Teslim Olmayacağız

[Orhan Alkaya’nın t24 internet gazetesindeki köşe yazısını yayınlıyoruz.] Bu yazı hem geç hem hızlı bir tadımlık olacak. E, her zaman güzellikler tadacak değiliz, bu seferki ingiliz tuzu lezzetinde…

Bugün önümüze, tepeden inme bir Şehir Tiyatroları yönetmeliği getirildi.

Şehir Tiyatroları’nın 2005’ten beri süregiden ve bir türlü çözmeye yanaşılmayan statü sorununu, tiyatro kamuoyuna, Şehir Tiyatroları sanatçılarına, akil insanlara danışmadan, daha karmaşık hale getirmeye talip bir despot yönetmelik.

Bunlar bir yana, Belediye Başkanı tarafından atanmış Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni’nin ve tiyatronun en üst organı olan Yönetim Kurulu üyelerinin de bu yönetmelikle ilgili ne bilgisi ne haberi var.

Şehir Tiyatroları 1914 yılında Darülbedayi-i Osmani adıyla kuruldu. Yani Osmanlı Konservatuarı, bir başka deyişle Güzellikler Evi.

1914 yılı, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1. Dünya Savaşı’na girdiği yıldır. Savaş koşullarında bile sanatı düşünen, koruyan, kollayan Cemil Topuzlu’dan bugüne, böylesi bir tepeden inmecilik mirası kalmışsa vay Türkiye’ye!

100. yılını kutlamaya hazırlanan bir sanat kurumunu kültürel mirasımız olarak yüceltmek yerine, basit bir Şube Müdürlüğü’ne indirgemeye çalışmak hangi zihniyet yapısının ürünüdür, şimdilik soru formatında bırakalım.

Bir sanat kurumunun en üst yönetim organının başına bürokratları atamak, hangi zapt u rapt arzusunun ürünüdür, bunu da…

Dünyada bu kadar uzun ömürlü sanat kurumları pamuklara sarılıp, özel yasalarla korunurken, İstanbul şehrinin Belediye Meclisi, dünyanın nadir uzun ömürlü sanat kurumlarından birinin kolunu kanadını kırmaya mı çalışıyor?

Tetikçi basınıyla, tetikçi yazarlarıyla, Şehir Tiyatroları’nı karalamak, kamuoyu önünde küçük düşürmek için var gücüyle çalışan o sanat düşmanı güruha bu paketlenmiş armağanın fiyongunu kimler attı, biliyoruz.

Repertuarında altmışa yakın oyun bulunduran Şehir Tiyatroları’nın ihaleyle dışarıdan oyun alması, hangi mantığın icadıdır? Yoksa bu icada mantık yerine başka bir sıfat mı bulmalı…

Sadece bir “ita” şemsiyesi olarak tasarlanıp oluşturulmuş Müdürlük statüsünü Şehir Tiyatroları’nın tamamına şamil bir yönetim organına dönüştürmek, nasıl bir bilinin, öngörünün tesisidir?

Şehir Tiyatroları’nın statü sorununu, en azından 7 Ocak 2008’de mutabakat sağlandığı gibi, sanatsal bağımsızlık ve özerklik yönünde değil, özgürlüklerin daraltıldığı bir kapıkulu kurum yaratma yönünde kullanmaya kalkışmanın sonuçları herkes için çok ağır olacağa benziyor.

Şehir Tiyatroları’nı dünyadaki örnekleri gibi, bağımsız bir yasayla taçlandırmak ve sanat özgürlüğünün önünü açacak koşullara kavuşturmak yerine sonu belli bir sürece, bir kaos üretimine sürüklemek, başta İstanbul seyircisi olmak üzere herkesi ağır yaralayacak.

Bizler gelir gideriz. Ardımızdan bir iz bırakırız olsa olsa. Ben arkamda iki çocuk tiyatrosu salonu bırakmış olmanın iç huzurunu yaşarım. Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ni eski haliyle koruyamamanın iç sıkıntısını, çalışma arkadaşlarımla birlikte, en optimal biçimde yeniden yapılmasını sağlamış olmamızla telafi eder, yürür yolumuza gideriz.

Ama, iki yıl sonra yüz yaşına basmaya hazırlanan Şehir Tiyatroları, 12 Eylül döneminde bile layık görülmediği bu hakaretle çok yıpranır, incinir. Geleneklerine düşman kesilmeyi marifet saymış bir kültür, bu bürokratik darbeyi onaylayabilir, ama geleneğin ivmesini kesecek bu aşağılama teşebbüsü, arkasında kalıcı izler bırakacak ne acı ki.

Bu yönetmelik, tepeden inme hazırlandığı için, kabul edilemez. Biz de kabul etmiyoruz.

Şimdi masamdan kalkıyorum ve arkadaşlarımla buluşmaya, Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ne gidiyorum.

Önümüzü görmeye çalışacağız ve kimse endişe duymasın, teslim olmayacağız.

t24