Sen Önce İndir Şu Parmağını

Tiyatro tartışmasında Erdoğan’ın generaller gibi despotça parmak sallamasında tepki var.

İstanbul Şehir Tiyatroları’ndaki yönetmelik değişimiyle başlayan tartışma, önceki gün Başbakan Erdoğan’ın tiyatroların özelleştirilmesi konusunu Bakanlar Kurulu’na taşıyacağını söylemesiyle iyice alevlendi. Üstelik, gelişmiş ülkelerde devlet eliyle tiyatro yapılmadığını öne süren Başbakan’ın “İstanbul Şehir Tiyatroları’nda o despot anlayış, o kibirli tavır tekrar kendini gösterdi. Soruyorum siz kimsiniz. Bu ülkede sanat sizin tekelinizde mi? Geçti o günler. Artık o despot aydın tavrıyla parmağınızı sallayarak bu milleti aşağılama dönemi geride kaldı” ifadeleri tiyatro sanatçıları tarafından “kabul edilemez, faşizan bir üslûp” olarak değerlendirildi.

Öte yandan, Başbakan’ın açıklamalarından, tam olarak ne demek istediği anlaşılamadı. Erdoğan’ın devlet eliyle tiyatroculuk olmayacağı tezi de tiyatrocuların aksi yöndeki görüşleriyle çürütülürken; sanatçılar, danışmanlarının Başbakan’ı yanlış yönlendirdiğini söyledi. Erdoğan’ın açıklamasının ardından aralarında pek çok ünlü tiyatrocunun da bulunduğu tiyatroseverler, Harbiye’deki Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde sabaha kadar oturma eylemi yaptı. Biz de sabaha kadar uykusuz kalan tiyatroculara sorduk: Başbakan’ın üslûbunu nasıl değerlendiriyorsunuz ve olası özelleştirme sonrasında nasıl bir tabloyla karşı karşıya kalırız?

Gencay Gürün

Başbakan’ın üslûbu hakkında konuşmak benim işim değil; o üslûpla Başbakan seçildi. Bir şeye kızmıştır, yalnış bilgilendirilmiştir; o yüzden böyle konuşmuş olabilir. Böyle büyük bir şey yapmayacağını düşünüyorum, umuyorum. Sanatçılar olarak biraraya gelerek başka çözümler üzerinde konuşmalıyız. Eğer böyle bir şey gerçekleşirse Türkiye’de tiyatro biter. Özel tiyatrolar küçük oyunları sahneleyebilir, Devlet Tiyatroları’nın (D.T.) yerini tutamazlar. Klasikler sahnelenemez. D.T’yi özelleştirmek demek opera ve baleyi özelleştirmek demek.

Genco Erkal

Öncelikle, Sayın Başbakan bizi despotlukla suçluyor, ancak kendisinin açıklaması çok despotça, yaralayıcı. “Biz de istediğimiz oyunlara sponsor oluruz” diyor. Bu çok sakıncalı, faşizan bir davranış biçimi. Özelleştirmeyi düşünmek bile istemiyorum. Tiyatro piyasa koşullarına bırakılamayacak kadar önemli. Eğer bırakılırsa insanlar seviyor diye ucuz, basit güldürüler oynanır. Ödenekli tiyatroların görevi olan birçok şey yerine getirilemez. Bunlardan biri de yazar yetiştirmek. Yazar yetişmez, dolayısıyla oyun çıkmaz. Klasikler sahnelenemez. Devletin özel tiyatrolara verdiği desteği çekeceği yönünde de duyumlar alıyoruz, bu yönde emareler var. Kısaca bizden yana olmayana hayat hakkı yok noktasına gidiyor iş.

