Sanatçılar Mücadele Ediyor

[Gerçek Gündem muhabirlerinden Şenol Çarık’ın Sanat İşkolu Platformu Sözcüsü Murat Muslu ile 23 Nisan 2012 tarihinde, 4a statüsündeki sanatçıların ‘sanat iş kolu’nun Toplu İş İlişkileri Kanunu’nda yer alması ile ilgili yaptığı röportajı okuyucularımızla paylaşıyoruz.]

Sanat İşkolu Platformu adı altında örgütlenen sanatçılar, 4a statüsündeki sanatçıların ‘sanat iş kolu’nun Toplu İş İlişkileri Kanunu’nda yer almasını istiyorlar.

Platform üyeleri, sendikal mevzuat yasa tasarısında sinemadan tiyatroya, müzikten, dansa kadar sanat alanında toplu sözleşme hakkı için TBMM’ye dilekçe yolladılar. Gönderdikleri dilekçeye henüz yanıt verilmediğini belirten Sanat İşkolu Platformu Sözcüsü Murat Muslu, “Meclis Genel Kurulu’na gelmesini beklediğimiz sendikal mevzuat yasa tasarısında iş kolu uygulamasının değişmesini bekliyoruz. Aksi halde toplusözleşme hakkımızı yine kullanamayacağız” dedi.

-“Sanat İşkolu”nun Toplu İş İlişkileri Kanunu’nda yer alması için mücadele veriyorsunuz. Bu konuyla ilgili platform kurdunuz ve imza kampanyası başlattınız. Bu süreci anlatır mısınız biraz?

Tiyatro, sinema, müzik vb. sanat alanında 4-a’lı işçi (eski SSK’lı) olarak çalışan sanatçılar, sanat çalışanları, ne yazık ki yasalarda var olan sosyal güvence, telif vb. haklarının çoğunlukla bilincinde olmadıkları gibi yeni hak talebinde bulunacak bilgi, birikim ve öngörüye sahip değiller. Bu nedenle haklarını gerektiği şekilde savunamadıkları gibi yeni hak talebinde de bulunamıyorlar. Bunun somut örneğini şu anda meclis genel kuruluna gelmesi beklenen sendikal mevzuata ilişkin Toplu İş İlişkileri Kanun Tasarısı’na karşı sanat çevrelerinde yaşanan ilgisizlikte/bilgisizlikte gözlemleyebiliriz. Oysa sanat alanındaki hak örgütlenmelerinin/taleplerinin önündeki en büyük engellerden birini yıllarca 12 Eylül’ün Sendikalar Yasası oluşturdu. Ve bugün bu yasanın Toplu İş İlişkileri Kanunu adıyla değişmesi gündemde. Diğer alanlarda çalışanlar sendikal kurumları aracılığıyla bu tasarıya ilişkin görüşlerini dile getirirken ne yazık ki bizim alanımızda yeterince ses çıkmıyor. Çıkan sesler de ne yazık ki örgütlü-organize bir güce dönüşmediği için hedefe varamayan, işlevsel olamayan ‘çatlak sesler’ olarak kalıyor. İşte bu duruma sessiz kalamayan daha önce Sinema Emekçileri Sendikası’nda (Sine-Sen) Yönetim Kurulu Yedek üyeliği yapmış sonrasında da Oyuncular Sendikası’nın kuruluş sürecinde aktif olarak yer almış olan oyuncu arkadaşım Murat Zubi ile bu sürece müdahil olmak istedik. Çünkü yasada biz sanat çalışanlarını ilgilendiren bölümler vardı. Eğer biz müdahil olmazsak “eski tas eski hamam” olarak devam edecekti. Bu nedenle bir platform oluşturarak sesimizi duyurmak istedik. Bu süreçte, senarist arkadaşımız Didem Ayberkin de bize katılarak destek verdi. Bu arada bir imza kampanyası düzenledik. Ve hazırladığımız dilekçeyi TBMM Başkanlığı’na sunduk. Tabii bu arada kendisi de bir sanatçı olan Sırrı Süreyya Önder gibi bazı milletvekillerine ulaşarak durumu anlattık. Konuyu mecliste gündeme getirmelerini talep ettik.

