‘Erdoğan’ın Tiyatro Deneyimi ve Bilgisi Bir Hayli Sınırlı’

[Özgür Mumcu’nun 7 Mayıs 2012 tarihinde Radikal Gazetesi’nde yayınlanan ve Erdoğan’ın tiyatroların özelleştirilmesi ile ilgili yaptığı açıklamalarını değerlendiren yazısını okuyucularımızla paylaşıyoruz.]

Gazetede yazmanın yazana, ilgili ilgisiz, bilip bilmediği her konuda bir yazma ruhsatı verip vermediği tartışmalı. Genel eğilim gazetelerde yazanların kendilerinin böyle bir ruhsata sahip olduklarını düşündüklerini gösteriyor. Elimden geldiğince bu genel eğilime dahil olmamaya çalışıyorum. İşte bu sebeple gündemdeki tiyatro tartışmaları hakkında bugüne dek bir şey yazmadım. Neticede tiyatro hakkındaki bilgilerim sınırlı, devlet-sanat ilişkisi hakkında da işi bilenlerle kıyaslanırsa söyleyeceklerimin çok da önemli olmayabileceğini düşünüyordum.

Ancak geçen hafta Başbakan’ın açıklamalarını okuyunca gazeteye yazanların neden kendilerinde her konuda yazma yetkisi gördüklerini az da olsa anladım ve ben de bu yetkiden faydalanmaya karar verdim.

Recep Tayyip Erdoğan’ın tiyatro deneyimi ve bilgisinin bir hayli sınırlı olduğu ortada. Ancak bu durum kendisinin tiyatro hakkında karar almasını ve tiyatro ile sanat hakkında geniş açıklamalar yapmasını engellemiyor. Bu şartlar altında insan kendi kendine “Ben de bu konuda yazabilirim” diyor. Başbakan bunca bilgisizliğine rağmen karar alıcı pozisyonundaysa ben de bilgisizliğime rağmen mızmızlanma pozisyonunu tutabilirim değil mi? İşte böyle böyle, körler ve sağırlar diyaloğunu besleyebiliriz. Neticede Erdoğan’ın tiyatroyla teması gençliğinde oynadığı Mas-Kom-Yah oyunundan ibaret. Anlaşıldığı kadarıyla mason, Yahudi ve komünistlere karşı bir öfke tufanı olan bu müsameredeki leziz performansı Başbakan’a tiyatro ve sanat konusunda tek karar alıcı olma hakkını vermiş.

Kültür Bakanı zaten ‘ucube heykel’le beraber bir siyasetçi olarak yıkıldığı için söyledikleri pek umursanan biri değil. Kendisinin tiyatrolar hakkında yaptığı en güzel açıklama iki sene öncesine ait, alıntılayayım: “Türkiye’de sahneler kapanıyor, sanat kurumları kapanıyor diyen arkadaşlara özellikle Afyonkarahisar’dan kaymaklı kadayıf tatlısı olarak gönderiyorum.”

Kültür Bakanı devrimcilik, CHP, Müslüman sol ve AKP kültür komiserliği şeklinde seyir eden siyasi kariyerinde kaymaklı kadayıf tatlısı zirvesinde takılıp kalmış belli ki. O sebeple hakkı bir paragraftır. O da bitti.

Gelelim Başbakan’a.. O bir oyunda oynayıp bu kadar konuşabiliyorsa, lisede ve üniversitede çeşitli tiyatro oyunlarında sahneye çıkmış hatta bir ara bir çocuk tiyatrosunda da kısa bir dönem oynamış biri olarak ben de konuşabilirim zannederim. Sanat dünyasına en büyük katkım da bu oyunculuk sevdasını yol yakınken terk etmiş olmamdır. Bunu da belirtmek isterim.

Neyse Başbakan tiyatroları özelleştirecekmiş. Neden? Şöyle açıklıyor Başbakan:
“Bunlar sanatı sanat için yaparlar, bunlar sanatı toplum için yapmazlar. Sanat, toplum için yapılır. Sanat, toplum için yapılırsa değer ifade eder, bunlar elitistir, jakobendir.” Başbakan’ın sanat hakkındaki bilgi birikiminin lisede kulağına çalınan “Sanat ne içindir” tartışmasından ibaret olduğu anlaşılıyor.Bir de tiyatroculara şöyle demiş Başbakan: “Bunlar milleti beğenmez, milletin alın terini beğenmez, milletin kültürünü, tercihini beğenmezler”. Nedir millet, onun kültürü ve tercihi ve tiyatrocuların bunları beğenmediği nasıl ispat edilir? Başbakan’dan rica etsek, eli değmişken bir de milletin değerleri yönetmeliği hazırlatsa, biz de öğrensek ve kazara milletin değerlerini beğenmemezlik hatasına düşmesek.

Tiyatroların özelleştirilmesi çok önemli değil. Önemli olan Başbakan’ın bu sözleridir. Bu sözlerin arkası çok verimli bir otoriter rejimin tarlasıdır. Neden mi? Nedeni Başbakan’ın şu sözlerinde saklı: “Yeri gelir senaryoyu beğenirsek bizim de inceleme kurullarımız buralara sponsor olur, buralarda da destekleriz”.
O yer nasıl gelir, o senaryolar nasıl şekillenir? Mas-Kom-Yah’ın unutulmaz oyuncusunun bürokratları ve kadayıfçı bakanının kurulları kamu bütçesiyle hangi senaryoları beğenir?

Bilmiyorum, tartışmalı. Ha bu arada Sayın Gülen’in de bu tiyatro konusunda engin fikirlerini paylaştığını da unutmayalım. Şöyle buyurdu geçen hafta: “İnsanı laubaliliğe çeken bazı sahalarda dolaşmak zorunda kalanlar da dine ve millete hizmet edip etmediklerine bakmalı; yararlı olup olmadıklarına göre karar vermelidirler (…) Vicdanının sesine kulak vermek suretiyle bu soruları müsbet cevaplayanlar müstesna, güldürmenin, kahkaha atmanın, komiklik yapmanın bizim dünyamızda yeri yoktur.” Mas-Kom-Yah estetiğinin hâkim olduğu bu cesur yeni dünyaya hoş geldiniz.

T24