Yaz-Kış Yüzerek Sahneye Hazırlanıyor

[Posta gazetesinde Seral Cumalı’nın “Ben Bertolt Brecht” oyunu üzerine Genco Erkal ile gerçekleştirdiği söyleşiyi yayınlıyoruz]

Genco Erkal 53 yıldır tiyatro sahnesinde. Yani 21 yaşından beri. Kendi tiyatrosu olan Dostlar Tiyatrosu’nu kurduğu 1969 yılında 31 yaşındaydı. O yıllardan itibaren ben de Dostlar Tiyatrosu’nun sıkı izleyicisi oldum; Genco Erkal’ın tiyatro sahnesinden daha iyi bir dünya için verdiği mesajlardan ilham alıp dünyayı yeniden yorumladım.

Genco Erkal bugünlerde, Bertolt Brecht’in şiir, şarkı ve öykülerinden uyarladığı ‘Ben Bertolt Brecht’ adlı kabareyi sahneliyor. Genco Erkal ve Alman oyun yazarı Brecht’le yani bu iki eski dostla benim de tekrar buluşmam böylece yıllar sonra gerçekleşti.

Sahnedeki Genco Erkal bu kez 74 yaşında. Yine aynı inançla yine daha iyi bir dünyadan söz ediyor. 1.5 saat boyunca, hiç yorulmadan, soluklanmadan. Sahnedeki cesur yürek ilham vermeye devam ediyor… Ve ‘eski dost’la üçüncü buluşmamız Cihangir’de White Mill Cafe’de gerçekleşti… Bu buluşmada tiyatro sahnesinde göremediğimiz Genco Erkal’ı tanıdım. Baba ve dede Genco Erkal’ı. Sizin de tanımanızı istedim…

Oyunu seyrettiğimi söyleyince neden “Demode mi buldunuz?” dediniz; böyle bir endişeniz var mı?

Hayır. Ama öyle düşünenler var. Sosyalizmden vazgeçip liberalizme kayanlara göre, Brecht, Marx demode şeyler… O bakımdan sordum…

Vazgeçmeden, ısrarla politik tiyatro yapıyorsunuz; ısrarla daha iyi bir dünyadan söz ediyorsunuz. Bu beni etkiledi…

İnsan bir şeyin doğru olduğuna inanıyorsa ondan vazgeçmesi söz konusu olmaz. Bir insan korkarsa ancak kenara çekilme ihtiyacı duyar. Öyle bir şey olmadı bende. O yüzden de aynı çizgiyi sürdürüyorum. Ama insanın o adil, sömürüsüz, hümanist dünyaya olan özlemi bitmez… Bugün her zamankinden daha fazla haksızlıklar, savaşlar var… Ben insanın mutluluğu için insanca bir düzenin kurulacağına inanıyorum. İnandığım için politik tiyatro yapıyorum. Benimle uğraşıldığı zaman da hoşuma gidiyor; birilerinin canını sıkıyorum ki benimle uğraşıyorlar.

Politik tiyatro Türkiye’de sizin dışınızda kaldı mı?

Biz İstanbul’da Dostlar Tiyatrosu, Ankara’da Ankara Sanat Tiyatrosu olarak kaldık. 70’li yıllarda pek çoktu politik tiyatro yapanlar. Hepsi kapandı. Şimdi gençler arasında yeni yeni bir şeyler başlayacak gibi. Özellikle amatör tiyatrolar arasında politik tiyatro yapanlar var. Ama ağırlığı olan tiyatrolar arasında maalesef bu konularla pek ilgilenen kalmadı.

Dünyada var mı?

Dünyada da azalmıştı. Ama son yıllarda Amerika’nın Guantanamo hikayesi, Körfez Savaşı, İkiz Kuleler’in yıkılışı yeniden politik tiyatroya ilgi doğurdu. Yeni oyunlar yazılmaya başlandı. Bizim için şaşırtıcı olan bu oyunlar İngiltere Ulusal Tiyatrosu’nda (National Theatre) oynanıyor. Kendi hükümetlerini de acımasızca eleştiren oyunlar ulusal tiyatroda, yani devlet tiyatrosunda oynanıyor. Demokrasinin güzel yanları bunlar.

Bunca yıl ısrarla ve inançla, yılmadan sürdürdüğünüz politik tiyatrodan para kazandınız mı?

Dostlar Tiyatrosu’nun kuruluşunun ilk on yılı (1969- 1979) sonunda ağır borçlarla ‘iflas ettik’. On sekiz kişilik sabit kadromuz vardı. Hep dolu oynamamıza rağmen iki yakamız bir araya gelmiyordu. Kadroyu dağıtıp prodüksiyon tiyatrosu olmayı seçtik. Borçları ben üstlendim ve yavaş yavaş hepsini ödedim. Sonraki yıllarda büyük paralar kazanmadıysak da, hiç olmazsa zarar etmedik. Halimden hoşnutum, çünkü büyük maddi beklentilerim yok. Tiyatro yapıyor olmak beni mutlu etmeye yetiyor.

