Hepimiz Deli Doğuyoruz, Bazıları Böyle Kalıyor

[Habertürk gazetesinden Betül Memiş’in Şahika Tekand’ın yönettiği Oyun hakkındaki yazısını okuyucularımızla paylaşıyoruz.]  İstanbul Şehir Tiyatroları, bu sezon farklı bir oyunla seyircisinin karşısında; Beckett’in yazdığı, Şahika Tekand’ın yönettiği ‘Oyun’ adını taşıyan eser, festivalde absürd tiyatro bölümünde sahnelenmişti…,

“Eğer bir gün susarsam, bu artık söylenecek hiçbir şey kalmadığı içindir; her şey söylenmiş, hiçbir şey söylenmemiş olsa bile” diyen, 1906-1989 yılları arasında yaşamış olan, İrlandalı yazar, oyun yazarı, eleştirmen ve şair Samuel Beckett’in 1963’te kaleme aldığı “Oyun” adlı eseriyle bugünkü selamımı veriyorum. (Hatırlayamayanlara not: ‘Oyun’ ilk olarak; İstanbul Tiyatro Festivali’nde, absürd tiyatro bölümünde görücüye çıkmıştı.)

20. yüzyıl deneysel edebiyatının önde gelen yazarlarından biri olan Beckett ile 21. yüzyıl sinema, tiyatro, oyun yazarı, eğitmen ve yönetmenlerinden biri olan Şahika Tekand’ın, algıda derin izler bırakan kafaları-ideaları bir araya gelirse ne olur?! Daha öncesinde Tekand’ın, Beckett eserlerinin yorumunu tiyatroda seyredenler, bu sorunun cevabını, en temizinden koyu bir tebessüm ile verecektir, orası ayrı! Lakin, Tekand ve Beckett’i bırakın tiyatroda ayrı ayrı algılamayı, üstüne ikisi bir arada minvalinde, hiç aynı sahnede dikize yatmamışsanız, işiniz zor diyim! (Ama panik yapmayınız, reca edicem; her zor olanın açtığı miss yeşillikler vardır, öncesinde koklayalım. 23 yaşından bugüne kadar 4 binden fazla öğrenciyle bilgi ve tecrübesini paylaşmış, bazı şehir efsanelerine sebep olmuş – öyle ki derslerinde öğrencilerini tavanda yürüttüğü konuşuluyor- bir muhalif Şahika Tekand.)

İÇİNDE BİRAZ DA ŞAHİKA VAR

Benim gibi en şahanesinden bir Şahika Tekand hastasısanız, ‘Oyun’ seyir aleminde bünyeyi en âlâsından biraz hırpalayıcı kotada, benden söylemesi! Tekand’ın ‘Gergedanlaşma’, ‘10 Adımda Unutmak’, ‘Evrideke’nin Çığlığı’ ve ‘Oidipus Sürgünde’ gibi oyunlarını hatmetmiş bir izlek olarak; Beckett’ın 6 sayfadan oluşan metni Oyun’dan, 1 saatlik-104 sayfalık bir metin yaratan Tekand’a, buradan bir kez daha saygılar şelale…

Tekand eserde, Beckett’e son derece sadık kaldığını ama içinde biraz da Şahika olduğunu söylüyor. Oyun bittiğinde, yüzünüzde ve beyninizde oluşan patlangaçlardan önce, kesinlikle nefessiz kalmışsınız hissiyatına bürüneceksiniz. Bu da Şahika Tekand’ın hayatın dinamiğinden bize selamı oluyor sanırım.

UYUMSUZ TİYATRO’NUN EN ÇARPICI ÖRNEĞİ

Bir aşk üçgenini kadraja alan ‘Oyun’, aslında çok basit bir hikâye üzerine kurulu gibi. Tekand’ın deyimiyle: ‘Çok basit bir aşk üçgeni konuşuluyormuş gibiyken, aslında neredeyse Tanrı ile kul, doğa ile insan, sistem ile insan, iktidar eden ile iktidar edilen ikiliğini, bu ilişkiyi anlatmayı başarıyor. Yani küçücük bir insan hikâyesinden söz ederken insanlığa dair olanı konuşma potansiyeli barındırıyor. ”

“Hepimiz deli doğuyoruz. Bazıları böyle kalıyor” diyen Beckett’in sahne ve radyo için yazdığı eserlerinden olan ‘Oyun’; II. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da ortaya çıkan ve gerek biçim, gerek içerik açısından yerleşmiş tiyatro kurallarına karşı çıkan ‘Uyumsuz Tiyatro’nun en çarpıcı örneklerinden bir tanesi. (‘Deli’ demişken, buradan “bu arada benim adım da Cemal”e ve tüm kendini bilen Cemaller’e selamlar…)

OYUN İÇİNDE OYUN

20 yıllık çalışması sonucunda geliştirdiği “Performatif Sahneleme ve Oyunculuk Yöntemi”ni, İBB Şehir Tiyatroları’nda ilk kez bu oyunla uygulayan Tekand, böylelikle biz tiyatro izleklerine, bugüne kadar sunulmuş eserlerden farklı bir performans seyri yaşatmış oluyor. Orijinalinde Beckett’in, kül küpleri içinde sadece başları görünen ve iki kadın, bir erkek olan oyun kişilerinin, sıkışıp kaldıkları soyut bir mekân ve durumda yine soyut bir ışığın üstlerinde yanıp sönmesiyle, birbiri ardına önce kelimeleri sonra cümleleri konuşarak, konusu geçmişte yaşanmış bir aşk üçgeni olan sıradan hikayelerini anlatmaya zorlandığı, tekrarlarla gelişen bir eser ‘Oyun’.

Tekand’ın yorumunda ise; yine şimdiki zamanda, sıkışıp kalmış hissi uyandıran, küçük kutuların içinde, alt alta, üst üste, trajikomik, ışığı manüel olarak yöneten oyuncularla birlikte, 17 kişilik bir kadronun rol aldığı, hikayenin müziklerle ve ışığın hikaye ile grift şeklinde ilerlediği, tekrarın içinde tekrarın gani tutulduğu ve böylelikle kelime oyunlarının, biz izleklerin frekans noktasına daha da koyudan sarktığı, kısaca oyun içinde oyun olarak ortaya çıkıyor. Ki oyunda kullanılan ışık-ses uyumu şahane… Hikayenin öznesini, istediği yere taşıması bakımından, bu ışık kullanımını çok etkileyici buldum.

Habertürk