Konumuz ‘Dizayn Sanatı’

[Uğur Vardan’ın 23 Nisan tarihli Radikal Gazetesi’nde yayınlanan ve İBBŞT’deki yönetmelik değişikliğinin ardından yaşanan gelişmeleri değerlendirdiği yazısını okuyucularımızla paylaşıyoruz.]

Şehir Tiyatroları’ndaki son yönetmelik değişikliğiyle bundan böyle Godot beklenmeyecek, ‘Yeraltından Notlar’ yollanmayacak, Brecht gibi komünistler hatırlanmayacak mı?

Basındı, eğitimdi derken galiba sırada sanat var. Hamleler öylesine arka arkaya geliyor ki, her şeyin planlı programlı olduğunu ve sürekli bir ‘dizayn etme’ çabasının yürütüldüğünü hissediyorsunuz. Gelelim işin sanat kısmına. Bu cephede ilk hamle hatırlanacağı gibi heykel kategorisinde gelmişti. Başbakan, ‘en etkili eleştirmen’ olarak yargısını verdi ve ‘ucube’ dediği yapıt, artık çoktan tarih oldu.

Sonrasında sinemada gördük bazı taşların oynatılmaya karar verildiğini. ‘Malkoçoğlu’ türü kahramanlık öyküleri ve ‘aileye uygun filmler’ istendi, yedinci sanat adına. Sonra iktidar yanlısı kalemlerin bazı festivaller üzerine sızlanmalarını ve nasıl bir sinema anlayışına sahip olduklarını tanımlayan yazılara rastladık. En büyük arbede ise İstanbul Şehir Tiyatroları’ndaki yönetmelik değişikliğinde kıyıya vurdu ve karar merci değişti. ‘Sahne tozu yutanlar’ dışarı, bürokratlar içeri dendi.

Hay Allah, bu türden manzaraları 12 Eylül’de de yaşamıştık. O zaman da bürokratlar neyin iyi olacağına, halk ve sanat adına karar verirlerdi. Özellikle sinemada kesilecek yerler konusunda uzmandılar. Eh aradan onca yıl geçti, onca deneyim yaşandı. Hem değişiklik gerekçesi ‘toplumun etik değerlerine özen gösterilmesini sağlamak’. Yani yeni dönemin bürokratları elbette geçmiştekiler gibi olmayacaktır, umarız. Sahi, nasıl bir değişiklik olabilir ki? Eskiler etik değerlere özen göstermiyormuş ki yeni bir hamleye ihtiyaç duyulmuş. Yani seçtikleri oyunlar problemliymiş. Peki yeni dönemde bu işler nasıl olacak? Mesela ‘Rosenbergler Ölmemeli’ oyunu, ‘ölmeli’ şeklinde mi oynanacak ya da ‘Hamlet’, ‘İntikam günahtır’a sığınarak annesinin amcasıyla evlenmesine rıza mı gösterecek, Camus’nün ‘Yabancı’sı, “Yalnızlık Allah’a mahsus” diyerek sosyalleşmeye mi çabalayacak, Ionescu’nun ‘Gergedan’ı, zaten toplumlar eni konu benzer düşünür, ne gerek var ayrık otlarıyla uğraşmaya mantığıyla yeniden mi yorumlanacak, ‘Abdülhamit Düşerken’ de neymiş, ‘Ulu Hakan’ düşmedi ki, kendi bıraktı” mı denecek. Ya ‘Yedi Kocalı Hürmüz’ün durumu, ‘Öyle kadın olur muymuş’a mı bağlanacak? Godot beklenmeyecek, ‘Yeraltından

Notlar’ yollanmayacak, Brecht gibi komünistler hatırlanmayacak, ‘Sezuan’ın değil de bu toprağın iyi insanı olunması öğütlenecek, ‘Aslan Asker Şvayk’a ihtiyaç duyulmayacak mı? Valla sanat su gibidir, her daim yolunu bulur. Asıl problem, belediye başkanına olan gereksiz güvenden kaynaklanıyordu. İstanbul’un siluetini koruyamayan sanatın siluetini nasıl korusun ki? (…)

Radikal