Seyirci Ne İstiyor Acaba?

[Bahar Çuhadar’ın 23 Nisan tarihinde Radikal Gazetesinde yayınlanan ve Şehir Tiyatroları ile ilgili yaşanan son gelişmeleri değerlendirdiği yazısını okuyucularımızla paylaşıyoruz. Çuhadar yazısında seyircinin bu sürece dahil edilmemesini, İskender Pala’nın bir televizyon programında yaptığı açıklamaları ve yaşananların farklı kesimlerde nasıl değerlendirildiğini eleştirel bir dille kalem alıyor.]

Şehir Tiyatroları tartışmasında saflar keskinleşirken seyirciye fikrini soran oldu mu hiç? Gönül isterdi ki Şehir Tiyatroları’na (ŞT) dair kültür sanat sayfalarından başlayıp siyaset sayfalarına taşan gündem, oyunların sanatsal yönüne dair olsaydı. En çok hangisinden etkilendik, kimin oyunculuğunu unutamadık, hangi yönetmenin yorumu yakaladı bizi… Ne kadar tali şu anda değil mi?

Tartışmanın fitilini yakan İskender Pala’dan, perşembe gecesi Siyaset Meydanı’nda muhtemelen çok sayıda ŞT izleyicisini hayrete düşüren sözler duyduk. Pala, ŞT’nin bazı oyunlarında başını önüne eğdiğini söyledi. Öyle ki “Acaba Şehir Tiyatroları’nda in-yer-face oyunları sergilenmeye başladı da ben mi kaçırdım?” diye geçirdim. Gelin görün ki – Pala’nınkinin aksi nedenlerle – uzun zamandır ŞT’de tek tük oyun izler olmuştum. ‘Muhafazakâr sanat’ talebini haklı bulan kesim ŞT oyunlarını izlenemeyecek kadar cüretkâr bulurken, ben de yeterince yenilikçi ve cesur oyunlar göremediğim için pek tercih etmiyordum. Peki bu sezon gördüğüm üç ŞT oyununda da salonun (Gala ya da prömiyer değildi) tıka basa dolu olmasını, kapıdaki görevliye ‘boş yer’ ricasında bulunan İstanbullular’ı nereye koyacağız bu durumda?

‘Günlük Müstehcen Sırlar’ da ‘Rosenbergler Ölmemeli’ de ‘Ateşli Sabır’ da salonu dolduran seyirci tarafından (Yüzde 60 doluluk iddiası da hangi veriye dayandırılıyor hiç anlayamadık!) ayakta alkışlanmıştı. Muhafazakâr sanat talep edenler programı yeterince ‘muhafazakâr’, benim gibi ‘yeniyi’ daha cezbedici bulanlar da yeteri kadar heyecan verici bulmuyor olabilir. Lakin söz seyircinindir. Ve üç oyunda da tanık olduğum seyirci TV’deki dizileri değil, 10’ar TL karşılığında aldığı biletlerle aile boyu bir ŞT oyunu izlemeyi tercih etmiş, salondan da memnun ayrılmaktaydı. “Destek kesilsin, ŞT sanatçıları projelerini halka beğendirecek şekilde hazırlayıp öyle bilet fiyatı belirlesin. Halk beğenirse zaten gider” önerisinde bulunan hem ‘muhafazakâr’ hem de ‘rekabetçi piyasaya’ sonsuz bir sadakatle bağlı olanlara sormalı: Toplumun en önemsediğiniz birimi ‘çekirdek aile’ bu koşullarda belirlenecek fiyatlarla nasıl baş edecek?

Günün sonunda ne yazık ki sanatın ‘tarafını’ tartışır buluyoruz kendimizi. Öyle ki Antalya Televizyon Ödülleri gecesinde ‘Şehir Tiyatroları’nın Atatürk’ten miras olduğu’ yönünde vurgular bile yapıldı. 1914’te kurulan, aslen bir Osmanlı dönemi mirası olan Şehir Tiyatroları’na sahip çıkmanın yolu da Atatürk’e bağlanmış oldu böylece… Keşke meselenin özüne dönebilsek ve mücadeleyi salt ‘sanatın özgürlüğü’ üzerinden verebilsek. ŞT’nin oyunlarının teatral yönü üzerine kafa yoracağımız günler gelsin diye…
k Yarın 11.00’de Galatasaray Lisesi önünde buluşacak sanatçılar ‘Özgür sanatı muhafaza etme’ çağrısı yapacak. Meseleyi dert eden herkes bekleniyor.

Nefret Söylemine Karşı Bir Ses

Aranızda hâlâ bir Philip Ridley oyunu izlemeyen var mı? Kürklü Merkür (DOT), Korku Tüneli ve Kainatın En Hızlı Saati (0.2), Cam Yapraklar (Yan Etki) oyunlarını İstanbul’da gördüğümüz Ridley’in ‘Uğrak Yeri’ (Vincent River) adlı oyunu çiçeği burnunda bir ekip olan Craft tarafından yorumlanıyor. Ekip taze ama oyuna can verenler tanıdık: Yönetmen Sami Berat Marçalı, sahnedeyse İpek Bilgin ve karşımıza sık çıkan genç oyuncu Barış Gönenen var. Hikâye eşcinsel olduğu için ‘nefret cinayetine’ kurban giden oğlunun acısını yaşayan bir anne (Anita) ile bu oğula âşık bir genç adam (Davey) arasında geçiyor. İngiliz in-yer-face oyunlarının hatırı sayılır kısmı bu topraklardan uzak konuların arasında dolanıyor gibi gelir bir noktadan sonra. ‘Uğrak Yeri’ öyle değil. Zira Anita’nın gençliğinde yaşadığı yasak aşktan dolayı maruz kaldığı mahalle baskısı ve öldürülen oğlunun eşcinsel olduğu duyulunca hayatını saran nefret söylemi ne yazık ki bu diyarda da tanıdık. ‘Uğrak Yeri’ sadece Bilgin’i sahnede izlemek için bile görülesi. Barış Gönenen de başlarda yapay gelen ama kıvamını kısa sürede tutturduğu ve etkisini gittikçe arttırdığı bir oyunculuk sergiliyor. Bir ‘uğramak’ isteyenler için: Her çarşamba ve perşembe Fındıklı’daki Craft Teras’ta. (Meclis-i Mebusan Yokuşu No:15 Kat:3)

Radikal