Hamlet Tespih Çekiyor, Şükür Godot Geliyor

[Elvan Salman’ın Erdoğan’ın Şehir Tiyatroları hakkındaki son açıklamalarına karşılık yazdığı yazısını yayınlıyoruz.] Biz “Bu dava bitmez.” diyoruz, “Bitti, dağılın” diyorlar. Biz “Zaman aşımına hayır” diyoruz, “Evet” deyip, su sıkıyorlar. Biz “Şehir Tiyatroları yok edilemez” diyoruz, “Siz kimsiniz?” diye soruyorlar.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Ankara Spor Salonu’nda gerçekleştirilen Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Merkez Gençlik Kolları 3. Olağan Kongresi’nde Şehir Tiyatroları ile alakalı açıklamalarını dinledim. Ne yazık ki, aynı haber bültenleri 18.30’da Harbiye’de başlayacak olan eylemden satır arasında bile bahsetme gereği duymadı. Öncelikle başbakanımızın konu ile alakalı sözlerini hatırlayalım:

“İstanbul’da şehir tiyatroları meselesinde o despot anlayış, o kibirli tavır tekrar kendini gösterdi. Soruyorum siz kimsiniz? Bu ülkede sanat sizin tekelinizde mi? Geçti o günler. Artık despot aydın tavrıyla parmağınızı sallayarak bu milleti aşağılama dönemi geride kaldı. Gelişmiş ülkelerin hemen hepsinde devlet eliyle tiyatroculuk olmaz. Ben Kadir Bey’i tebrik ediyorum. Aynı şeyi Bakanlar Kurulu’na getireceğim. Tiyatroları özelleştirmek suretiyle buyurun tiyatrolarınızı istediğiniz gibi oynayın. Destek gerekirse biz de istediğimiz oyunlara sponsor oluruz. Buyurun işte özgürlük. Ama kusura bakma geleceksin hem belediyeden maaşını alacaksın ondan sonra da yönetime istediğin gibi verip veriştireceksin. Olmaz öyle şey.”

Başbakan aslında kongrede başka yere çekilmeye ihtiyaç duyulmayacak gayet net bir konuşma yapmıştı. Ancak bugün bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde üzülerek fark ettim ki internetteki metinler ile benim izlediğim konuşma birbirini tutmuyordu. İlk akla gelecek birçok kaynakta konuyla ilgili habere bile ulaşamazken, daha korkutucu bulduğum durum ise konuşmadaki “bam teli” sayılabilecek noktaların çıkarıldığı haber kaynakları idi. Birçok kaynak benim konuşmanın en can alıcı yerleri olarak bulduğum “istediğimiz oyunlara destek veririz” ve “hem maaş alacaksın, hem verip veriştireceksin” bölümlerini ya “koyma gereği duymadılar” ya da “koymama gereği duydular”.

Konuşmanın yükseldiği, o en heyecan dolu yerlerde Başbakan Erdoğan bir ayıbı (!) Şehir Tiyatrosu sanatçılarının yüzüne delikanlıca çarpıyordu. Bundan sonra öyle hem muhalif olup hem de iki satır replik ezberleyip sahneye çıktım diye belediyeden maaş almak olmayacaktı.

Akıl alır şey değildi doğrusu! En özetle “Ekmek yediğiniz kaba pislemeyin” diyordu Başbakan tiyatroculara. O da yetmiyor, bundan sonra da devlet desteğini kendi inisiyatifine aldığını söylemekten bir çekince duymuyordu.

“Buyurun işte özgürlük” derken dahi, muhalif sanatçıların ortağa koyduğu iradeyle alay eden bir tavır sergiliyordu aslında. Yani ne gerek var ki bu tantanaya? “Kapatılmıyor” ama “özelleşiyor”, “destek kesilmiyor” ama “keyiflerin istediği yere yönlendiriliyor.”

