Türkiye’de Basın Özgürlüğü

İkinci Meşrutiyetin ilanıyla beraber 24 Temmuz 1908 basında sansürün kaldırıldığı gün olarak tarihe geçti ve o günden bu yana söz konusu tarih Türkiye’de Basın Özgürlüğü Bayramı olarak kutlanıyor. O tarihte baskıcı Abdülhamit rejimi, karşısındaki direnişe daha fazla dayanamayarak 24 Temmuz’da geri adım atmıştı. Ne var ki ifade özgürlüğü alanında baskılar, sansür ve cezalandırma mekanizmaları o tarihte son bulmadı ve farklı biçimler alarak hep devam etti. Farklı dönemlerde Türkiye’yi yönetenler -farklı görüşlerden, farklı siyasi çizgilerden olsalar bile- her zaman Abdülhamit ile “akrabalıklarını” ortaya serdiler.

Dün Mimesis Portal’in haber sayfalarında yayınladığımız, Bağımsız İletişim Ağı’nın (BİA) 2012’nin Nisan-Mayıs-Haziran dönemine odaklanarak hazırladığı Medya Gözlem ve İfade Özgürlüğü raporu “ileri demokrasi” iddiasındaki Türkiye’nin basın ve ifade özgürlüğü alanında geldiği son noktayı gayet güzel özetliyor. Temmuz 2011’de hapiste olan gazeteci sayısı 68 iken, bu yıl bu rakam 95’e ulaşmış. TBMM Başkanı Cemil Çiçek “ Kamuoyunun doğru bilgilendirmesi adına güç şartlar altında özveriyle görevlerini yerine getiren basın çalışanlarının sorumluluk bilinciyle çalışmalarına devam edeceklerine olan inancım tamdır. Bu duygu ve düşüncelerle, bütün basın mensuplarının Basın Bayramı’nı kutluyor, sevgi ve selamlarımı iletiyorum.” diyor. “Sorumluluk bilinciyle çalışmalarına devam etmek”ten kasıt resmi ideolojinin çizdiği çerçeve içinde oto-sansür mekanizmalarını devreye sokarak yayın yapmak olsa gerek.

Siyasi iktidar bir yandan kendisini koşulsuzca destekleyen bir medya yapılanmasını geliştirirken bir yandan da aykırı sesleri boğmak için yoğun bir çaba sarf ediyor. Yani basına “sorumluluğunuzu bilin” diyor. Bu otoriter iklimden rahatsızlık duyanlara düşen sorumluluk olsa olsa kamusal alanda özgür, susmayan, demokratik ve katılıma açık bir medya yaratma sorumluluğudur. Tıpkı 1908’de olduğu gibi.

Yorum


işlemi tamamlayınız: