Serhan Bali’den “Opera” Eleştrisi

Yazar Serhan Bali 14 Kasım 2012 tarihinde Radikal Gazetesi’nde yayınlanan “Midas’ın Kulaklari opera değil” başlıklı yazısında DOB’da sahnelenen ‘Midas’ın Kulakları’ performansının ‘satirik opera’ olarak nitelendirilmesini eleştiriyor. Yazısında bahsedilen sahne eseri ile ilgili detaylı bilgi veren Bali görüşlerini şu şekilde dile getiriyor:

“DOB’da sahnelenen ‘Midas’ın Kulakları’, satirik opera olarak nitelendiriliyor. ‘Satirik’ tamam ama ‘opera’ kısmına itirazım var.

İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB), Ferit Tüzün’ün, Güngör Dilmen’in librettosu üzerine bestelediği ‘Midas’ın Kulakları’ adı sahne eserini Yücel Erten’in rejisiyle sahneliyor. TRT’nin siparişi üzerine 1967 yılında ‘radyofonik opera’ olarak bestelenen eseri dünyada ilk kez 20 Aralık 1969 tarihinde İstanbul’da Aydın Gün sahneye koymuştu.

(…)

Ferit Tüzün, ‘Midas’ın Kulakları’nı DOB Genel Müdürü olarak görev yaptığı sırada yeniden gözden geçirmiş ve eser bu yeni haliyle, bestecinin ani vefatından altı gün önce, 15 Ekim 1977 tarihinde Ankara’da sahnelenmişti. Şefik Kahramankaptan’ın, Tüzün’ün yaşamını tanıklıklara başvurarak anlattığı kitabında (Ferit Tüzün-Çeşmebaşı’ndan Esintilerle, SCAV Yayınları) bestecinin ani vefatında, ‘Midas’ın o yılki sezon açılışına yetiştirilmesi sırasında içine girdiği yorucu temponun da etkili olabileceğini vurguluyor.

‘Midas’ın Kulakları’, İDOB sahnelemesinde de ‘satirik opera’ olarak nitelendiriliyor. ‘Satirik’ kısmına tamam ama ‘opera’ kısmına itirazım var. Bana kalırsa, Tüzün’ün eseri bir ‘müzikli tiyatro’. Almanların ‘Singspiel’ diye tabir edilen şarkılı oyunlarına da benzemiyor çünkü o eserlerde müzik daha ön plandadır, tiyatronun altında kalmaz. Ama bir bestecinin elinden çıkan ‘Midas’ın Kulakları’nda müzik, tiyatronun altında ezilmiş. ‘Satirik opera nedir?’ diye sorarsanız, Şostakoviç’in ‘Burun’ adlı eserini dinlemenizi öneririm.

İşin ilginci, Tüzün ve Dilmen ‘klasik opera sanatı’nı sevmedikleri için bu türde bir eser ortaya koymak yoluna gitmiş.

İkisinin de operada hazzetmedikleri ve tiyatronun doğal akışını zedelediklerini düşündükleri iki unsurun ‘resitatif’ ve ‘vokal akrobasi’ olduğunu anlıyoruz. Ama opera sanatı olduğu yerde saymadı ki! Wagner’de zirvesini bulan ‘kesintisiz müzik’ anlayışıyla ikisi de tarihe karıştı. O yüzden, rahmetli Dilmen’in, yeni bir tür yaratma uğruna, opera sanatını yerden yere vururken bu sanatın tarih içindeki gelişimini eksik değerlendirdiğini söylemeliyiz. ‘Tiyatroya daha yakın duran opera’ arayışı bağlamında ‘Midas’ın Kulakları’, kendi içinde tutarlı bir çaba olmakla birlikte ortaya çıkan esere ‘opera’ diyebilmek mümkün değil.

Midas’ın şancı-oyuncu kadrosu, başta Sedat Öztoprak, Zafer Erdaş, Timur Doğanay, Sevan Şencan ve Tülay Uyar olmak üzere 6 Kasım Salı akşamı Süreyya Operası’ndaki temsilde doyurucu performanslar sergilediler. Bugüne kadar Altan Erbulak, Levent Kırca gibi tiyatrocuların üstlendiği, eserdeki konuşma rolü olan Berberbaşı’nı bu kez tenor Süha Yıldız tatmin edici biçimde canlandırdı.

Zeki Sarayoğlu’nun sade dekorları, Çimen Somuncuoğlu’nun özellikle Pan’ın rengârenk kılığında somutlaşan güzel kostümleri dikkat çekiciydi. Usta tiyatro rejisörü Yücel Erten, Midas’ı olabildiğince devingen bir sahneleme anlayışıyla izleyiciye sunarak kanımca librettodaki statikliği biraz olsun azalttı.”

Radikal