Bozkurt Kuruç

Devlet Tiyatroları tüm Türkiye’de hizmet veriyor. 12 şehirde var ve 60 şehirde turnelere gidiyor. Devlet desteği olmadan ya da başka bir destek olmadan bunun yürümesi mümkün değil. Ben yoğun koalisyon dönemlerinde 11 bakanla çalıştım, kimse bana “Ne yapıyorsun” diye sormadı. Başbakan, öyle yapacağım dedi diye öyle olacak diye bir şey yok. Bakanlar Kurulu’na gider, konuşulur, tartışılır. D.T’nin tiyatroyu yaygınlaştırma, yerleştirme ve geliştirme süreci tamamlandı mı, tamamlanmadı mı? Bu süreç bitmedi. Tartışılması gereken konu bu. İstanbul Şehir Tiyatroları’nın durumu farklı. D.T’yi bu tartışmalara hiç sokmamak lazım. Dünyada birçok örneği var, Comédie Française, National Theatre… Başbakan’ın üslûbuna gelince, her yiğidin yoğurt yiğişi ayrıdır. Başbakan diplomat kökenli olsaydı farklı konuşurdu. Bu demek değildir ki Başbakan’a hayranım.

Ali Poyrazoğlu

Başbakan’ın tavrı beni şaşırtmadı, her zamanki üslûbu. Ama belli ki Başbakan’ı yanıltmışlar. Devlet Tiyatrosu olmaz olur mu? Bana dünyada ödenekli tiyatrosu olmayan bir ülke gösteremezler. Arap ülkelerinde de var ödenekli tiyatro. İran’da var, Suriye’de var. Ama özellikle belirtmek istiyorum: Bu işi aylar önce Haluk Bilginer başlattı. Onun açıklama yapması lazım. Öte yandan bir tiyatro kurultayı, bir çalıştay toplanmalı; bu konular tartışıldıktan sonra gündem yerli yerine oturur.

Yıldız Kenter

Başbakan’ın ifadeleri beni çok rahatsız etti. D.T. tabii ki olmalı, tıpkı özel tiyatrolar gibi. Çünkü tiyatro dilin, düşüncenin, felsefenin, şiirin, müziğin, dansın insanlarla sarmal olduğu bir özgürlük arenasıdır ve biz de bu arenada ayakta durmaya çalışan insanlarız.

Oyun Atölyesi

Başbakan’ın Şehir Tiyatroları’na yönelik açıklamasında doğrularla yanlışlar birbirine karışmış bize göre. Sanatın bağımsızlaşması yönündeki Başbakan’ın dileği desteklenmeli ancak bunun “istediğimize destek oluruz” biçiminde ifade edilmesindeki keyfilik kabul edilebilir değildir. Sorunları “demokratik” bir ölçüyle tartışmak gerekir. Despotluğu eleştirirken despotluk yapmak gibi bir tutumun doğma ihtimali var ki, demokratiklik talebinde bu tavrın asla yeri olamaz. Tiyatroyu tiyatrocuların tartışmasından daha doğal bir şey olamaz. Dışarıdan katkılar her zaman istenir. Ancak tepeden inmeci tavırlara her kesimin bir son vermesi gerekir. Problemin sahipleri muhatap alınmalıdır.

Mahir Günşiray

“Sen kim oluyorsun”u bir kenara bırakıp, temkinli konuşmaya çalışmamız gerekiyor. Başbakan ne demek istediğini anlatmalı, ne anladığını da söylemeli. Dünyada örneği olmayan bir model öneriyor. Bunu açmalı, açıklamalı. Ama “özerklik”ten bahsediyorsa ben sonuna kadar desteklerim. Bu 94’te benim de aralarında olduğum Özerk Sanat Konseyi Projesi’nin hayata geçmesi anlamına geliyor.

Orhan Alkaya

Başbakan’ın kürsü konuşmasındaki üslûbu, kuşku yok ki hayırlara vesile olmaz. Muhatabınızı kibir ile suçlayıp varsaydığınızdan kat be kat iri bir kibir sergilemek, meşveret kapısını peşinen kapatmak demektir. Keza muhatabınıza “Sen kimsin, siz kimsiniz” kalıbıyla seslenmenin de sonu hiç iyi gelmez. Herkes herkese aynı kalıbı kullanabilir çünkü. Elbette herkes bildiği işi yapmalı. Zaten bizler de, yaptığı işi bilen, alanında yetişmiş insanlar olduğumuz için, problemli durumlarda söz alıyoruz.

