“Dertsiz Oyun” ve “Lulabay” ile Kumbaracı50 İzlenimleri

[Seçkin Selvi Milliyet Sanat dergisi adına bu hafta, Kumbaracı50’yi ve burada sahnelenen oyunlardan Dertsiz Oyun ve Lulabay’ı inceledi. Haberi paylaşıyoruz…]

Altıdan Sonra Tiyatro, Yiğit Sertdemir’in tasarladığı, birincisini ve üçüncüsünü yönettiği “Kumbaracı50 Üçlemesi” adlı projesini, “Dertsiz Oyun”la tamamladı. Mekânın kendi gerçekliğinden, mekânın konumunun ve zamanın gerçekliğinden yola çıkılarak oluşturulan üçleme, gerçekçi ve söz ağırlıklı bir oyunla başlayıp sözün azaldığı ve sonunda yok olduğu grotesk çizgide son buluyor. Üçlemenin oyunları her ne kadar birbirleriyle bağlantılı iseler de, tek tek izlenebilecek bağımsız bir yapıları var.

Üçlemenin birinci oyunu “Gerçek Hayattan Alınmıştır”, Kumbaracı50’nin inşaatı sırasında yer alıyor ve bir tiyatronun kuruluşu ile o tiyatroya yaşamları ve geçmişleriyle bağlı bir anne-oğul arasında geçiyor. Gülhan Kadim’in yönettiği ikinci oyun “Barzo ile Konserve” inşaatı bitmiş, oyunların oynanma süreci başlamış olan Kumbaracı50’de bir oyun sonrasında geçiyor ve bir oyun-içinde-oyun izliyoruz.. “Seyretme üzerine seyirlik” tanımlamasıyla sunulan “Dertsiz Oyun” adındaki üçüncü oyun ise, aynı mekânda oyun seyredenleri getiriyor karşımıza. Ya da bizi getiriyor onların karşısına.

Grotesk yaklaşıma uygun olarak, Candan Seda Balaban’ın her biri tek tek çok şey anlatan ve simgeleyen başarılı köstüm ve makyaj tasarımıyla hayata geçirilmiş seyirciler salona girip, yer gösterici tarafından yerlerine oturtulduktan, oyun broşürünü inceledikten, kişiliklerine uygun pozlarda oturduktan sonra, izledikleri oyun başlıyor…

Broşüründe temel yaklaşımı, “‘Dertsiz Oyun’; seyircinin, seyirci beklentilerinin ve seyrediş halinin nereye evrildiğini, seyredilen “şey”in nereye doğru gittiğini/götürüldüğünü araştıran bir sözsüz oyun. Tiyatronun yüksek ve ideal amacı olan insanı dönüştürmek hedefi nasıl gerçekleşebilir? Bir oyun seyrederken gerçekten bütün seyirciler dönüşürse o oyun ne olur?” sözleriyle belirlenen oyun, ortak bir katharsisle mi sona eriyor, yoksa yeni karmaşalara ve yeni katmanlara evrilecek bir sürecin başlangıcı mı oluyor? Buna izleyiciler karar vermek durumunda…

Aslıhan Erguvan‘ın yazıp yönettiği ve bir “taşınma hikâyesi” olarak sunulan “Lulabay”, Kasım, Aralık aylarında dönüşümlü olarak Kumbaracı50 ve Caddebostan Kültür Merkezi’nde oynuyor. Nail Kırmızıgül, Fatih Sevdi, Zuhal Gencer Erkaya ve Aslıhan Erguvan’ın rol aldıkları, ışık tasarımını Alaz Köymen’in, dekor ve kostüm tasarımını Bingül Evgar’ın yaptığı oyun, ruhla bedenin yer değiştirmesini irdeliyor.

“Kafenin hemen üst katında oturan, yaşlı ama ruhu genç adam…

Kafeye birkaç sokak ötede, ışıkları loş bir ev…

Kafenin hemen aşağısında modern bir apartman dairesi, en üstün bir altı…

Kimileri için kafeye çok yakın, kimileri içinse kafeye çok uzak bir otel odası…

Tam da o sırada, başka bir yerde, karar veren yalnız bir kadın…

Birbirine teğet geçen ama bir türlü değmeyen hayatlar…”

Çerçevesinde gelişen oyun, evi olanlarla olmayanların, dış dünyaya direnen iç dünyanın, kendini gizlemek isteyip de becerememenin, iki arada bir derede kalmış aşkın ve bu gelgitte kaybolan sokak çocuğu ile ev kedisinin hikâyesini aktarıyor.

Milliyet Sanat