bağlı olduğunu ifade etti. Eleştirel işlevin, beğenip beğenmeme dışında bir kültür politikası olarak kavranması gerektiğini söyleyerek politik uzantılarının içeriden görülmesi ve uzman figürlerin bir aracı rol üstlenmesi ihtiyacını vurguladı. Karacabey eleştirinin bir uzmanlık bilgisi gerektirdiğini ve sıradan alımlayıcının her türlü görüşünün eleştiri niteliği taşımayacağını söyleyerek uzmanlık söz konusu olduğunda ister istemez bir iktidar ilişkisinin doğduğunu ifade etti. Eleştiride özenlik-nesnellik tartışmasına ilişkin olarak ise öznelliğin eleştirinin bir parçası olduğunu belirtti. Dramaturji ve yorum ilişkisine dair hem eleştirmenin hem de dramaturgun metni inceleyip anlamaya ve ona bir yorum getirmeye çalıştıklarını, ancak eleştirmen açısından bu aşamaya metnin gösteri boyutunun da dahil edilmesi gerektiğini ifade etti. Metinle beraber sahneleme araçlarının da bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğini ve bu nedenle eleştirmenin işinin aslında çok kapsamlı olduğunu belirtti. Bu aşamada en temel kriterin sanat yapıtının kendi iç tutarlılığı içerisinden değerlendirilmesi zorunluluğu olduğunu ve eleştirmenin uygulamacıların yorumunu anlamaya çalışması gerektiğini ifade etti.

Sanat eseri ile alımlayan arasındaki ilişkiyi vurgulayan Burç İdem Dinçel eleştirinin bu ilişkide işlevsel bir role sahip olduğunu belirtti. Herhangi bir sanat yapıtının alımlayan üzerinde bir etkiye sahip olduğunu belirterek yapıtın alımlayanı sürekli bir yorumlama eylemi içinde bıraktığını belirtti.  Eleştirmenin hem alımladığını hem de alımlama ilişkisinin dışına taşarak olaya dışardan baktığını ifade etti. Eleştiride tüm değerlerin “beğendim-beğenmedim”, “iyi-kötü” gibi ikili karşıtlıklar üzerinden konması halinde konunun provokasyona dönüştüğünü ifade etti. Gösterinin bütüncül anlamlarını araştırmak yerine gösteri öğelerinin hangi mantıkla bir araya geldiğini çözümlemek gerektiğini belirterek eleştirinin betimleyici yönüne dikkat çekti. Tarafsız eleştiri olamayacağını ve alımlayanın sürekli yorumlama eylemi gerçekleştirdiğini ekledi.

Batıda eleştirinin Türkiye’de olduğundan daha etkili olduğunu söyleyen Cevat Çapan Avrupa’da köklü bir eleştiri geleneğinin varlığından söz etti. Gösteri değerlendirmesi konusunda Batı’da da konunun çetrefilli olduğunu, gösteri değerlendirmesine Eric Bentley’in “Düşünür Olarak Oyunyazarı” eseriyle farklı bir yaklaşım getirdiğini ifade etti. Bentley öncesinde eleştirmenlerin endüstriye entegre tanıtım yaptıklarını, Bentley’in bu geleneğe meydan okumasıyla ticarileşmiş tiyatronun yegane seçenek olmadığının yavaş yavaş ortaya çıktığını anlattı. Gerçek anlamda eleştirmenlerin de bu dönem sonrası ortaya çıkmaya başladığını belirtti. 1950lerin sonunda yaşanan tiyatro devriminin etkin kişileri arasında tiyatro eleştirmenlerinin de olduğunu ifade etti.

Metin Boran Türkiye’de tiyatronun tüm bileşenleri arasında husumet olduğunu, eleştirmenlerin de bu husumetten nasibini aldığını belirtti. Siyasi iktidarın tiyatroyla kurduğu ilişki ortadayken tiyatronun bileşenlerinin birbirini sevmemesinin de normal olduğunu ekledi. TEB üyelerinden yalnızca 8’inin düzenli yazdığını ve medyada tiyatro eleştirisine yer verilmediğini belirtti. Yapılan işin çetrefilli olduğunu, alıcısının olmadığını, sadece arşiv değeri taşıdığını ifade etti. Böyle bir durumda yazmaya devam eden tiyatro eleştirmeninin kritik önemini vurguladı. Boran, İBŞT’nin “Rosenbergler Ölmemeli” oyunu tartışmalarının başlangıcını eleştirmenin varoluş yollarından birine örnek olarak gösterdi.

Tartışma eleştiri metninin sanat eseri olup olmaması, eleştirmen ve tiyatro yapıtı arasındaki mesafe, tiyatro kamuoyu yaratma, magazinel eleştiri ve ödül kavramı, eleştiride yeni bir dil ve yazım tekniği ihtiyacı gibi konularda devam etti.

Tiyatro eleştirisi alanının irdelenmesi konusunda bir giriş niteliği taşıyan bu panel ve tartışmanın ilerleyen dönemlerde farklı açılarla devam etmesi planlanıyor. Panelin tam metnine ilerleyen günlerde bu sayfalardan ulaşılabilir.