Kemalist Kitsch’den Muhafazakar Kitsch’e

[Orhan Kemal Cengiz’in Radikal’de yayınlanan “Kemalist kitsch’den Muhafazakar kitsch’e” adlı yazısını yayınlıyoruz.]

Herkesin istediği gibi yaşayıp başkasına saygı duyduğu, değiştirmeye çalışmadığı toplumu inşa edemiyoruz.

Milan Kundera’nın Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği isimli romanının “Büyük Yürüyüş” başlıklı bölümü trajikomik bir hikâyeyle açılır. Stalin’in oğlu Yakov bir grup İngiliz askeriyle birlikte Nazi toplama kampında esir tutulmaktadır. Yakov’un, ihtiyacını giderdikten sonra bir türlü tuvaleti temizlemiyor olması, aynı tuvaleti paylaştığı İngilizler tarafından eleştiriye uğrar. Gururu kırılan Yakov konuyu kamp komutanıyla konuşmak ister. Kampın burnu büyük komutanı bu ‘bok meselesini’ tartışmayı reddedince, Yakov kendisini kampı çevreleyen elektrikli tellere fırlatarak intihar eder.

Kundera daha sonra ‘bokun’ sadece bu Alman komutan tarafından değil aslında bütün ‘totaliter’ dünya görüşleri tarafından dışarıda bırakıldığını anlatır: “Varoluşla kesin olarak uzlaşmanın önerdiği estetik ülkü, bokun reddedildiği ve herkesin bok yokmuş gibi davrandığı bir dünyadır. Bu estetik ülkünün adı kitsch’dir…Kitsch insan varoluşunda temelden kabul edilemez olan her şeyi kapsamı dışına atar”.

Bu çerçevede, Kundera’nın roman kahramanı Sabina’nın ağzından ‘komnizme’ karşı yönelttiği eleştiri daha çok bir ‘estetik’ eleştirisidir. Sadece şatoları inek ahırına dönüştüren banalliği nedeniyle değil, ama aynı zamanda takındığı ‘güzellik maskesi’ nedeniyle de “komunist kitsch”i eleştirmektedir Sabina…

Bu güzellik maskesinin en görünür olduğu yer de, resmi 1 Mayıs gösterileridir. Kadınlı erkekli gürbüz insanlar, bando mızıka eşliğinde büyük bir ‘uyum’ içerisinde yürürler, platforma yaklaşırken en bezgin suratlar bile neşeli bir gülümsemeyle dolar. Kundera’nın anlattığı 1 Mayıs gösterisi bizdeki 19 Mayıs gösterilerine denk geliyor. Bizde de stadyumlarda gençler büyük bir uyum içerisinde ‘çağdaş uygarlığa’ doğru emin adımlarla ilerliyorlar.

Toplumu geri kalmış, fazla dindar bir köylü güruhu olarak gören ‘Kemalist moderleşme’nin yarattığı tek ‘kitsch’ 19 Mayıs törenleri değildir şüphesiz. Örneğin, tarihçi Eric Zürcher 1934-41 yılları arasında Kemalist rejimi dünyaya anlatmak üzere Fransızca olarak yayımlanan La Turquie Kemaliste isimli dergideki fotoğraf ve figürlerin ‘totaliter’ rejimlerdeki sembolizme ne kadar da benzediğine dikkatimizi çeker. Dergi, kaslı kollarıyla sanayi çarklarını çeviren, ‘hedefe’ koşan insan figürleriyle doludur.

Keşke bizde de, Sabina’nın ‘komunist kitsch’e yönelttiğine benzer şekilde ‘Kemalist’ kitsch’e yönelik eleştiriler duyulabilseydi. Halbuki, bu günlerde hararetle savunulan ‘devlet destekli’ sanatın bizatihi kendisi bir “kitsch” estetiği üzerine inşa olmuş bulunuyor. Örneğin Devlet Tiyatroları’nın amacı yönetmelikte, halkın eğitimini, kültürünü, dilini yükseltmek, şive birliği sağlamak olarak tanımlanıyor. Devlet Tiyatroları memur adaylarına Atatürk ilkeleri, inkılap tarihi ve milli güvenlik dersleri veriyor. Yani, oyuncuları, toplumu ‘Büyük Yürüyüşe’ hazırlayacak bilgi ve birikimle donatıyor.

Türkiye’de tüm siyasi akımlar kendi ‘Büyük Yürüyüşleri’ çerçevesinde kendi ‘kitschler’ini yaratma derdinde oldular…Kemalistkitsch’in bazı veçhelerini ortadan kaldırmaya çalışan AKP’nin de farklı bir derdi yok gibi görünüyor. Onlar da kendilerince ‘insan varoluşunda kabul edilemez buldukları’ zaafları dışarıda bırakan bir ‘muhafazakar kitsch’ yaratma derdinler. İnsanın ‘nefsi’ zaaflarını dışarıda bırakan, cinselliğin görünmez kılındığı, insanların alkol kullanmadığı, herkesin her an belli “muhafazakâr” ahlak kodlarına uygun davranmasının beklendiği başka bir ‘Büyük Yürüyüş’ bu…Herkesin kendi istediği gibi yaşayıp, bir diğerine saygı duyduğu, onu ‘eğitmeye’ ve değiştirmeye çalışmadığı özgür bir toplumu bir türlü inşa edemiyoruz… Onun yerine kendi ‘kitsch’lerimizi bütün topluma şamil kılıp ‘totaliter kitsch’ i yaratmaya çalışıyoruz…

Radikal