Tiyatrocular Sahnede Takla Atmayacak

[İBBŞT’de son dönem gelişmeleri üzerine Birgün gazetesinin Engin Alkan’la yaptığı söyleşiyi yayınlıyoruz. Topyekün bir muhafazakarlaştırılma operasyonunun içerisinde bulunduğumuzu belirten Engin Alkan uzun süredir Şehir Tiyatroları’nda oyuncu ve yönetmen olarak çalışmakta.] İstanbul Şehir Tiyatroları geçtiğimiz günlerde “ansızın” yeni bir yönetmeliğe kavuştu! Belediye Meclisi kararıyla çıkarılan yönetmelik hem şehir tiyatrolarında görevli tiyatrocular hem de kamuoyundan büyük tepki topladı. 28 yıldır İstanbul Şehir Tiyatroları’nda görev alan oyuncu-yönetmen Engin Alkan yaşananları gazetemize değerlendirdi. İstanbul Şehir Tiyatrosu Sadabad salonunda oynadığı oyununun ardından  ziyaret ettiğimiz Alkan ile “şehir tiyatroları neden yok edilemezi” konuştuk.

İstanbul Şehir Tiyatroları’nda Sanat Yönetmenliği bir bakıma bürokrasinin eline geçiyor. Sanatçılar da tepkili siz bu değişikliği nasıl yorumluyorsunuz?

Buradaki bu acele durumda çok iyi niyetli gelmiyor. Sanki bir büyük operasyonun bir parçasıymış gibi görünüyor. Buradaki amaçlanan şeyin ben sadece şehir tiyatrosundaki ‘bir yönetmelik iyileştirmesi’ olduğunu düşünmüyorum; bir alan kazanılmaya bir saf kazanmaya çalışılıyor hissi var ve bu dalganın daha kimlerin kıyılarına ulaşacağını da merak ediyorum. Çünkü sırada devlet tiyatroları ve özel tiyatrolar ve sansürün eli değebilecek diğer kurumlarda topun ağzında. Galiba topyekun muhafazakârlaştırma operasyonunun içindeyiz gibi görünüyor.

Sizce yapılması gereken neydi ve ne oldu?

Burada ödenekli tiyatrolarının revize olması ve kuşkusuz düzeltilmesi gerekiyor. Bunun için çeşitli çalışmaların yapılması, çeşitli kurumlardan insanlarla birlikte toplantıların yapılması hatta bir şehir tiyatrosu yasasının Meclis’ten çıkması gerekiyor. Biz böyle bir beklenti içinde özerk bir yönetimi talep ederken dünyaya entegre olabileceğimiz daha yaratıyı ve beceriyi öne çıkarabilecek çağdaş bir kurum olma yolunda giderken bizi can damarımızdan keserek yok etme planının içine soktular.

Yeni yönetmelik maddelerinden biri ‘Genel Yayın Yönetmeni yerine müdürün getirilecek’ olması iken bir diğeri ‘etik kurul’. Bu iki madde üzerinden yönetmeliği değerlendirirseniz…

Daha önce edebiyat kurulu oyun önerirdi ki; bu bile saçmaydı. Edebi kurulun birtakım oyunları okuyup bazılarına evet bazılarına hayır demesi bile zaten son derece anti-demokratik bir şeydi. Daha öncesinde bizden ve çeşitli yerlerden olan üyelerle bu bir kıvamda gidebiliyordu ancak yeni yönetmelikle o kurum genel sanat yönetmeninin seçeceği oyunları belirleyecek. Böylece sanat yönetmeni o yıl oynanacak oyunları onaylamak zorunda kalacak yani seçemeyecek. Bunu seçecek olanlar belediye bürokratları olacak. Bir parça somut konuşmak gerekiyor; 28 yıldır buradayım ve 28 yıldır çeşitli müdürlerle tanıştım.

Nelerle karşılaştınız?

Müdür ya da daire başkanı gibi sıfatlar içi doldurulmadıkça çok anlaşılmıyor. Bu tiyatroda çalışan oyuncular olarak müdür sıfatının altında çeşitli insanlarla tanıştık. Bunların birikimlerini sanata bakışlarını onların donanımları hakkında bilgi sahibiyiz. Eğer söz konusu olan müdürler böyle müdürler ise biz yanarız. Çünkü tiyatroyu tiyatrocular yönetir bunun da tek bir nedeni vardır; işin profesyoneli olmalarıdır.

Acaba oyuncu üzerinde nasıl bir etki yaratır bu!

Milyonlarca ayrıntıdan oluşmuş bir yapıyı bu işin dışında duran bir biçimde hasbelkader dahil olmuş biriyle ne konuşabilir ne tartışabiliriz ne anlaşabiliriz. Şöyle düşünün bir müdür benim genel provada yanıma gelip buraya böyle yaptın burayı böyle yaptın derse orada diyalog biter. “Bende sanattan anlarım, yönetebilir” demek saçmadır ve böyle olmayacaktır. Zaten burada amaçlanan şey tiyatroyu iyi biçimde yönetmek değil; bu tiyatroyu eritip bunu belediyenin kültürel faaliyetlerinin herhangi bir yansıması gibi yok etmektir. Yoksa aklıselim insanlar bu işin böyle olamayacağının farkındadırlar. Ben bunun farkında olduklarını da düşünüyorum zaten.

Yönetmelikte ‘etik değerlerin gözetilmesine özen gösterilecektir’ maddesi  yer alıyor. Bu ‘etik değerlere’ kim nasıl karar verecek?

Şehir tiyatrosu aktif politikanın içinde yer almamalıdır. Çünkü biz göbek bağımızla birtakım insanlara ve bürokratlara bağlıyız. O insanlarda partilerden seçiliyor. Eğer tiyatroları partiler yönetmeye başlarsa bu sanatın iflas etmesi anlamına gelir. Partizan bir kafayla aktif politikanın içine çekildiği zaman rüzgar nereden eserse oraya savrulursun. Tiyatro varoluşu gereği politiktir ama tiyatronun mücadele ettiği şey bağnazlık, gericilik ve özgürlükleri kısıtlayan her türlü tavır ve refleksle mücadeledir.

Tiyatronun amacı haksızlıkları görmek, toplumu kendi bilinçaltı ile yüzleştirmek ve tarih içinde toplumun aydınlanmasında katkıda bulunmak. Bunun için bu politik bir tavırdır ama partizan bir zihniyet bizi bir partinin kuklası yapmaktan başka bir yere götürmez. Bu haliyle bizim izleyeniz bir halk değil yalnızca o görüşün destekçileri haline gelir. Bunun içinde tiyatro partiler üstü bir kimliğe sahip olmak ve böyle çalışmak zorundadır. Ama bunu bir yüzsüzlükle ‘sizin paranızı biz veriyoruz, bizim ideolojimizi savunmak durumundasınız’ gibi bir yere getiriyorlar. Asla; bunu tarih yargılar.

Geçtiğimiz gün bir programa katılan Kadir Topbaş bu yönetmelikle tiyatronun daha da demokratikleşeceğini ifade etti. Siz buna katılıyor musunuz?

Böyle bir şey mümkün olabilir mi!.  Daha demokratik bir şey söz konusu değil… Umarım Kadir topbaş kendisinin yanlış bilgilendirildiğinin farkına varır ve bu oyunu bozar tabii eğer bu işin içinde kendisi yoksa. Bu tamamen belediye bürokratların hiç üstüne vazife olmayan alanlarda kendi ideolojilerini empoze etmek ve “muhafazakâr sanat” denen bir olgunun muhafazakâr bir yaşam biçimine dönüşmesi için yapılmış bir adımdır.

Bu süreçte yapılan istifaları uygun buluyor musunuz? Bundan sonra nasıl bir mücadele gelişecek?

Hayır. Çünkü arkamızda büyük bir kamuoyu desteği var. Daha bugün oyuncular oyunu kesip slogan attılar. Sosyal medyada yoğun bir destek var. Şu an aktif bir protestoya başlamadık. İmza kampanyaları yürüyüşler ve direnişler olacak. Canımız yanacak farkındayız ama bir kamuoyu desteği mutlaka sağlayacağız. Böylesi bir ortamda alan terk etmek; mücadelenin istifa ederek dışında kalmak bir sanatçı duruşuna yakışmaz hem de çok akıllıca gelmiyor. Burada hepimiz çalışamaz hale gelebiliriz ama bizi tanıyanlara öğrencilerimize ve ailemize gemiyi ilk biz terk ettik demeyeceğiz. Mücadele etmeden gitmemeliyiz. Bundan sonra da tiyatroda bir direniş olacak. Bu kadar büyük bir darbe kabul edilemez ve büyük bir irade ile karşılaşacaklarını bilmeliler. Bir zarar görülecekse yalnız biz değil onlar da bir zarar görecek bu yenilir yutulur bir durum değil.

Bundan sonra nelerin olabileceğine dair bir öngörünüz var mı?

Muhafazakâr olmayan insanları tecrit mi edecekler? Uzlaşamayacağımız ortada onların tanımladığı sanatı yapmayacağım ortada. Bu kavgadan nasıl çıkılacak? Biz bu tiyatrodan vazgeçmeyeceğiz. Şayet kadroları dağıtıp kendi dünya görüşlerine sahip bir şehir tiyatrosu hayal ediyorlarsa o şehir tiyatrosu olmayacak o artık 98 yıllık bir gelenek olmayacak. Tarihe cellat olarak geçecekler.

Eğer böyle giderse tarihe cellat olarak geçecekler

“Muhafazakâr sanat”tan kastınız nedir?

Daha önce de yeni kadroların atanmaması eldeki mevcut olan kadroların eritilmeye çalışılması ve sürekli genel sanat yönetmenleri atamaları gibi uygulamalar tiyatroyu adım adım bir kaosa sürüklüyordu… Tiyatroda bugün var olan kaos bilinçli bir şekilde yaratıldı. Bu sefer de ortaya bir ‘muhafazakar sanat’ söylemi ortaya atıldı. Çeşitli oyunlarımız üzerinden çeşitli karalamalar gündeme geldi. Bizim üstümüzden bizi daha yüksek makamlara şikayet etmeler başladı ve son kertede çok ani alelacele yakından mal kaçırır gibi kimseye danışılmadan beraber çalıştay yapılmadan bir anda bir taslak kuruldan geçti ve önümüze kondu.

Bir haritada yaşamak zorundayız; bir arada yaşama zorundayız. Ancak bunun için birbirimize benzemek zorunda değiliz. Farklılıklarımızı koruyarak bir arada yaşayabilmeliyiz. Daha önceden bu cümleleri söylediğimizde bunlara ihtiyaçları vardı ve alkışlanıyorduk. Şimdi bir mutlakıyetin sahibi oldular ve aynı cümleleri kendileri kurmaları gerekiyor. Bizi niye kendilerine benzetmeye çalışıyorlar?

Nebahat Kübra Akalın

Birgün