Düdük

[Vatan gazetesinden Müge İplikçi Şehir Tiyatrolarındaki yönetmelik değişikliğini yorumluyor.]

Konu: Şehir Tiyatroları

Tema: Parası olan düdüğü çalar mı?

Ben size baştan söyleyeyim. Böyle bir konuya böyle bir tema olmaz. Konu tiyatro ya da sanat ise paranın hükmü tiyatronun gişesinde sona erer!

“Efendim anlamıyorsunuz ortada zarar var, zarar.”

Öyle mi?

Neden bu zararı başka yerlerde düşünmek aklımıza gelmiyor da fena halde şehir tiyatrolarına gözümüzü dikmiş bulunuyoruz? Kaldı ki zarar etsin n’olur. Şehir tiyatrolarımız da zarar etsin. Koca Türkiye Cumhuriyeti bunu karşılayamaz bir halde midir? Örneğin İstanbul’da her tarafa ama her tarafa, maliyeti epeyce yüklü laleleri dikmek ve hepimize Lale Devri’nin ihtişamını hatırlatmak yerine oraya akıtılan parayla bu açığı makul bir biçimde kapatamaz mı devletimiz? Laleler sadece bir örnek. Sürekli gözüme çarptıkları için onlardan bahsetmek ihtiyacı içersindeyim. Kaldı ki çiçekleri seven biriyimdir ama insanın bu lalelere bakıp bakıp “yahu bunun daha ucuzu yok mudur?” diyesi var. Gerçi bu lalelere gelinceye kadar o kadar çok israf var ki ortalıkta. Onlardan biri kısılsa, oradan sağlanacak parayla her şey yoluna giremez mi? Girer girmesine. Ama niyet farklıysa, parası olan düdüğü çalar haliyle hareket edilecekse… Oooo.

Hemen belirtelim: Sanatı himaye etmek farklıdır ki dünyanın hemen her yerinde sanat adına bu yapılabilir, “ele geçirmek” farklıdır. Ama başa dönelim: Sanatı ele geçireceğini sananların, onu kendi adına siyasileştirmeye çalışanların sonu hüzündür.

Hüzün dedim de. Geçen hüzünlendiğim bir yoruma rastladım. “Millet Avatar’la uğraşırken bizim tiyatrolarımız bin yıllık Hamlet’le uğraşıyor” diyen bir cümleydi. Kardeşim Avatar’ı seyretmek istiyorsan çılgın alışveriş merkezlerindeki salonlara at kendini. Hamlet’i Hamlet’e bırak!

Bin yıllık Hamlet’le uğraşmakmış… Hamlet neden bin yıldır ayakta acaba? Bunu bir soralım önce kendimize. Kaldı ki Avatar’ın ya da onun benzeri çağdaş bütün kurguların esasen Hamlet gibi klasiklerin olay örgüsünü takip ettiğini fark edebilmemiz için de gerekli Hamlet. Bugün soluk soluğa izlenen, gişeleri çatırdatan büyük prodüksiyonların kökünde Hamlet gibi bin yıllık eserlerin gölgesi olduğunu anlamamız için, bu küçücük husus için bile bin yıllık Hamlet’i izlemeli, bir daha izlemeli. Gerçek geleneğin ne olduğunu keşfetmek için.

Şehir tiyatroları da bir gelenektir. Umarım onun da sonu bir kültür kanalımızın başına gelenler gibi olmaz. Sanki ülkemizde haber kanalı eksiğimiz varmış gibi onca yıllık emeğin ürünü olan bir kültür kanalını haber kanalına dönüştürmek nasıl bir zihniyetin ürünüydü, ürünüdür?

“Yavaş yavaş kaleleri fethediyoruz” diye yapılan bu işler bir ülkeyi çöle çevirmekten başka bir işe yaramıyor.

Ortada kalenin falan olmadığını bir anlayabilsek. Bunun için de Don Kişot’u yeniden okumak gerekiyor galiba. O ve onun yeldeğirmenlerini. Şu bin yıllık Don Kişot’u!

Ve gelelim asıl soruya: Parası olan düdüğü çalar mı? Çalar çalmasına. Ama düdüğe güven falan olmaz. Düdük bu. Bir gün birinin elinde olur, ertesi gün başka birinin elinde.

Vatan