Gencay Gürün ile İBBŞT’deki Son Gelişmeler Üzerine

[Akşam Gazetesi’nden Şenay Yıldız’ın 23 Nisan tarihinde yayınlanan, Gencay Gürün ile Şehir Tiyatroları’nda yaşanan son gelişmeleri değerlendirdiği röportajı okuyucularımızla paylaşıyoruz.]

Türkiye’nin en köklü sanat kurumlarından İstanbul Şehir Tiyatroları’nda birkaç aydır yaşananlar geçen hafta tiyatrocular açısından adeta bir krize dönüştü. Olay, yazar İskender Pala’nın Zaman Gazetesi’ndeki köşesinde ‘Müstehcen Sırlar’ oyununu ve geçen hafta istifa eden Genel Sanat Yönetmeni Kenan Işık’ı sert bir dille eleştirmesiyle gündemimize girdi. Daha sonra Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Prof. Dr. Mustafa İsen’in yaptığı ‘muhafazakar sanat’ oluşturma çağrısı olayın daha farklı bir boyutta tartışılmasına neden oldu. Tüm bunların ardından, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Şehir Tiyatroları’ndaki karar alma sürecini bürokratlara emanet eden yeni bir düzenleme yapacağını duyurunca sanatçılar büyük tepki gösterdi. Belediye yönetimi tepkilere rağmen geri adım atmayınca önce Genel Sanat Yönetmeni Kenan Işık istifa etti, ardından da Şehir Tiyatroları’nın eski genel sanat yönetmenleri bir araya gelip, durumu protesto eden açıklamalar yaptılar. Bu isimler arasında kuşkusuz en dikkat çekeni tam 10 yıl bu görevi büyük başarılara imza atarak yürüten ve Türkiye’de tiyatronun duayenlerinden kabul edilen Gencay Gürün oldu. Bu nedenle, kendisinin kurucusu olduğu Tiyatro İstanbul’da cuma günü bir araya gelip sanat ve tiyatro üzerine konuştuk. Gencay Gürün’ün sesinin ulaşamadıklarına ulaşması ve dikkate alınması ümidiyle…

Tiyatro dünyasının duayen isimlerinden Gencay Gürün, son günlerdeki müstehcenlik ve muhafazakarlık tartışmaları için şöyle diyor: ‘Dünyada sadece iyi, dürüst, akıllı ve saygılı insanlar yok. Kötüsü ve namussuzu da var ve tiyatro bunların hepsini gösterir. Tiyatroda etik değerler diye bir şey olmaz. Karısını boğan Othello’yu nasıl oynatacaklar o zaman? Elinizdeki çok kıymetli nü tabloları ambara mı attıracaksınız? Muhafazakar insan olur, muhafazakar sanat olmaz’

– Şehir Tiyatroları ile ilgili son yapılan düzenleme için ‘Bu bir cinayet’ dediniz. Neden?
Bu bir ‘sanat cinayeti’ dedim. Çünkü Şehir Tiyatroları Türkiye’nin en eski sanat kurumlarından biri ve çok kıymetli. Bu kurum Türkiye’nin en önemli sanatçılarını barındırmış, yetiştirmiş; hepimiz tiyatro zevkini Şehir Tiyatroları’ndan aldık İstanbullular olarak… Şimdi böyle bir kurumun yönetmeliği değiştiriliyor ve başına tiyatro sanatçısı olmayan biri getiriliyor. Yani bu gerçekten aklın almayacağı bir şey!

– İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ‘Bugüne kadar oyunları bir kişi seçiyordu bundan sonra 7 kişilik kurulla seçeceğiz’ dedi. Bu duruma nasıl bakıyorsunuz?
Tiyatroyu çok çok iyi bilen, dünyayı takip eden, hoşgörülü insanların olması lazım bu işlerde. Ama bürokratlar bütün dünyadaki oyunları bilemez ki! Bilmiyorum, öyle yetişmiş, dünya tiyatrolarını bilen kadroları var mı belediyenin? Kadrolarında öyle insanlar varsa, olabilir.