Nazım’ı 35 yıldır, Brecht’i 46 yıldır oynuyorsunuz… Bu nasıl bir bitmeyen birliktelik?

27 Mayıs’tan sonra toplum değişti, yasaklı kitaplar basılmaya başladı. Uzun yıllar ağır baskı altında tutulan sol düşünce ortaya çıkıyordu. Bizim de o yıllarda biraz gözümüz açıldı diyelim, dünyaya farklı bakmaya çalıştık. Bunun da tiyatroya yansıması Brecht’le oldu tabii. Brecht ve Nazım’la o yıllarda tanıştık ve hep benim yol göstericim oldular. Yaptığım politik tiyatro için bunlardan daha güzel iki önder bulamazdım. Biri bizden olan Nazım, diğeri de evrensel olan Brecht. Brecht, bu işin nasıl yapılması gerektiği konusunda bana yol gösterdi. Nazım da o koskocaman yüreğiyle bize soluk verdi.

Bu oyunda mesajlar arasında şu da vardı: Ölünce arkandan iyi insandı demesinler, iyi bir dünya bıraktı desinler…

Bu Brecht’in çok eskiden beri dikkatimi çeken bir şiiri. “Evet iyi insansın ama neye yarıyor iyiliğin? Akıllısın yararı kime?” diyor. Brecht’in dehası işte bu. Kimsenin beklemediği soruları sorması. Arkasından da “Sen iyi insan olmayı bırak, arkandan ne iyi bir dünya bıraktı desinler” diyor. İşte biz de bunun için çalışıyoruz. Bunun için tiyatro yapıyoruz hakikaten. Eski yıllarda tiyatronun gücü ve sınırları konusunda çok iyimserdim. Yine çok önemli bir gücü olduğuna inanıyorum.

Bugünün seyircisi nasıl tepki veriyor sahnedeki mesajlarınıza?

Şimdi biraz ‘bakan’ bir seyirci var. Eskiden hesap soran, çok coşkulu bir seyirci vardı. Her oyun bir miting gibi olurdu.

O eski seyirciden aldığınız tepkilerden sonra şimdiki seyirciye oynamak nasıl?

Daha önce zaten forme olmuş bir seyirci geliyordu. Şimdi biraz daha bilgisi olmayanlara bunları anlatmak, kafalarında soru işareti uyandırmak, onların aydınlanmasına yardımcı olmak güzel bir şey.

“Var muzip bir tarafım”

74 yaşında sahnede müthiş bir enerji içindesiniz. Bunun sırrı ne?

Bence tutku… Hem inanç, hem büyük bir aşk… Başka bir şeyle ölçülecek bir şey değil. Tiyatro benim hayatım. Gece, gündüz bunu düşünüyorum, bunu araştırıyorum. En mutlu olduğum yer tiyatro. Oyun ararken, çevirirken, yazarken, hazırlarken, sahneye koyarken, prova yaparken, oynarken, her anı bana müthiş bir mutluluk veriyor. Ama bir de yaptığım işin bir şeye yaradığını düşündüğümde bu bana daha büyük bir güç veriyor. Sağlığım elverdiği sürece bu işi sonuna kadar yapmak istiyorum.

Oyunda dans ediyorsunuz, şarkı söylüyorsunuz, sandalyelere çıkıyorsunuz, müthiş bir kondisyon. Bunun için yaptığınız neler var?

‘Ben Bertolt Brecht’ 1.5 saat kesintisiz süren bir oyun. Tabii kondisyon istiyor.. Dans ediyoruz, şarkı söylüyoruz. Nefes çok önemli bizim için. 13 yıl önce boyun kireçlenmesi yaşadım. Bir de yavaş yavaş gücü azalıyor insanın. Bunu gidermenin yollarını ararken en iyi sporun yüzme olduğunu öğrendim ve kendimi düzenli olarak yüzmeye alıştırdım. Yazın her gün yüzüyorum. Kışın ise haftada 4 gün. Bunu 13 yıldır aksatmadan yapıyorum.

Oyunda sahneyi paylaştığınız Tülay Günal’dan tüyo aldım: Sahnede bir şey yapıp onu güldürüyormuşsunuz. Öyle muziplikleriniz var mıdır?

Ne zaman söyledi? O gülecek yer arıyor galiba! Evet, var muzip tarafım. Zaten ne oyun oynasam mizahi tarafını çıkarırım ortaya. Oyunda Brecht’in söyledikleri de buna çok müsait.

