Ateş; Şehir Tiyatroları’na Çağırıyor!

[Ceren Öner’in Sabah Gazetesindeki Şehir Tiyatroları’nın Ateşli Sabır (Postacı) oyunu hakkındaki yazısını yayınlıyoruz. Öner, seyircilere Şehir Tiyatro’larında iyi ve özgürce seyirler diliyor. ] Ateşli Sabır (Postacı) oyununu izleyin, sabah uyandığınızda bakmayı istemediğiniz bir aynaya bakar gibi olacaksınız…

Şehir tiyatrolarının ‘okyanus ötesinden’ oyunlarından biri daha sahnede. Şili’li sanat adamı Antonio Skármeta’nın Ateşli Sabır oyunu Ragıp Yavuz yönetiminde, güçlü oyuncu kadrosuyla bu sezon sahneye kondu. Oyun öylesi tarihle dolu ki, kitaplarda okunan, filmlere konulan ‘okyanus ötesi’ tarih yine insan’a ayna tutmak için seyirciye sunuluyor. Aynaya baktığımızda seyredilenlerde elbette satırlar dolusu aşk, hasret var ve bir o kadar da çakıl taşı.

Hikaye Şili’de bir devrin tanıklarından ve hatta devrin ‘yazan’larından Pablo Neruda ve ‘postacı’sı Mario üzerinden ilerliyor. Mario, Kara Ada’nın postacısı, görevi ise mektuplarını tek müşterisi Neruda’ya iletmek. Uzaklardan gelen satırlar ulaştırılırken sahibine, Mario kendi satırlarını buluyor Neruda’nın sözcükleriyle. Başlarda korksa da kelimelerin büyüklüğünden, hiç vazgeçmediği soruları ona fark ettiriyor ki sözcükler yazanın ellerinde, okuyanın zihninde esas gücünü buluyor. Korkulan ‘metafor’lar, zamanla Mario’nun aşkının kelimelerini de süslemeye başlıyor. Sözcükler, “kullandıkça Mario’nun oluyor”, aidiyetini ilan ediyor. Onun duygularıyla harmanlanıyor, yenileniyor. Neruda, sadece Mario’ya değil, halklara ilham kaynağı oluyor. Siyasi hayatı ise hasretlere gebe, ‘ada’sını özlüyor, seslerini ve hatta çakıl taşlarını. Ülkesini özlüyor, ülkesi ise ‘darbe’yi yaşıyor, katlin kanlı tarihini yazıyor. “Acılı kentlerin üstüne yağıyor yağmur” suskunluğun, baskının ortak dilinde.

Duayen Levent Öktem ve Ayşegül İşsever’e Postacı Mario ve sevgilisi Beatriz rolünde, seyirciyi yakalayan, canlı performanslarıyla Mert Turak ve Derya Çetinel eşlik ediyor. Adeta tarih yazıcıları, sözcüklerin ‘izdüşümleri’ dansçılar ise performansın zarif dokunuşlarını ortaya koyuyor.

#sehirtiyatrolariyokedilemez

Mario’nun ‘Şiir, kim kullanıyorsa onundur diye düşünmesi’ne çok benzer, sanatın diğer alanlarıyla ilgili düşüncelerim benim de; sahneye konan her bir performans, dinlediğiniz sözcükler, varlığınıza işleyerek, sizi içine çekiyor ve sizin hissettiklerinizle harmanlanıyor, izlenen ve hissedilen öyle bir karışıyor ki birbirine aidiyet size geçiyor. “Benim” diyorsunuz, seyirci olarak bunları diyebiliyorken, sahneleyenin, sergileyenin aidiyet hissini gözardı etmek imkansız. Bu nedenle insan içinde o “ateş” yanıyor, “sabır” etmek ise zorlaşıyor; ‘okyanusun ötesi’nde yazılan baskıcı tarih sahneden taşıyor, İstanbul Şehir Tiyatroları’nda kendini ‘güncelliyor’. İşte tam bu nedenle insan haykırmak istiyor, sabırsızca ve en ateşli şekilde “tiyatroma dokunma!” diye o aitlik hissi öyle baskın ki. Ancak kendi kendini yönetebilir sanat, seyircinindir izlenen ve sahneleyendir, izletilen. Özgürce yaşamalı sanat, duygular müdürlüğe bağlanabilir mi ki? Hepsi hepimizde özerk değil mi ? İşte bu nedenle; #sehirtiyatrolariyokedilemez, ‘benim tiyatrom’ yok edilemez..

Ateşli Sabır (Postacı) oyununu izleyin, sabah uyandığınızda bakmayı istemediğiniz bir aynaya bakar gibi olacaksınız belki ama sonra doğallığınızın ve özgürlüğünüzün güzelliğini görmenin; yaratmanın sizin elinizde olduğunu fark edeceksiniz.

İyi, özgürce seyirler !

Sabah