Şahin Yanımda Çalıştı

– Şehir Tiyatroları’nın yeni Genel Sanat Yönetmeni’nin Hilmi Zafer Şahin olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kendisi benim yanımda çalıştı. Oyuncu değil, idari kısımda çalışıyordu. Sevdiğim, iyi, terbiyeli bir çocuktur. O nedenle kişisel konuşmak istemem. Ama bu düzenleme ile Şehir Tiyatroları’nı adeta şube müdürlüğüne indiriyorlar. Çok çok üzüldüm. Üzüntümü anlatamam! Çünkü benim hayatımda tiyatro Şehir Tiyatroları’nda Ferit Egemen’in oynadığı çocuk oyunlarıyla başladı. Cahide Sonkuları, Vasfi Rıza Beyleri, Bedia Muvahhitleri… Hepsini orada seyrettim. Dolayısıyla Şehir Tiyatroları’nın benim kalbimde çok başka bir yeri vardır. Nitekim sonra da Allah bana onun başına gelmeyi kısmet etti.

– Peki yeni sistemi neden eleştiriyorsunuz?
Kişi olarak söylemiyorum. Çünkü yeni atanan kişi benim çok sevdiğim bir insan ve geçmişte de beraber çalıştık, o ayrı. Ama yazılı metne, yeni sisteme göre hiçbir şekilde sanatla ilgisi olmayan birini de tayin edebilirler. Belki de bizim o toplantımızdan sonra böyle tiyatrodan gelen birini seçmişler… Allah’tan böyle olmuş. Şimdiki tamam ama yarın kimi tayin edecekler?

– Tiyatro geçmişi olan birisinin atanmasını ortamı biraz yumuşatmaya yönelik bir girişim olarak algılıyor musunuz?
Evet.

Seri Katil de Sahnede Olabilir
– Yeni düzenlemede müdürün görev tanımıyla ilgili ‘Toplumun genel etik değerlerine özen gösterilmesini sağlamak’ diye bir ifade yer alıyor. Bu ne anlama geliyor?
Ne demek, anlamak zor. Karısını boğan   Othello’yu nasıl oynatacaklar o zaman? Othello için ‘etik değerlere uymuyor. Kadını boğuyor’ diyebilirler. Ne olacak? Hamlet? ‘Ne kadarı etik?’ tartışması olmaz. Tiyatroda etik değerler diye bir şey olamaz ki!

– Neden olmaz?
Çünkü tiyatro en kötü insanları bile gösterebilir. Klasikleşmiş oyunların pek çoğunda da ahlak dışı, kanun dışı şeyler vardır. Yani, bir seri katilin hayatını da tiyatro eseri yapabilir biri, canileri, hırsızları da gösterebilir; vatan hainlerini de. Tiyatro insanı insanlara insanla veren bir sanat dalıdır, ‘etik değerlere uygun oyunlar’ diye bir şey yok. 16. asra gidin, çıplak kadın resmi… Bunu gören muhafazakar insan ne yapar? ‘Aaa!’ der. Ne olacak o zaman? Dünyanın en büyük tabloları, en kıymetli ressamları sınır dışı mı edilecek? Elinizdeki çok kıymetli nü tabloları ambara mı attıracaksınız? Muhafazakar insan olur, muhafazakar sanat olmaz. Çünkü sanat bütün dünyayı iyisiyle kötüsüyle, her şeyiyle gören kavrayan ve yansıtan bir alandır.

– Muhafazakar insanları rahatsız etmeyecek tarzda bir sanat anlayışı olamaz mı peki?
Muhafazakar deyince tek bir şey yok ki ortada. Peki, insanlar sadece birileri sahnede göğsünü açınca mı şoke olur? Size Othello karısını boğuyor diyorum! Othello sahnede kadını boğa boğa öldürünce, rahatsız olmaz mı? Hangi muhafazakarlık bunu kabul eder ki? Böyle bir mantıkla gidersek… O zaman Hamlet de adam öldürür. Pek çok oyunda ahlaklılar kadar ahlaksızlar da var. Tiyatro iyisiyle kötüsüyle dünyayı yansıtır.

– Neden bu kadar özgür olmalı sanatçı?
Çünkü bir sanatçı ‘O ne diyecek, bu ne diyecek, benim sınırım ne kadar?’ diye düşündüğü zaman, yaratıcılık biter. İlla kötüye çekmemek lazım, yaratıcılık her türlü olur. Bir kişi nü resmi yapar, öbürü harika bir manzara veya denizin dalgalarını çizer. Ama sanata sınır koyarsanız, dünyada sanat kalmaz. O devirler geçti. Dünyada sansür devri bitti artık. Türkiye’yi geri çekmenin alemi yok! Sanat özgürdür ama zevk mühimdir. Mesela bir nü resim yaparsınız herkes hayran kalır; başka bir tane yaparsınız iğrenç olur. Önemli olan zevk ve beğenilmesi.

