Korku Nerede Başlar, Nerede Biter?

[Bahar Çuhadar, Mimesis’in müstehcen bulunmasına benzer bir şekilde İstanbul’da yaşanan bir sansür vakasını aktarıyor.] Mimesis’in müstehcen ilan edilmesinden bir süre önce İstanbul’da bir sahnede ‘kürtaj’ esprisi sansüre uğradı

Tiyatro çeviri-araştırma dergisi Mimesis’in 19’uncu sayısının, Elazığ İl Halk Kütüphanesi (ve sonradan kararı destekleyen ELOYDER çatısı altında buluşan Elazığlı öğretmenlerce de) ‘müstehcen’ ilan edilmesinden birkaç hafta önce İstanbul’da bir tiyatro sahnesinde, başka türlü bir ‘sansür’ deneyimi yaşanıyordu. Aktaracaklarım, ildeki kütüphane müdürünün; derginin Elazığ’daki il ve ilçe kütüphanelerine ‘bağış yolu ile bile olsa gönderilmemesi’ talebi (talimatı?) kadar tanıdık.

İstanbul’daki ilçe milli eğitim müdürlüklerinden birine bağlı olarak faaliyet gösteren ve yıllardır katılımcılarına teorik-pratik tiyatro eğitimi veren bir kurumun, yıl sonu oyununda vuku buluyor hadise. Burası, tiyatro eğitimini tamamlamış katılımcıların, sene sonunda kendi oyunlarını hazırlayıp, oyunu sadece bir kere sahneleme şansı bulabildikleri bir kurum. Bu seneki eğitimini tamamlamış bir katılımcı da absürd tiyatronun öncü isimlerinden bir kalemin elinden çıkma, zorbalığı grotesk bir dille eleştiren oyunuyla yapmak istiyor ‘kapanışı.’ Benzer kurumlarda yaygın olduğu üzere seyirciyi güncel ve direkt mesajlarla kavrayacak bir oyun hazırladığı. Vakit, Başbakan’ın ‘kürtaj açılımı’ günleri… Halkı temsil eden karakterler, söz oyunun ‘zorbasından’ açılınca son gelişmeleri aktarıyor: “Üç çocuk yaparsak vergiden düşüyorlarmış. Kürtaj da yasaklanmış.” Hemen ardından da bir “Madem sevindin, takla at da göreyim” göndermesi…

Çoğunu oyuncuların ve yaratıcı ekibin yakınlarının oluşturduğu salonun, esprileri kahkahayla karşıladığına şüphe yok. Lakin aynı espriler kurumun müdürünün oyunu sinirle terk etmesine, o bildik ‘endişe’ ifadeleri (ayak kaydırmak, rezil olmak vs…) eşliğinde sert tepki vermesine sebep oluyor. Ertesi gün bir bilirkişi teksti incelemekle görevlendiriliyor, oyunu sahneye koyan kursiyer hakkında da soruşturma açılıyor.

* **

Mimesis’in ‘Aristophanes ve Lysistrata Üzerine’ başlıklı kapsamlı dosyasında yer alan Sarah Culpepper Stroup imzalı akademik makale ‘Kadının Tasviri: Aristophanes’in Lysistrata’sı ve Yunan Eşlerinin ‘Heterialaştırılması’na eşlik eden çizimlerin ‘ayıplı’ bulunması hangimizi, gerçekten hayrete düşürmüştür? Şikâyet dilekçesini imzalayan velilerin; (dergideki akademik incelemeleri okuyup anlamasını beklemediğimiz) küçük çocuklarının, dergiyi alıp bu makalenin yer aldığı sayfalara kadar geldiğine; Stoup’un, ‘Lysistrata’daki kadınların ‘heterialaşmasına’ (Heteria: Antik Yunan döneminde tek partnerle uzun süreli ilişkiye giren üst sınıf metres) delil olarak kullandığı, M.Ö. 5. yy.’dan kalma çizimlerle bezeli çömlek görselleriyle karşılaştığına kaçımız inandık?

‘Muhafazakâr sanat’ kavramı gündemimizden düşmez, iktidar yoluna ‘dindar ve muhafazakâr nesillerle’ devam etme niyetindeyken, Elazığ’daki küçük bir ‘iktidar sahibinin’ de bu çizgiye uygun adımlar atmasında, bu yolda birkaç imza toplamasında şaşacak ne var? İstanbul’da bir kültür kurumu müdürünün, sorumlusu olduğu tiyatro kolundakilerin Başbakan ve İçişleri Bakanı’nın sözlerinden oyuna eklediği göndermelerin, ‘ayağını kaydırmasından’ korkmasını neden normal karşılamayalım ki?

* * *

İki duruma da cuk oturan ‘Kraldan çok kralcı olmak’, ‘Durumdan vazife çıkarmak’ gibi deyişler geliyor insanın diline. Yine de memlekette sonu gelmez bir gerilim filmi atmosferinde geçerken günler, tek bir kelime, ‘korku’ her şeyi açıklamaya yetmiyor mu?

Michael Thoss ve Patrick Boussignac’ın elinden çıkan ‘Yeni Başlayanlar İçin Brecht’ adlı kitapta, Bertolt Brecht’in 1933-38 arasındaki Almanya’daki korkutma, ihbar ve yozlaşma mekanizmalarıyla, direnişi anlattığı oyunu ‘III. Reich’ın Korku ve Sefaleti’ndeki mantığı şu sözlerle anımsatılır:

“Bu 24 sahnelik, bütün toplumsal çevreleri kapsayan kurguyla, Brecht faşizmin birkaç ‘şeytani’ bireyin eseri olduğu şeklindeki genel kanıya karşı çıkar: Faşizmin sürdürülebilir olmasının nedeni oportünizm ve bu şekilde canlarını kurtarabileceklerini sananların boyun eğmesidir. Bu totaliter evrende, ihbarla idam arasında yalnızca bir adım vardır.”

Belki de dönüp biraz Brecht okumanın tam zamanı…

Radikal