Türkiye’nin, neredeyse bütün temel ve kârlı işletmelerini özelleştirmiş bir hükümetin, dünya ölçeğindeki örnekleriyle kıyaslandığında “ufacık” bütçeleri olan kamu destekli tiyatrolardan özelleştirme yoluyla elini çekmek istemesi, ilk bakışta normal gözüküyor. Ama, sözgelişi telekomünikasyonun, enerjinin özelleştirilmesi, ne kadar ürküntü verici, ne kadar tehlikeli olsa da kârlılık rasyoneline dayanırken, aynı şey sanat üretimi yapan kurumlar için geçerli değil. Yapabilirler mi? Gördüm ki, ellerindeki gücün coşumuyla bunu da yapmayı deneyeceklerdir. Tarihe geçmenin birçok yolu var; bazen yaparak, bazen yakıp yıkarak tarihe geçersiniz.

İktidardan başı dönmüş insanlar böyle konuşur

Murat Uyurkulak

Başbakan’ın bu üslûbu, popülist liderlerin üslûbudur… Keşke “Diğer ikisi öyle değil” diyebilseydim… Kendinden başka kuş tanımayan, iktidarla başı dönmüş insanlar böyle pervasız konuşur… Başbakan arada bir Yunus Emre falan okuyor konuşmalarında, o mısraları nasıl bir insanın, nasıl bir ruh zenginliğinin yazmış olabileceğine de vakit bulursa kafa yorsun… İstediği kadar aksini söylesin, Erdoğan tabiatı ve konumu gereği zenginin dostu, yoksulun hasmıdır, kapitalist sistemin bekçisidir… Sanat dediğin ne ki onun için? Bugün tiyatro da özelleştirir, yarın heykel de yıktırır, öbür gün 150 metrelik Yunus Emre heykeli diktirip altında 10 liraya bilet de kestirir…

Ahmet Büke

Sayın Başbakan’ın demecinde sallanan “devlet parmağını” gördük. 88 yıldır sanatçılara, yazarlara sallanan öteki parmaklardan bir farkını bulamadık ama.

Muhafazakâr üslûp herhalde böyle olur

Haydar Ergülen

Muhafazakâr toplum için muhafazakâr sanat isteyen Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Prof. Mustafa İsen ile muhafazakâr sanat manifestosu hazırlayan profesör ve romancı İskender Pala daha iyi bilir bu sorunuzun yanıtını: Herhalde muhafazakâr üslûp da böyle oluyor! Millet memnunsa, halkımız da memnunsa bize ne oluyor ki? Artık sanatçılar, edebiyatçılar, şairler hariçten gazel okuyanlardan sayılır. Öyle değil mi?

Müge İplikçi

Başbakan haklı. Despotizm ve milleti azarlama dönemi geride kalmıştır. Buna hepimiz uymak durumundayız.

Alıştığım için üslûbunu pek yadırgamadım

Nedim Saban

Çiftçiye ananı da al git deyince çok şaşırmıştım ama dün yadırgamadım, belki de alıştığım için. Zaten bu, gençleri de heyecanlandırıyor. Oy ve partiye bağımlılığı artırıyor. İçeriğin sanat konusunda olması bir talihsizlik tabii. Sanatçı zor yetişir, çabuk kırılır ama söylem halkçı olduğu için o içeriğe bile bu uydu. Ne demişler? Ne söylediğin değil, nasıl söylediğin önemli. Zaten içerik tamamen boş ancak hedef kitleyi düşününce üslûp pek hoş!

Politikayı iyi bilen birinden beklemezdim

Haldun Dormen

Üslûbu çok sertti. Sanatçılarla bu kadar küçümseyerek konuşması çok yanlış. Onun gibi politikayı iyi bilen birinden beklemezdim böyle bir tavrı. D.T’de değişmesi gereken şeyler var; teknoloji çağında yaşıyoruz, her şey değişiyor; D.T’nin de değişmesi lazım. Ama kapandığı, yok olduğu taktirde bu bir felaket olur.

Taraf / Serdar Aksoy