“Kızımla aramızdaki aşk çok büyüktür”

Tiyatro dışında başka aşklarınız da var; kızınız Ayşe ve torunlarınız…

Çok zayıf bir yerimden yakaladınız!.. Ayşe benim tiyatrodan sonra mı diyeyim, önce mi diyeyim, yaptığım en güzel şey. Öyle bir kızım olduğu için çok mutluyum. O bana iki tane pırıl pırıl torun verdi. Onlarla ayrıca mutluyum. Onlara yeteri kadar zaman ayıramadığım için üzülüyorum. Ama sık sık görüşmeye çalışıyorum. Biz eşimle (tiyatro sanatçısı Zeynep Tedü) çok erken ayrıldık. Kızım çok küçüktü. Ayrılınca ben Ayşe’nin hem annesi hem babası gibi oldum. Çok çok yakınız birbirimize. Çok büyük bir aşktır kızımla aramızdaki aşk.

Ayşe’yi tek başınıza nasıl büyüttünüz?

Annem de çok destek oldu bana. Ben tiyatroya, oyuna, provaya gittiğimde mutlaka evde Ayşe’nin yanında, güvendiğim biriydi annem. Biz o zamanlar bir ay İzmir, bir ay Ankara turnesi yapardık. Her iki şehirde de bir ay ev tutardım. Annem, Ayşe, ben, beraber bir ay İzmir’de otururduk. Sonra oradan Ankara’ya taşınırdık, bir ay da orada otururduk. Çünkü ayrılamazdım Ayşe’den. Ama sonra Ayşe’nin okulu başladı. Ayşe artık o uzun turnelere gelemez oldu…

Torunlarınızla aranız nasıl?

İki torunum var. Kız 8, oğlan 6 yaşında. Okula başladılar. Şimdi haftada bir görüyorum onları. Çok eğleniyoruz birlikte. Dedelik ne kadar güzelmiş! Torun sahibi olmak bambaşka bir şeymiş. Yanlarında bütün sıkıntılarımı, dertlerimi unutuyorum. Keşke onlarla daha fazla vakit geçirebilsem.

Boşandıktan sonra bir daha hiç evlenmediniz. Neden?

Kimseye haksızlık etmek istemem, ama ilk evliliğimden o kadar canım yandı ki biraz ondan olabilir. Ama bizim meslekte evlilik zaten zor galiba. Tiyatro o kadar çok zaman alıyor ki. Hele benim yaptığım biçimiyle; tiyatronun hem müdürüyüm, hem yönetmeniyim, hem çevirmeniyim, hem oyuncusuyum, tanıtımcısı da benim, ışıklarıyla da ben uğraşıyorum. Böyle bir düzende evlilik kolay yürümez diye düşünüyorum. Böylesi daha iyi.

Neden?

Bilmiyorum. Bir kere bağımsız olmak çok güzel. Yalnızlık çok güzel. Ben çok severim yalnızlığı. Kimseye hesap vermezsin… Halbuki evlenince; ne zaman gittin, ne zaman geldin, kaçta buluşacağız, nereye gidiyoruz, ayyy çok sıkıcı. Bilmiyorum, ben böyle bir hayat kurdum kendime.

Bahsettiğiniz o düzene girmek için mutlaka evli olmak da gerekmiyor. Kadın-erkek ilişkisinde o ikili yaşam hemen devreye girmiyor mu?

Giriyor. Ama o zaman istediğiniz zaman bir süre uzak durabiliyorsunuz, istediğiniz vakit ilişki bitiyor, yenisi başlıyor. Evlilik olunca öyle değil.

Çok karamsar olduğunuz doğru mu?

Yapı olarak öyleyim. Karamsarlık benim gücüm aslında. Ben kendimi en kötüsüne hazırlarım. Biraz daha iyi bir şey olursa mutlu olurum o zaman. Mesela kendimi başarılı olamayacağız, yapamayacağız diye hazırlarım, biraz daha iyi olduğu vakit sevinirim…

‘Oyun için her şeyin fotoğrafını çekerim’

Nişantaşı’nda bir kadın mağazası vitrininin fotoğrafını çekerken magazincilere yakalanmıştınız.

Valla o beni anlatmıyor, o magazin basınını anlatan bir olay. Oyunla ilgili bir şey arıyorsam bir adamı, bir kadını çekebilirim, dekorla ilgili bir şey arıyorsam bu koltuğu da çekerim; sonra uygun olur mu oyuna diye bakarım. O leopardesenli paltoyu da acaba bu oyundaki hayat kadını için bir giysi olabilir mi diye çekiyordum. O arada bir sürü vitrinden de fotoğraf çekip getirdim. Sonuçta leopar paltoyu oyunda kullanmadık…

(26.02.2012 tarihli Pazar Postası’ndan alınmıştır.)

Posta