– Peki ama tiyatrocuların toplumun hazmedemeyeceği kadar müstehcen şeyler sunmamak konusunda hiçbir sınırları yok mu?
Hazmetme dediğiniz çok tartışmalı bir konu. Demin de Othello’yu size söyledim, sahnede kadını boğuveriyor. Orada bir cinayet var. Özendirecek mi şimdi o insanları? İzleyenler ‘Dur bakayım benim karım ne yapmış? Gideyim evde şunu boğayım’ mı diyecek? Shakespeare ‘Bütün dünya bir sahnedir’ der. Onun için tiyatro dünyada olan her şeyi gösterir. Ama tabi siz seçerken kendinize göre bir ölçüler kullanırsınız. 4 tane kadını çırılçıplak soyup göbek attıramazsınız mesela. O sizin kendi toplumunuzun, kendinizin zevkine, tutumuna bağlıdır. Ama dünyada sadece iyi, akıllı, dürüst, saygılı insanlar yok. Kötüsü, çirkini, namussuzu da var ve tiyatro bunların hepsini gösterir.

– Müstehcen Sırlar’da olduğu gibi bir oyunun 16 yaşından büyüklere sergilenebilecek kategoride olması normal mi?
Benim zamanımda olmadı böyle bir şey. O konuda fikir yürütmeyeyim. Çünkü oyunun metnini henüz okumadım.

Suç Teşkil Etmiyorsa Karşılamaz

– Peki bir oyunda insanları rahatsız eder derecede müstehcen sahneler varsa ne yapacağız bunu engellemek için?
Siz düşünebiliyor musunuz, Fransa’da bir piyesi sansürlesinler? İngiltere’de böyle bir şey düşünebiliyor musunuz? Düşünemezsiniz, yok çünkü! Zaten kötü bir şey yaparsa, insanlar gelmez ve o tiyatro batar. Ben ‘Suç teşkil edecek bir şey yoksa karışılmamalı’ diyorum. Çünkü mesela 18. asırda kötü görülen bir şey bugün kötü görülmüyor. Ama o zamanki sanatçılar o gün için çok daha ileride olabilirler ve yaşadıkları dönemde kötü görünen şeyi yazmış olabilirler. Aşırı müstehcense, kanuna aykırı olur zaten ve başka bir şey yapılır orada.

– Türkiye’deki toplumsal dönüşümün tiyatrodaki yansımaları mı bu yaşadıklarımız?
Olabilir.

Benim zamanımda müstehcenlik tartışması yoktu
– Şehir Tiyatroları’nda görev yaptığınız dönem veya bugün tartıştığımız inişli çıkışlı siyasal dönemlerde tiyatroda bu tarz bir süre yaşandı mı?
Bana teklif geldiği zaman ‘Tek şartla kabul ederim: Benim yaptığım sanatsal hiçbir şeye karışmayacaksınız’ dedim ve gerçekten kimse hiçbir şeye karışmadı. Ben boş bir tiyatroyu aldım ve şans eseri oyunlar da çok iyi gitti. Lüküs Hayat 27. seneyi oynuyordu ve bir rekor Türkiye de. Tiyatronun önünde 100 metre kuyruk oluşuyordu. Çok iyi bir dönem geçirdik ve müstehcendi-değildi gibi bir tartışma hiç olmadı.

Darbe Dönemleri

– Sağ sol çatışmaları, askeri darbeler, 28 Şubat süreci… Hepsinde tiyatronun kalbindeydiniz. Tiyatro bu süreçlerden nasıl etkilendi?
Tiyatro hiç etkilenmedi. Hayır, hiç kimse ‘şunu yapmayın, bunu oynamayın’ demedi. Bunu çok samimiyetimle söylüyorum. Devlet Tiyatrosu’nda da çalıştım genel sekreter olarak, hiçbir zaman böyle bir şey olmadı. Tam tersine, komutanlar her zaman galalara gelir, en ön sırada otururlardı.

– Bunda ideolojik olarak kutuplaşmanın bu kadar aşırı olmamasının da etkisi olabilir mi?
Her zaman Türkiye’de siyasi farklılık vardı. Muhafazakar-çağdaş şimdi başladı ama sağ-sol her zaman vardı. İnsanlar kendi düşüncelerinde özgür olmak istiyorlarsa, karşısındakinin düşüncesinin de aynı derecede özgür olmasını normal karşılamalı.

