Şehir Tiyatrolarına Yapılan Müdahaleye Sevindiler

Şehir Tiyatroları Görev ve Çalışma Yönetmeliği’nde yapılan değişikliği içine sindiremeyen kesim, düzenlemeyi “Gericiler sanata da el atı”, “Özgürlüğümüz kısıtlanıyor”, “Bu Türkiye’de sanatın ölümüdür” şeklinde çarpıtsa da, gerçeklerin iddia edilenden çok farklı olduğu ortaya çıktı. Yapılan yeni düzenlemede tiyatroda sahnelenecek oyunların kişi veya bürokratların keyfi isteklerine göre değil, kendi alanında önde gelen akademisyen ve sanatçılardan oluşmuş “Sanat Kurulu” tarafından seçileceği belirtilirken, batı ülkelerinde de aynı sistemin uygulandığı ifade edildi. Akit’e konuşan sanatçı, akademisyen, yazar ve aydınlar ise düzenlemeyi desteklediklerini belirttiler.

Oyunu Keyfilik Değil Bağımsız Kurul Belirleyecek

Başta Aziz Nesin olmak üzere, halkın manevi değerlerini aşağılayan kişilerin eserlerini oynamakta direten yapıya müdahale edilmesini içine sindirmeyen kesimler, “Oyunlar bürokratları keyfi isteklerine göre seçilecek” diyerek düzenlemeyi çarptıyor. Oysa yeni yönetmelikle sanat ve tiyatro bir avuç geri kafanın elinden alınıp, içerisinde akademisyen, bilim adamı ve sanatçıların bulunduğu “Sanat Kurulu”na devrediliyor.

Şehir Tiyatroları’nda yapılan düzenlemeye tepki gösterip, “çağdışı” olarak niteleyen kesimlerin görmek istemediği bir başka gerçek ise Avrupa ülkelerindeki uygulamalar. Başta İngiltere ve Fransa olmak üzere bir çok ülkede benzeri bir yapı bulunuyor. Londra’da uygulanan Art Council (Sanat Konseyi) modeli ve Paris Sanat Kurulu, alanında söz sahibi sanatçı ve akademisyenlerden oluşuyor. Bu kurullar oynanacak oyunları içerik yönünden denetleyip, onaylanmayan oyunların devlet tiyatrolarında oynatılmamasını sağlıyor.

Mesut Uçakkan: Çok Önceden Yapılması Gerekiyordu

“Krizin asıl nedeni bana göre iki dünya görüşünün çakışmasıdır” diyen ünlü yönetmen Mesut Uçakan; İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlemede geç dahi kaldığını söyledi. Türkiye’de yıllarca dindar Türk toplumuna uymayan, olduğu gibi batılı bir dünya görüşü içerisindeki çevrelerin uygulamalarına prim verildiğini kaydeden Uçakan, “Bu çevrelerin sanat adına yaptıklarına hoşgörüyle bakıldı. Gelinen süreç bu görüşün iflas ettiğini ortaya koymaktadır. İdeolojik bakış açısı ile hareket eden bu kesimlerin başarısızlığı gişe rakamlarıyla da ortada. Halk bu dünya görüşüne itibar etmemektedir. Bu açıdan yönetmeliğin değişmesinin de özgürlükle, özgürlüğün kısıtlanması ile hiçbir ilişkisi yoktur. Bunun bir sınırı vardı, o sınır bence çoktan aşılmıştı. Belediyenin bu yönetmeliği çok önceden değiştirmesi gerekiyordu. İyi olduğu kanaatindeyim” şeklinde konuştu.

Devlet Tiyatroları veya Şehir Tiyatroları adıyla faaliyet yürüten kurumların özelleştirilmesi gerektiğini söyleyen Uçakan, “Bence ‘Patron parayı bana versin ama ben istediğim şeyi yapayım, bana hiç kimse karışmasın’ mantığı biraz garip bir mantıktır. Eğer devleti patron edinmişlerse patronunun değerlerine küfretmek anlamsızdır. ‘Özgür olmak, serbestçe istediğimiz şeyi yapmak istiyoruz’ şeklinde feveran eden kişiler oyunları ile baş başa bırakılmalıdır. ‘Bu kişilere salon verilmesin’ demiyorum, verilsin ancak masraflarına karışılmasın, bakalım halk ne kadar itibar edecek, sanat adına yaptıklarıyla ne kadar ayakta kalabilecekler” diye konuştu.