-Şu an bir sendikada örgütlü müsünüz?

Sahne, Perde, Ekran ve Mikrofon alanında kurulan Oyuncular Sendikası Kurucu Üyesiyim. Sendikanın kuruluş sürecinde yönetim kurlu üyeliği yaptım. Öncesinde Sinema Emekçileri Sendikası Yönetim Kurulu Üyesiydim.

“Hayvan Alım-Satımı Yapanlar Ve Borsa Çalışanlarıyla Aynı İşkolundayız!”

-Neden ayrı bir iş kolu istiyorsunuz, talepleriniz neler?

Öncelikle bu işkolu meselesi tartışmalı bir konu. Türkiye’deki yasa çalışanları işkolu cenderesinde örgütlenmeye zorluyor. Farklı işkollarının bir konfederasyonda örgütlenmelerini bir ölçüde anlayabiliyorum da, iş aynı sendikada örgütlenmeye gelince film kopuyor… Örneğin, sanat alanının tüm iş alanları ile ortak sorunlarının dışında, kendine özgü kural, koşul ve sorunları varken hayvansal madde alım-satım işinde çalışanlarla, borsalarda çalışanlarla aynı işkolunda aynı sendikada örgütlenmeye zorlanmalarını anlayamıyorum. 12 Eylül’den önce sanat alanı Güzel Sanatlar İşkolu şeklinde ayrı bir işkolu olarak tanımlanıyordu. 12 Eylül’le birlikte bu durum ortadan kalktı. Bizi ticaret, büro ve eğitim çalışanları ile aynı işkolunda örgütlenmeye zorladılar. Şu an meclise gelen kanun tasarısı da bu durumu değiştirmiyor. “Ticaret, Büro ve Eğitim İşkolu”nun kapsamına her türlü mali kuruluşlar, ticaret borsaları, ticaret ve sanayi odaları, birlikleri, kooperatifler, kredi esham ve tahvil borsaları, her türlü büro ve benzeri kuruluşlar ile dernekler, noterler, işçi ve işveren kuruluşları, her türlü sınai, tarımsal, kimyasal ve hayvansal maddelerin ve ürünlerin alımı ve satımı, eğitim kurumları, sahne, perde ve benzeri gösteri sanatları, müzik, resim, heykel, dekorasyon, edebiyat ve benzeri güzel sanatlarla ilgili işler giriyor. “Konaklama ve Eğlence Yerleri İşkolu”nun kapsamına da otel, pansiyon, lokanta, büfe, pastane, kahvehane gibi konaklama, dinlenme ve yemek yerleri ile sinema, müzikli ve müziksiz her türlü eğlence yerleri, plaj, açık ve kapalı spor yerleri, hipodromlar, hamamlar, kaplıcalar, içmeceler, turistik tesislerde yapılan işler giriyor. Sorunları ve alanları birbirlerinden çok farklı olan sanatçılarla, sanat alanında çalışanlarla, her türlü sınai, tarımsal, kimyasal ve hayvansal maddelerin ve ürünlerin alımı ve satımı işiyle uğraşanların veya lokanta, büfe, pastane veya kaplıcalarla, içmelerde çalışanların aynı iş kolunda, aynı sendikada örgütlenmelerinin mantıklı bir açıklamasını doğrusu biz yapamıyoruz.

-Dilekçelerinizi Meclis’e gönderdiniz. Bir yanıt alabildiniz mi?

Hayır, şu ana kadar bir yanıt alamadık. Ayrıca daha mecliste görüşülmedi konu. Diğer kanunlardan bir türlü sıra gelmedi. Bu hafta görüşülmesi ihtimali yüksek.

-Bundan sonraki süreçte neler yapmayı düşünüyorsunuz?

Meclis’ten çıkan sonuca bakacağız. Biraz da tavrımızı bu belirleyecek.

-Son olarak neler belirtmek istersiniz?

