Tiyatroya Adanmış Bir Ömür: Müşfik Kenter

İlk gençlik döneminde oyuncu olmaya karar veren Müşfik Kenter, liseyi yarıda bırakarak, konservatuara gitti. Ablası Yıldız Kenter de zaten bu yolda yürüyordu. Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nü 1955’te yüksek derece ile bitirerek Devlet Tiyatrosu’na girdi… Hayata tiyatrocu olarak başladı, tiyatrocu olarak da veda etti…

Sonbaharın yarı ölü ışıkları resmin üzerine düşer. Sırtını cama verip, resimde kendisine tutkuyla bakan kadına o da aynı tutkuyla bakar. Neyzen Tevfik’in üflediği neyden taş plağa kaydedilen Nihavent Saz Semai’si doldurur odayı. Oturduğu koltukta, yalnızca kendisinin bulunduğu odada artık üç kişidirler; kendisi, Meral’in tutku dolu resmi ve Neyzen Tevfik’in Nihavent Saz Semaisi… Meral ve arkadaşları birlikte bir hafta sonu için Büyükada’ya gelirler. Neyzen Tevfik’in Nihavent Saz Semaisi’nin tınılarını duyumsayan Meral; ne olduğunu anlamak için Halil’in resmin karşısında sigara içtiği üst kata çıkar ve Halil’i kendi resmine taparcasına, kendini yitirmiş bir biçimde bakarken görür. Halil’e ve Halil’in baktığı resme bakar Meral; ne olduğunu, Halil’in neye, nasıl baktığını anlamaya çalışır. “Hırsız değilim.”

Kolay kurulmayan dostluklar

Boyacı Halil, Meral’e şunları da söyler: “Sen dostlukların, aşkların kolay mı kurulduğunu, sürdürüldüğünü sanıyorsun? Resminle ilk karşılaşmamızı dün gibi hatırlarım. Elbiselerim eskiydi, kirliydim, sakallarım uzamıştı. Birden bana iyilikle, sevgiyle bakan bir yüz gördüm. İnanamadım. İkinci kez zorlukla baktım resmine. Gene iyilik, gene sevgi vardı gözlerinde. Nihayet değişmezi bulmuştum. Resmin benim içime bakıyordu. Beni, kendimi görüyordu. Bana hep dostlukla, iyilikle, sevgiyle baktı.“ Meral’in yanıtı da unutulmazlar arasındadır; “Benim bakışlarımda da sevgi var. Ben de senin kendini görüyorum. Resmimin yerine ben seveceğim seni. Artık ben varım.”

Boyacı Halil, bir sandalın içinde ve kürek çekiyor? Nereye gidiyor, bilmiyoruz. Belgrat Ormanları’nda ve gölün içinde… Sandalda üç kişidirler. Boyacı Halil’i biliyoruz, kürektedir. Sandalda iki nesne ya da iki kişi daha var, cansız iki nesne; Boyacı Halil’in vitrinden camı kırarak çaldığı, gelinlik giydirilmiş cansız bir plastik manken ve Meral’in duvardan sökerek kendisine verdiği çerçeveli fotoğraf.

Müşfik Kenter’i ‘Bir Garip Orhan Veli’ adlı oyunun turnesinde izledim. ‘Bir Garip Orhan Veli’ Türkiye’de en uzun süreli oynanan oyunlardan biri olacaktır. Oyun ara verdiğinde, kırık aynalı soyunma odasında sigara içiyordu. Kırık aynanın karşısında. Kendini izliyor; nasıl sigara içiyor, dumanı nasıl üflüyor. Gözlem yapıyordu.

Ailenin kaderindeki oyunculuk

Ahmet Naci Kenter’in tiyatrocu oğlu. Ailenin kaderinde var oyunculuk. Kız kardeş -abla Yıldız Kenter- de öyle. Baba diplomat. İngiliz asıllı Olga Cynthia ile tanışıklığı diplomasinin yararlarındadır. Yoksa Kenter’lerden yoksun kalacaktık. Olga sonra Nadide adını alacak. Baba Ahmet Naci Kenter, İsmet Paşa’nın Özel Kalem Müdürü.

Müşfik Kenter beş çocuklu bir ailenin en küçük erkek çocuğu. 1932 İstanbul doğumlu. İlk gençlik döneminde oyuncu olmaya karar verdi. Ablasının izinden gitti. Abla ikinci evliliğini yine kendisi gibi bir başka tiyatrocuyla -Şükran Güngör- yapacaktır. Oyunculuk tutkusu o denli baskındır ki, liseyi yarıda bırakır, konservatuara gider. Destekçi ağabeyidir. 1947’de Ankara Devlet Tiyatrosu Çocuk Bölümü’nü seçişindeki gerekçe budur. Ardından Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü… 1955’te yüksek derece ile bitirecek ve Devlet Tiyatrosu’na girecektir. İlk oyunu Oğuz Ata. Yalnızca liseyi yarıda bırakmakla kalmaz, oyunculuk ağır basar, bu nedenle Ankaragücü ve Gençlerbirliği’yle olan lisanslı basketbolculuğunu bırakır ve yaşamını artık tiyatroya adar. Vazgeçişler ve yeni seçişlerle dolu bir yaşam. Böylesi daha iyi.

Türk tiyatrosunu yurtdışına taşıdı

1959’a kadar Devlet Tiyatrosu serüveni sürüyor. Sonra kardeşi Yıldız Kenter ile birlikte İstanbul’da Muhsin Ertuğrul’lu yıllar… İstanbul’da Karaca Tiyatrosu’nda kendilerini tanıtırlar, 1960’lı yıllarda da Site Tiyatrosu’nu kurarlar. Bir sene sonra adı Kent Oyuncuları olarak değiştirilir. Daha sonra Yıldız Kenter’le evlenecek olan Şükran Güngör katılır topluluğa aralarına.

Tiyatro bir yaşam biçimi olunca, yaşamı geliştirmek yaşamın ta kendisidir. Amerika ve İngiltere’de tiyatro araştırmaları/incelemeleri bunun için yapılacaktır. Yalnız Türkiye’de değil, İngiltere’de, Amerika’da, Fransa’da, Almanya’da, Kıbrıs’ta oyunlar bunun için oynanacaktır. Yurtdışından bir şeyler alınmıştır ama Türk Tiyatrosu da yurtdışına tanıtılmıştır.

Tiyatroya adanmış bir ömür

Müşfik Kenter Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı’ndan emekli olacaktır. Ancak oyuncunun emekliliği ölümledir. Bakırköy Belediyesi Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni olacak ve Haliç Üniversitesi Konservatuarı Tiyatro Bölümü Başkanlığı’nı üstlenecektir. Orada o kadar sevilir, tutulur ki Ateş Ünal Erzen çok değer verdiği için tiyatroya Müşfik Kenter’in adını verir. Esin Kenter, Mehlika Kenter ve Gülsüm Kamu ile evlilikleri yürümez. Belki de tiyatrocunun evliliği de tiyatrodur. Kendisi gibi tiyatro sanatçısı olan Kadriye Kenter ile evliliklerinde bunu aşacaktır. Kadriye Kenter’le olan evlilikten doğan kızları Balam Kenter de, Kenter Tiyatrosu’nun yöneticiliğini yapmaktadır.

Boyacı Halil, Müşfik Kenter’dir. ‘Sevmek Zamanı’ Metin Erksan’ın kült filmi.

Şimdi hem Müşfik Kenter, hem de Metin Erksan yok. ‘Sevmek Zamanı’ hâlâ duruyor.

Aydınlık