Üstadın Oğlundan Sert Çıkış

Şehir Tiyatroları’ndaki değişime bazı kesimler tepki gösterirken, yeni yönetmeliğe bir destek de Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in oğlu Mehmet Kısakürek’ten geldi. 2002 yılında Necip Fazıl’ın ‘Bir Adam Yaratmak’ adlı drama eserinin aslından tahrif edilip öz içeriğinden koparılarak Şehir Tiyatroları’nca sahnelenmesine tepki göstererek oyunu sahneden kaldırtan Mehmet Kısakürek, tiyatrodaki yeni döneme tam destek verdi.

“Şehir Tiyatroları’ndaki değişime karşı çıkan çehrelerine baktığımız takdirde, değişimin faydalı olacağını söylemek mümkün. İtiraz edenlerin ruh haletlerine bakarak değişimin faydalı olacağını söylüyorum. Bir hastalık var ve bu hastalığa bir el atmak gerekiyordu” diyen Kısakürek, “Artık dünyada bile modası kalmamış ideolojik saplantılar içindeki insanların, ‘sanat’ı kendilerinin malı gibi gördüklerini izliyoruz. Oysa bizim iç mukaddesatımız var, iç değerlerimiz var. Her şey de burada başlayıp burada bitiyor. Şehir Tiyatroları’nın bundan sonraki yapılanmasına böyle şekil verilirse bu hem devletin hem de halkın faydasına olacaktır” dedi.

Mehmet Doğan: Kaygıları “Sanat” Değil

Türkiye Yazarlar Birliği Onursal Başkanı Mehmet Doğan, eleştiri ve istifaların ideolojik olduğunu, kaygının sanatla izah edilemeyeceğini belirtti. Doğan “Şehir Tiyatroları, karara karşı çıkan, kararı ‘Özgürlükler kısıtlanıyor’ olarak yorumlayan bir takım insanların beslendiği yerdi. Bu kimseler ellerinde olan imkanları kaybetmekten korktukları için böyle davranıyorlar. Yoksa kaygıları sanat değil tabii ki” dedi. “Söz konusu seçici kurul da zaten sanatçılardan oluşacak, dolayısıyla oyuna yine sanatçılar karar verecek, bir müdahale olmayacak yani” şeklinde konuşan Doğan, aksi takider de sanata müdehalenin kabul edilemez olduğunu vurguladı.

Miyasoğlu: Memur Statüsü 12 Eylül’ün Eseri

Repertuar Kurulu eski üyesi gazeteci yazar Mustafa Miyasoğlu ise, Şehir Tiyatroları ve Devlet Tiyatroları’nın devletin ödeneği ile faaliyet gösterdiklerini belirterek, buralarda çalışan sanatçıların memur statüsünde olduklarını belirtti. Dolayısıyla belediyenin kararına isyan eden sanatçıların devletten ödenek aldıkları sürece bağımsızlık taleplerinin gerçekçi olmadığını söyleyen Miyasoğlu, “Bu kimseler 12 Eylül darbesinden sonra Genel Sanat Yönetmeliği adı altında sanat sultası kurdular ve devletten bağımsızca hareket etmeye başladılar. Devletin ödeneği ile faaliyet gösteren Şehir ve Devlet Tiyatroları’nın içeriklerini, oyuncuların bağımsız olarak belirlemeleri çok manasızdı” dedi.

“İstiyorlarsa Özel Tiyatoda Çalışsınlar”

“Devlet bünyesinde Şehir Tiyatroları’nda ve Devlet Tiyatroları’nda çalışan bu kimseler memur statüsünde olduklarından devletten bağımsız hareket etmeleri söz konusu değil” sözleriyle konuşmasını sürdüren Miyasoğlu, “Onun için bu kimselerin çıkıp da ‘Oyunların içeriğini biz belirleyeceğiz’ deme hakları da yok. Eğer böyle yapmak istiyorlarsa, bağımsız karar vermek istiyorlarsa, Nejat Uygur gibi, Gazanfer Özcan gibi ya da Yıldız Kenter gibi kendi bağımsız tiyatrolarını kurmaları gerekir” diye konuştu.

Haber Vaktim