Burada yasa tasarı ile ilgili dikkat çekmek istediğim bir konu da sanat alanında çalışan işçilerle memurlar arasında uygulanan çifte standart. Kamu çalışanlarının tabii olduğu Sendikalar Kanunu’nda “memur” statüsündeki sanat çalışanların örgütlenebileceği işkolu olarak 6 No’lu “Kültür-Sanat İşkolu” tanımlanıyor. “Bu ayrım neden?” diye soruyoruz. Neden “memur” statüsündeki sanat çalışanları 6 No’lu “Kültür-Sanat İşkolu”nda örgütleniyorlar da, 4-a’lı “işçi” statüsündeki sanat çalışanları “Ticaret, Eğitim, Büro ve Güzel Sanatlar İşkolu” ya da “Konaklama ve Eğlence Yerleri İşkolu”nda örgütlenmek zorunda bırakılıyor?

Bir diğer konuda ne yazık ki ‘ileri demokrasinin ustalık dönemi’nin yüz karası olan 12 Eylül dönemine ait baraj uygulamasının devam ettirilmek istenmesi; Tasarı da yer alan konfederasyonlara üye sendikalara yüzde 1, bağımsız sendikalara ise yüzde 3 olan Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı yetki barajlarını düşündüğümüzde “iki ayrı iş kolunda örgütlenmek zorunda bırakılan sanat çalışanları toplusözleşme vb. haklarını nasıl kullanacaklar?” diye sormadan edemiyoruz.

“Sanat İş Kolu Toplu İş İlişkileri Kanunu’nda Yer Almalıdır”

DİSK’in raporuna göre “Ticaret, Büro, Eğitim ve Güzel Sanatlar İşkolu”, 3 milyon kayıtlı işçi ile en büyük işkolu. Konfederasyona bağlı bir sanat sendikası yüzde 1 üzerinden 30 bin kişiyi örgütlemek durumunda, bağımsız bir sendika yüzde 3 üzerinden 90 bin kişiyi örgütlemek zorunda. Bu sektörde çalışan 3 milyon kayıtlı işçinin kaçının sanat alanında çalıştığına dair istatistikî bilgilere sahip değiliz. Fakat şunu rahatlıkla iddia edebiliriz; sanat alanında çalışanların sayısı, ticaret, büro ve eğitim alanında çalışanlardan bir hayli azdır! “Konaklama ve Eğlence Yerleri İşkolu” için de durum farklı değil: Yine DİSK-AR Raporu’na göre “Konaklama ve Eğlence Yerleri İşkolu”nda kayıtlı işçi sayısı 710 bin. Konfederasyona bağlı bir sanat sendikası yüzde 1 üzerinden 7 bin 100 kişiyi örgütlemek durumunda, bağımsız bir sendika yüzde 3 üzerinden 21 bin 300 kişiyi örgütlemek zorunda. Bu sektörde çalışan 710 bin kayıtlı işçinin kaçının müzik alanında çalıştığına dair elimizde istatistikî bir veri yok ancak burada da “müzik alanında çalışanların sayısı, söz konusu işkolunda tanımlı diğer çalışanlardan bir hayli azdır” desek yalan söylemiş olmayız! Dolayısıyla bir sanat sendikasının örgütlediği insan sayısının ticaret, büro ve eğitim alanına veya konaklama ve eğlence alanına ait bir sendikanın örgütlediği insan sayısından az olması yüksek ihtimaldir. Bu da bir sanat sendikasının toplu iş sözleşmesi yetkisini almasının neredeyse mümkün olmadığı anlamına gelmektedir. Bu nedenle, sanat alanında çalışanları; eğlence ve konaklama çalışanları ile ya da ticaret, büro ve eğitim çalışanları ile aynı işkolunda tanımlama uygulamasından bir an önce vazgeçilmesini ve sanat çalışanlarının örgütlenebileceği, Toplu İş Sözleşmesi hakkını kullanabileceği bağımsız bir “Sanat İşkolu”nun “Toplu İş İlişkileri Kanunu”nda yer almasını talep ediyoruz.

Gerçek Gündem