Sanat: Yapanda mı, Yapılanda mı?

[Emre Aköz Sabah gazetesindeki köşesinde son dönemde gündemde olan “muhafazakar sanat” kavramını tartışıyor.] Muhafazakâr sanat konusunda birçok yazar fikrini ortaya koydu. İskender Pala, 20 maddelik bir manifesto bile yayınladı. Ben de temel yaklaşımları burada özetlemeye çalıştım. Son olarak kendi görüşümü anlatmak istiyorum.
Bence muhafazakâr sanat diye bir şey olamaz.
Elbette siyasi ve toplumsal görüşleri muhafazakâr olan insanların yaptığı sanatlar var.
Mesela roman, şiir, tiyatro oyunu yazıyorlar. Bunu yaparken başta “dini” olmak üzere, halkın, çoğunluğun değerlerine özen gösteriyorlar.
Ancak bir sanat eserinde, faraza cinselliğe dokunmamak, onu muhafazakâr sanat yapmaz. Çünkü cinsellikle uzaktan yakından ilgisi olmayan… Buna karşılık muhafazakâr diye nitelemeyi aklımıza dahi getirmediğimiz sayısız eser var.
Ayrıca sanatçısı muhafazakâr olmasa da, muhafazakâr kitleleri kendine çeken, onların beğenisini kazanan eserler bulunuyor.

Picasso ne yapardı?

Ben olaya şöyle bakıyorum: Dünyada çok çeşitli sanat akımları var. Daha da olacaktır. Bu akımlar, “yapan sanatçı” ya da “algılayan tüketici” açısından tanımlanmıyor.
Mesela geleneksel sanat, klasik sanat, modern sanat, çağdaş sanat var… Empresyonizm, ekspresyonizm, dadacılık, gerçeküstücülük, fütürizm var… Varoğlu var.
Bütün bu akımlar, sanatçıya veya tüketiciye değil, sanat eserinin kendisine, yani uygulanış biçimine bakarak kategorize ediliyor.
Daha ilk yazıda… Picasso, “namaz kılan” bir adamı kübist tarzda resmetse… Bu muhafazakâr sanat mıdır; diye sormuştum. Hiç kuşkusuz değildir.
Önümüzde “Şakirin Camii” örneği var. Osmanlı-İslam sanatından örneklerle süslü olan bu cami, nasıl da yadırganmıştı.

Sosyalist sanat var mı?

Bazı arkadaşlar şöyle düşünebilir: “İşçileri- köylüleri yücelten sosyalist sanat ya da Başkan Obama‘yı hedefe koyan Amerikan cumhuriyetçi sanatı var… Bunlar gibi muhafazakâr sanat da olamaz mı?”
Aslında onlar ne sosyalist, ne de cumhuriyetçi… Onlar sadece popüler sanatın türleri… Bir sanatçı, “Muhafazakâr sanat yapayım” diye tuvalin başına oturursa… Ortaya geleneksel, klasik ya da popüler sanat örneği çıkar.
Eğer “Sanat, edepli olmalı” diyorsanız… Aslında istediğiniz belli türde bir sanat eseri değil… Sanatçının muhafazakâr olması; eğer değilse de kendini sansürlemesidir.

Memur sanatçıya son
Ben bu tartışmanın felsefi boyutunu değil, pratik yönünü daha fazla önemsiyorum: Devlet icracı değil, destekleyici olmalıdır.
Bizim sanat alanında da liberalleşmeye ihtiyacımız var. Üzmeden, mağdur etmeden, haklarını çiğnemeden “memur sanatçıları” azaltmalı… Kaynakları özel girişime daha fazla yönlendirmeliyiz. (“Tiyatro topluluğu” değil, “tiyatro salonu” yapılmalı.)
Elazığ Devlet Korosu geçenlerde bana (daha doğrusu benim aracılığımla Mustafa İsen‘e) gönderdiği mektupta, ne çok çalıştıklarını ispatlamak için uğraşıyordu.
Konserler vermişler, CD bile hazırlamışlar. Yani aslında “Bizler iyi birer memuruz, verilen görevi layıkıyla yapıyoruz” diyorlardı.

Sabah