Çelişkilerle dolu ülke gündemimizden bir çelişki beğenip bu açıklamayı incelemek gerekirse, öncelikle aldıkları maaş Şehir Tiyatrosu sanatçılarına verilen bir “sadaka” değildir.

Dolayısıyla Sayın Erdoğan’ın söylediği şekilde “Allah Razı Olsun” demeleri beklentisi içine girmek bırakın bir başbakanı; bir işverenin dahi çalışanından bekleyeceği bir tavır olamaz. Olmamalıdır çünkü bir şirkette çalışan insan da, sanatçılar da bizzat verdikleri emeğin bir karşılığını alıyorlar.

Patronunuza sert bir eleştiri yönelttiğinizde yollarınız ayrılması muhtemeldir, ancak danışmanlarından birinin Başbakan’a bu ülkenin “patronu” olmadığını, oy veren/vermeyen tüm bu insanların iradesinin bir sonucu olarak orada bulunduğunu hatırlatması gerekiyor.

Sayın Başbakan’a bu konuşmadaki “Ama kusura bakma geleceksin hem belediyeden maaşını alacaksın ondan sonra da yönetime istediğin gibi verip veriştireceksin. Olmaz öyle şey” kısmının aslında nasıl da “Olur olur, bal gibi olur” olduğunu bir örnekle anlatmayı öneriyorum.

Diyelim ki ben bir vatandaş olarak bulunduğum bölgedeki belediyeye oy vermemiş olsam da sokağımdaki çöpün alınmasını beklerim. Onların çöpü alıyor olması, benim “Allah razı olsun” dememi gerektirmez çünkü bu zaten olması gerekendir. Dahası, çöpü alalım derken kaldırım taşını kırdılarsa, eleştirme hakkım da her daim saklıdır.

Sayın Başbakan yaptığım eleştirilere sinirlenip, “Hem çöpünü bu belediyeye aldıracaksın, hem de kaldırımı kırdılar diye eleştireceksin. Olmaz öyle şey!” diyemez. Orada durmayıp çöp toplama isini özelleştirdikten sonra beğendiği mahallelere belediye/hükümet desteği sunacağını söyleyip; diğerlerine de “Ben toplamayın demiyorum, buyurun çöplerinizi yine toplayın” da diyemez.

Recep Tayyip Erdoğan şunu fark etmeli; hükümet ile devlet birbirinin eş anlamlısı olarak kullanılan iki kavram değildir. Dolayısıyla devletin kaynaklarını elinde bulunduran hükümet açık acık “beğendiği” oyunları destekleyeceğini söyleyip kenara çekilemez; en azından çekilmemelidir.

Harbiye’de şarkılı, türkülü, “bol ünlülü” bir eylem yapıldı. Sadece birini görmenin heyecan yaratacağı bir kitle seyircisine onlara destek vermesi için seslendi, o yola yeni girmiş öğrenciler, keyifle izleyen seyirciler Muhsin Ertuğrul önünde Şehir Tiyatroları’na sahip çıktı. Devamında ne olacak yine bilemiyoruz çünkü eylemlere bakıyorum, öğrencisinden sanatçısına hep aynı insanları görüyorum.

Biz “Bu dava bitmez.” diyoruz, “Bitti, dağılın” diyorlar.

Biz “Zaman aşımına hayır” diyoruz, “Evet” deyip, su sıkıyorlar.

Biz “Şehir Tiyatroları yok edilemez” diyoruz, “Siz kimsiniz?” diye soruyorlar.

Ben bu ülkenin bir vatandaşıyım, genciyim, kadınıyım, Şehir Tiyatroları’nın özelleştirilmesine karşıyım ve bu niteliklerden yalnızca birinin bile bana bu söz hakkını verdiğinin farkındayım.

* Başlık Fırat Tanış’ın 3. Antalya Müzik Ödülleri sırasında kendi şarkısı Yani için yaptığı bir uyarlamadan alındı.

Bianet

Yorum


işlemi tamamlayınız: