Yönetmeliği Hazırlayan Sanatçılar Kim?

[Milliyet gazetesinden Asu Maro’nun İBBŞT’deki yeni yönetmelik tartışması ve 2002 yılında yaşananlarla ilgili yazdığı yazıyı paylaşıyoruz.]

İstanbul Şehir Tiyatroları’nda  tepeden inme yönetmelik değişikliği nedeniyle kıyametler kopar, kurum sanatçıları ‘tiyatroyu tiyatrocular yönetir’ gerekçesiyle yetkilerin bürokratlara devredilmesine karşı çıkarken benim aklım hep eskiye bir yerlere gitti geldi. Tam adını koyamadım önce, ama bu süreç bana Şehir Tiyatroları’nın başka bir dönemini hatırlatıyordu.

Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, “Sanatçılarımızla birlikte çalıştık yönetmelik üzerinde” dediğinde daha kuvvetlendi bu duygu. Önce “Hadi canım” dedim, sonra pek çok kişi gibi “Kim peki o sanatçılar?” diye sordum.

Sonra Cumhuriyet gazetesinde Şehir Tiyatroları’nda iki dönem genel sanat yönetmenliği yapmış Nurullah Tuncer’in konuyla ilgili söylediklerini okudum. Ortalık yangın yerine dönmüşken “Çok önemli bir şey değil” diyordu Tuncer, “Uygulamaya bakmak lazım.”

Bir anda o ‘ben bunu daha önce yaşamıştım’ duygusu ete kemiğe büründü. Tam 10 yıl öncesine, 2002 senesine gitti aklım.

Şükrü Türen’in İstanbul Şehir Tiyatroları’nın genel sanat yönetmenliğinden  14 aylık görev süresi sonunda beklenmedik bir şekilde alınıp yerine Nurullah Tuncer’in getirilişine… Sonra arşivleri taradım,  bakın neler buldum…

Bir kere ilginçtir, Şükrü Türen’in görevden alınışında da kimi gazetelerin durup durup çıkardığı “Şehir Tiyatroları’nda neden Necip Fazıl oynanmıyor?” tartışmasının payı olduğu düşünülüyor. “Bu yıl Nâzım Hikmet yılı” demiş üstelik Şükrü Türen ve iki Nâzım oyunu birden oynatmış o yıl. Ne gaflet…

10 yıl önce yaşananlar

Bu ani görev değişikliği karşısında İŞTİSAN şöyle bir açıklama yapmış: “Bunca zaman içinde savaşlara, felaketlere ve bütün siyasi çalkalanmalara karşın perdelerini sürekli olarak açık tutmayı başarmış olan İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda geçtiğimiz günlerde ilan tahtasında duyurulmaya bile gerek duyulmadan bir yönetim değişikliği yaşanmıştır… Kapalı kapılar ardında, adeta yangından mal kaçırır gibi gerçekleştirilen bu değişikliği en hafif anlatımla yadırgadık ve sindiremiyoruz”.

Onlar sindiremeyedursun, yeni yönetimin ilk işlerinden biri, kurumun üç yönetmenini, Macit Koper, Başar Sabuncu ve Orhan Alkaya’yı 1 Haziran 2002 tarihli Cumhuriyet gazetesinde çıkan ‘Şehir Tiyatroları’nda Tartışmalı Süreç’ başlıklı haber için ‘izinsiz demeç verdikleri’ gerekçesiyle disiplin kuruluna vermek olmuş.

Yönetim Kurulu’nun seçilmiş iki üyesinden biri olan Ali Taygun’u da yönetim kurulu karar defterine yazdığı ‘muhalefet şerhi’ nedeniyle…   İddiaya göre Taygun, yeni sezonda oyun sahneleyecek rejisörlere itiraz etmişti.

Bunlar olurken Nurullah Tuncer, “Tiyatro disiplin ister” demekte. Ha bir de şunu söylemiş Evrensel gazetesindeki röportajında: “Biz yönetim olarak arkadaşlarımla birlikte bu tiyatronun sahibiyiz. Bize karşı olanların da sahibiyiz, bizim yanımızda olanların da sahibiyiz.” Bu da tanıdık bir ifade, değil mi?

Derken “Biz ümmi bir toplumuz. Ümmi olmak, birlikte paylaşmak, paylaşırken onlardan keyif almak gibi donanımları da beraberinde getirir…” demeçleri gelmiş, ilk provası başlayan oyun Necip Fazıl Kısakürek’ten ‘Bir Adam Yaratmak’ olmuş, Türki yazarlar, Ramazan’da ortaoyunlarıyla tablo tamamlanmış.

Nurullah Tuncer etkisi mi?

Bu arada Macit Koper’in “Çağdaş,  laik ve demokrat görüşlü tiyatrocuları  kurumdan uzaklaştırmaya yönelik bir kıyım politikası uygulanıyor” gibi cümleleri de ‘iktidar kaybedenlerin iddiaları’  olarak nitelendirilmiş.

Nurullah Tuncer’in ilk genel sanat yönetmenliği 2004’te sona erdi, 2006’da mahkeme kararıyla geri döndü ve 2008’e kadar görevde kaldı.

Dediğim gibi, şu an yaşananlar  bana fazlasıyla o dönemi hatırlatıyor.  Tabii bu kez kökten bir değişiklikle karşı karşıyayız. Ve bütün yukarıda saydığım  nedenlerden ötürü Kadir Topbaş’ın ‘yeni yönetmeliği birlikte hazırladık’ cümlesinin altından Nurullah Tuncer  çıkarsa hiç şaşırmayacağım…

Milliyet