Trafik ve televizyon dizileri tiyatroyu kötü etkiliyor

– Sinemalar, televizyon dizileri ya da internet gibi teknolojik gelişmeler tiyatroyu nasıl etkiliyor?
İyi etkilemiyor ve tiyatro seyircisi giderek azalıyor. Tiyatroyu kötü etkileyen iki şey var: Biri trafik… Çünkü sürekli bina yapılıyor, araç sayısı artıyor ama yollar aynı. Evden işe giderken 1,5 saat trafikte kalan insanlar ‘Üstüne bir de tiyatroya, sinemaya gidelim’ demiyor artık. İkincisi de televizyon dizileri. Orada da normalin çok üstüne çıktık. Geçenlerde bir kanalda saydım, günde 15 saat dizi vardı. Siz bana dünyada bir ülke gösterin ki kanalları 15 saat dizi göstersin! Bütün akıllı programlar 23.30’da. O programları seyredecek insanlar sabah büyük ihtimalle işe gidecekler. Yani çok büyük bir çarpıklık var. Konumuzdan saptık ama RTÜK birtakım çerçeveler koymazsa Türkiye’nin geleceğini çok ama çok karanlık görüyorum. Sadece vakit geçirtecek değil ama toplumu yetiştirecek, erişmek istediğiniz düzeye çıkaracak yolda ilerletecek programlar da lazım bu ülkeye.

Harika Çocuk Kanunu

– Tiyatro seyircisinin azalmasında ‘gösterilen oyunların artık insanların beklentilerini karşılamaması’ da bir sebep olabilir mi?
Katılmıyorum, bir sürü tiyatro var. Birindekini beğenmezseniz, diğerinde bir şey bulursunuz. Bugün Fazıl Say ‘yurtdışına gideceğim’ demiş. Altı yıldır Harika Çocuk Kanunu işlemiyormuş. Yani, biz İdil Biret’leri, Suna Kanları ve diğerlerini artık tarihsel konular olarak göreceğiz. Çünkü yenileri yetişmiyor! Bakın, Atatürk’ün bir lafı var: ‘Sanattan mahrum kalmış bir ülkenin can damarı kesilmiş demektir’. Çünkü toplumları ilerleten sanattır. O sanat birtakım şeyleri geliştirir. Büyüyünce ister mühendis ister doktor olsun ama beyni gelişir. Beyin geliştiği zaman, o ülkenin her şeyi gelişir.

AKM örneği, durumu anlamaya yetmez mi?

  • Tiyatroda yaşanan gerilimin ötesinde Türkiye’de sanatla ilgili sorunlu bir süreç yaşanıyor mu diyorsunuz?
    Ben öyle görüyorum. İstanbul kaç milyondu, şimdi kaç milyon. Bakın kaç tiyatro devletin? AKM kaç senedir kapalı? Yetmez mi bu? Büyüyen İstanbul’da daha iki üç tane AKM yapılmalıydı! Şehir Tiyatroları kendine has bir binadaydı, şimdi bir apartman katına gitti. İstanbul’un Şehir Tiyatroları’nın bir binası yok şu anda! Bu çok yanlış. Biz artık kültürel değerlerimize eskisi kadar bağlı olmuyoruz galiba. Ama bir ülkeyi geleceğe taşıyan şey kültür ve sanattır. Ben size ’18. asırda Fransa’da İçişleri Bakanı kimdi?’ diye sorsam bilmezsiniz, Ama Mozart’ı, Victor Hugo’yu bilirsiniz. Bu kültür zinciri o kadar önemli ki. Hepsi birbirinin içine geçiyor. Şimdi siz birini buradan kopartırsanız, bir sonraki nesile onu geçirecek insan kalmaz.

Nazım’ı Hapse Atanlar

– Şu anda kopuş sürecinde gibi mi görüyorsunuz?
Tam değil ama kötü bir başlangıç görüyorum. Nazım Hikmet komünistti, ama Türkiye’nin en büyük şairlerinden biri. Bugün onu hapse atanları biz hatırlamıyoruz ama Nazım Hikmet’i hepimiz biliyoruz. Sanat ve kültürdür bir ülkeyi geleceğe taşıyan. İki önemli direktir bunlar.

– Tiyatrocuların dizilerde oynamaya başlamaları nasıl etkiledi?
Ben buna bir şey diyemem. İsteyen dizi oyuncusu, isteyen tiyatro oyuncusu olur. Ama dizilerin çok para kazandırdığını duyuyorum. O zaman da kusur bulamazsınız. Onların da ailesi, çocukları var.

Akşam