Yönetmelik Tartışması: Topbaş Tiyatrosu

[Milliyet gazetesinden Can Dündar’ın İBBŞT yönetmelik değişliği üzerine yazdığı yazıyı aşağıda yayınlıyoruz.]

Vasfi Rıza Zobu yazmıştı: 1940’larda Matbuat Müdüriyeti, tiyatro oyunlarında  “kadınların namuslu, erkeklerin faziletli olması”nı şart koşmuş. Müdüriyet, Zobu’nun “Yürü Ya Kulum” oyununu yasaklama gerekçesini şöyle açıklamış:

“Piyesteki kadınlar, şerefli birer aile kadını olması lazım gelirken, halleri evlilik kutsiyetine aykırı düşmektedir.”

* * *

Şimdi AKP’li İstanbul Belediyesi, tiyatroda tek partidevrinin zihniyetine ve “mazbut piyes anlayışı”na geri dönüyor.

Yakında tiyatro girişlerine “Aile salonumuz vardır” yazısı asılırsa hiç şaşmayın.

İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’nı Genel Sanat Yönetmeni yönetiyordu.

Ancak son dönem tiyatroda sergilenen bazı oyunlar, “genel adaba mugayir” ve “ziyadesiyle muhalif” bulundu.

Onun üzerine Genel Sanat Yönetmeni Kenan Işık’a bile haber verilmeden apar topar bir yeni yönetmelik hazırlanıp gece Meclis’ten geçirildi ve tiyatroya belediye bürokratları el koydu.

Getirilen yenilikler şöyle:

1) Eski yönetmelikte Tiyatro Müdürü’nün görevi idari idi. Şimdi içerikle de ilgilenecek. “Oyunlarda toplumun etik değerlerine özen gösterilmesi”ni gözetecek.

2) Sanat çalışmalarından Sanat Yönetmeni değil, Müdür sorumlu olacak.

3) Yönetim Kurulu’na Sanat Yönetmeni değil, Kültür Daire Başkanı başkanlık edecek; kuruldaki sanatçıların yerine belediye memurları oturtulacak.

4) Sahnelenecek oyunları belirleyen Edebi Kurul’da sanatçılar azaltılıp, bürokratlar çoğaltılacak.

5) Disiplin cezalarını Sanat Yönetmeni değil, Tiyatro Müdürü verecek.

* * *

Rahmetli Metin And, “Türk Tiyatrosu” kitabında (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1983, s: 326), kurulduğu 1914’ten beri Şehir Tiyatrosu’nda “Okuma Kurulu” ile “Yönetim Kurulu” arasında bitmeyen bir kavga yaşandığını, bunun büyük huzursuzluğa yol açtığını, suçlu görülen yönetmeliğin sık sık değiştirildiğini anlatır.

Çekişmenin tarafları “sanatçı” ile “idareci” gibi görünse de aslında çatışan, “özgürlük” ile “sansür”dür.

“Hayat bir tiyatro, tiyatro ise gerçek hayat” ise zorlu soru şudur:

Sahnede gerçek hayatın ne kadarını görmek istiyoruz?

AKP, şimdi bize tek parti Türkiye’sinin cevabını veriyor:

“Hiç!”

“Ya da şimdilik, engelleyebildiğimiz kadar azını…”

* * *

Peki “2 kalas, bir heves” diye özetlenen tiyatro susar mı?

Tabii ki hayır!

Son 100 yılda tiyatro çok engellendi, baskı altına alındı, yozlaştırıldı, ama ne yapılsa gerçek hayat, sahneden indirilemedi, sanatçıya boyun eğdirilemedi.

Bugün de Şehir Tiyatrosu’ndan birçok onurlu isim, sanata hükmeden bir bürokrasiye “Hayır” diyerek istifa etti.

Gelecek sezon, “Mazbut Şehir Tiyatroları”nın sahnesinde “namuslu kadınlar, faziletli erkekler” görebiliriz.

Belki “alternatif tiyatrocu” İçişleri Bakanı’nın takla attırdığı vatandaşlar sahne alabilir.

Veya “Rosenbergler Ölmeli” diye bir oyun sahnelenebilir.

Ama bu zihniyet değişikliği, gerçek tiyatroyu susturamaz.

Olsa olsa, bir süre için Şehir Tiyatroları’nın asırlık heyecanını öldürür.

Ne yapalım, ona da “heves gitti, kalas kaldı” deriz.

Milliyet