“Sezar’ın Hakkı Mahkumlara”

Shakespeare’in “Julius Caesar” adlı eserinden uyarlanan “Cesare deve morire” adlı filmde Roma’nın Rebibbia Cezaevi’nde tutuklu çoğu müebbet hapis cezalısı mahkûm rol alıyor ve “Sezar’ın hakkı mahkûmlara” dedirtiyor.

Geçtiğimiz günlerde Berlin Film Festivalinde Altın Ayı’yı kazanan Taviani Kardeşler, filmlerinin tanıtıldığı basın toplantısında İtalyan devlet makamlarına seslenerek “Cezaevlerinde bir şeylerin değişmesini istiyorsanız kitap dağıtmanız şart” dediler.

Uzakdoğu mutfağının temsilcilerinden Filipinler’e baktığımızda, mahkûmların rehabilitasyonu konusunda gastronominin ön planda tutulduğunu görüyoruz.  İngiltere’nin cezaevlerinde ulaşılan yüksek tutuklu sayısı ise, rehabilitasyonun etkili biçimde uygulanmasını engellemekte.

İtalyan modeli

William Shakespeare’in “Julius Caesar” adlı eserinden uyarlanan “Cesare deve morire” adlı filmde Roma’nın Rebibbia Cezaevi’nde tutuklu bulunan çoğu müebbet hapis cezalısı mahkûm rol alıyor ve “Sezar’ın hakkı mahkûmlara” dedirtiyor.

Eserin İtalya’ya yıllardan sonra Berlin’de ödül kazandırması memlekette büyük sevinç yaratmakla kalmadı, daha önce dağıtımcıların burun kıvırdığı film 2 Mart tarihinde yurt sathında gösterime girdi.

62. Berlin Festivali’nin en büyük ödülünü kazanan film, dağıtımını üstlenen Nanni Moretti’nin de katıldığı bir basın toplantısıyla geçen hafta halka ve basına tanıtıldı.

Paolo ve Vittorio Taviani kardeşler cezaevine ilk olarak gittiklerinde Dante’nin İlahi Komedyasının Cehennem bölümünden bir pasaj okumakta olan bir mahkûmun içtenliğinden etkilenmişler:

“Paolo ile Francesca arasındaki aşkın imkânsızlığını siz tam olarak anlamayabilirsiniz ama biz sevdiklerimizden uzak olduğumuz için gayet iyi anlıyoruz” tiradıyla rolüne başlayan tutuklu, kendi lehçesiyle oyununa devam etmiş.

Taviani’ler Shakespeare uyarlamasında da, oyuncuların duygularını en samimi şekilde ifade ettikleri dil resmî İtalyanca değil de bölgesel lehçeler olduğundan, Napoli, Roma veya Sicilya lehçelerini kullanmalarını tercih etmişler.

Tutuklularla daha önce çeşitli projeler çerçevesinde çalışmış olan tiyatro yönetmeni Fabio Cavalli, adı Türkçeye “Sezar’ın Ölmesi Lazım” diye tercüme edilebilecek filmde yönetmenlerle gayet başarılı bir işbirliği örneği sergilemiş.

Cavalli sanatın iyileştirme gücünün farkında olarak Cosimo Rega adlı bir mahkûmun cümlesini filmde seve seve kullandıklarını itiraf ediyor: “Sanatı tanıdığım andan itibaren hücrem hapse dönüştü.” Tiyatroyla ilgilenmenin insanı bilinçlendirdiğini, hür hissettirdiğini, rol yaparken bir nebze de olsa kendisini affedebildiğini söyleyen de var.

İtalyan Kültür Bakanlığı ve resmî radyo televizyon kurumu RAI destekli film, memleketteki cezaevlerinin korkunç durumu hakkında hassasiyet yaratmak amacıyla çekilmiş.

Taviani kardeşler cezaevlerinin insanı dönüştüren kurumlar olabilmesi için kitap veya tiyatro gibi kültürel unsurlara açık olması gerektiğini düşünüyorlar ve Rebibbia Cezaevinin tüm İtalya’ya örnek oluşturmasını diliyorlar. Mahkûmların suç işlemiş olsalar da insan kalmaya devam ettiklerinin altını çizerlerken, bize de “Sezar’ın hakkı Taviani’lere” demek kalıyor.

Filipin Modeli

Filipinler’in başkenti Manila’daki en büyük hapishanede ise mahkûmların üretici olma kapasitelerini geliştirmek ve onları geleceklerinde verimli hale getirebilmek için aşçılık yarışmaları düzenleniyor.

El Cezire’nin verdiği haberde, sadece yüksek güvenlikli bölümde tutulan mahkûmların sayısının 12 bini bulduğu cezaevinde cinayet, tecavüz, uyuşturucu kaçakçılığı ve terör gibi suçlardan hüküm giymiş mahpusları takımlar halinde yemek pişirme konusundaki maharetlerini geliştirirken görüyoruz.

Türkiye’deki “Yemekteyiz” tarzı bir reality-show’dan yola çıkılarak düzenlenen yarışmanın seyircileri de mahkûmlar. Her ne kadar eline verilen mutfak bıçağının ucu küt olsa da, özgüveninin yarışma sayesinde arttığını söyleyen bir tutuklunun sevinci, rehabilitasyonun yararlarını ispatlar gibiydi.

İngiliz Modeli

İngiltere’de ise geçtiğimiz günlerde sayısı iyice artan mahkûmlarla ilgili olarak Criminal Justice Alliance’ın çağrısı oldukça manidardı. 67 adet örgütün üye olduğu, Türkçe adıyla “Kriminal Adalet Birliği” gereksiz cezaevi kullanımına kısıtlama getirilmesinin şart olduğunu, ağır ve devamlı suç işleyenlerle şiddete meyilli olanlara öncelik tanınmasının gerektiğini savundu.

İngiltere ve Galler’deki mahkûm sayısı geçenlerde 87.787 sayısına ulaşarak 2011 yılının Aralık ayında kırılan rekora yaklaştı; bu sayının cezaevleri kapasitesine oranı ise yüzde 98.

Memleketin hapishanelerindeki yığılma yüzünden tutukluların serbest kaldıklarında suç işleme ihtimali yükseliyor; cezaevlerindeki eğitim programlarının, akıl sağlığı hizmetlerinin ve bağımlılıkla mücadele birimlerinin eksiklikleri, suç işleme sebeplerini ortadan kaldırmaya yönelik çalışmaları köstekliyor.

Adalet Bakanlığı sözcüsüne göre önümüzdeki aylarda iki yeni cezaevinin hizmete açılmasıyla ülkedeki mahkûm kapasitesi 2.500 kişilik bir artış yaşayacak.

Birleşik Krallık hükümetine uyarıda bulunan CJA’ye göre ise cezaevlerindeki aşırı kalabalık mahkûmların rehabilitasyonunu baltalıyor, suçların tekrar işlenme ihtimalini artırıyor… Çağrılarına kulak kabartmakta fayda var.

Bianet