“Tiyatro Yapan Bir Kurum Dışarıdan Oyun Satın Alamaz”

[Metin Boran’ın yönetmelik değişikliğinin ardından tepki olarak görevinden istifa eden İstanbul Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu’nun yerine gelen Hilmi Zafer Şahin ile yaptığı röportajını okuyucularımızla paylaşıyoruz.]

Öncelikle görevinizde başarılar dilerim.  Şehir Tiyatroları’nda dışarıdaki algısıyla bir darbe oldu ve yönetim değişti. Neler oldu Şehir Tiyatrosu’nda, bunu bir de sizden dinleyebilir miyiz?

Şehir Tiyatroları’nda bugün yaşadığımız sorunları anlayabilmek için biraz geriye gidelim; 2006 yılında Mahalli İdareler Yasası’nda yapılan değişiklikle birlikte Şehir Tiyatroları’nın idari yapısı da bu değişiklikten etkilendi.  Benden önce bu görevi paylaşan arkadaşlarım da, tiyatronun diğer yetkilileri de bunun farkındaydılar. Ama bunun nasıl olacağı, ne biçimde, daha sert mi, daha yumuşak geçişli mi olacağı tartışma halindeydi. Özellikle de son 1-2 yıldır bu yönetmelik değişikliğiyle ilgili konuşmalar, tartışmalar yoğunlaştı ve kurumda da genel anlamda bu konuyla ilgili bir düşünce oluştu. Hatta pek çok arkadaşımızın yönetmelik üzerine çalıştığını da biliyorum.

13 Nisan 2012 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi meclisinin aldığı karar doğrultusunda ortaya çıkan yönetmelik, deyim yerindeyse Şehir Tiyatrosu’nun hem Türkiye gündemine girmesine, ardından da tiyatronun Türkiye gündemine girmesine neden oldu. Bu yönetmelik değişikliği az önce de söylediğim gibi aslında Şehir Tiyatroları’nın uzunca bir zamandır üzerinde konuşulan müdürlük yapısının, bütçeyi kullanma biçiminin değişiklikleriyle de bağlantılı yürüyen bir durumdu.  Çünkü mahalli idareler yasasının 2006’daki değişikliği, bunları bizim önümüze zaten koymaya başlamıştı. Bu yasa değişikliğine bağlı olarak bizim katma bütçemiz ortadan kalktı, doğrudan belediyeden bütçe alan bir yapıya dönüştürüldük. Örneğin herkesin birbirine karşı kullandığı “Şube Müdürlüğü” kavramı da  5-6 ay önce gelen bir şey değil, 2006’daki süreçte gündeme gelen resmi bir tanımlama.

Daha önce görev yapmış olan Genel Sanat Yönetmenleri de bu yapının içinde, bu yaklaşımın içinde çalışmalarını sürdürdü. Ancak herkes kendince kurumu nitelikli bir yere kavuşturmak için de katkıda bulundu. Şimdi bunların ışığında bakarsak 13 Nisan’daki yönetmelik içerik olarak daha çok İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin pek çok üst düzey çalışanının kurumda görevlendirilmesi gibi tanımlamaları gündeme getirse de, bu beklenen bir sürecin karşılığıydı. Belki de buradaki en önemli madde, arkadaşlarımın da deyim yerindeyse haklı olarak söyledikleri en önemli şey Genel Sanat Yönetmenliği’nin yetkisi, görevleri ve konumlanışıyla ilgiliydi. Geçmişteki yönetim kurulu başkanlığı bugün Genel Sekreter Yardımcılığına devroldu, bu yeni yönetmelikle gelen yapısal anlamda da bir değişiklik.

Bu değişikliğin kurumun işleyişine ve tiyatro üretimine nasıl bir etkisi olacak?

Tiyatroların kendini gösteren en önemli yanı; repertuarlarını oluşturmaları ve bu oyunlar üzerinden seyirciyle buluşmaları. Dışarıdaki pek çok insan bizim içeride ne yaşadığımızı, nasıl bir süreç izlediğimizi bilmek zorunda değil, ya da bilmeyebilir. Ama onlara yansıyan yan, bizim Şehir Tiyatroları repertuarının onlar için değerli, anlamlı ya da genel özellikleriyle ona yakın ya da uzak durmasıdır. Biz de bu yılki repertuarımızı hazırlarken geçmişteki Genel Sanat Yönetmenlerinin çalışma yöntemlerini kullandık.

Bu yönetmeliğin, sanatçıları idari yapıdan ve tiyatro üretimi sürecinde karar alma mekanizmasından dışladığı ve yetkinin belediye bürokratlarına devredildiğiyle ilgili olarak neler söyleyeceksiniz?

Bunu anlamak için Şehir Tiyatrosu’nun yönetmelik sürecine bakmalıyız. Ben Şehir Tiyatrosu’na 24 yıl önce geldiğimde, Genel Sanat Yönetmeni, Belediye Başkanıyla görüşür, kendi sanat kadrosunun atamalarını yapar ve yönetim kurulunu oluştururdu. 1991 yılında yapılan yönetmelik değişikliğiyle, bu sefer değişik kurumlardan kişilerin Şehir Tiyatrosu’nda Repertuar Kurulu üyesi olarak yer alması hatta Yönetim kurullarında da yer alması gündeme geldi.  Bu süreçte hem Repertuar Kurulu’na 1 üyeyle, yönetim kuruluna da 2 üyeyle sanatçıların katılımı sağlandı.  Daha öncesinde yalnızca Genel Sanat Yönetmeni’nin seçtiği kişiler vardı. Bu süreç içinde de pek çok arkadaşımız yönetim kuruluna bu anlamda seçildiler. O seçim sürecinde de yine belediye meclisinden, ilgili birimlerden kişilerin de olduğu yönetimler oluşturuldu. Bu biçimleniş Repertuar Kurulu için de yürütüldü. Şimdi bu yönetmelikte seçim yerine bazı maddelerde sanatçılar arasından “ kurum içinden atanma” tanımlamaları var. Geçmiştekinin belki  seçilmişliğinin karşılığı anlamında, kurum içinden arkadaşlar önerim doğrultusunda Yönetim Kuruluna girdiler. Ama başta da Genel Sekreter Yardımcısı’nın ve Daire Başkanı’nın Yönetim Kuruluna katılımı konusu pek çok kişi tarafından tartışılır yerde tutuluyor. Bu da umarım yakın zamanda da belediyenin bu süreçle ilgili değerlendirmesiyle de ortadan kalkar.

Yapılan değişiklikle oluşturulan Yönetim Kurulu’nun size bir usul dayatmasının ya da repertuara alınacak oyunlara ilişkin bir telkinin de önü açılmış olmuyor mu?

Bugüne kadar ben herhangi bir telkin ya da dayatma ile karşılaşmadım. Öyle bir şey olmadı. Bütün bu repertuar düzenini hazırlayanlar, Genel Sanat Yönetmenliği ve ona bağlı çalışma grupları. Yani Dramaturg arkadaşlarım, Genel Sanat Yönetmeni Yardımcılığı, Sahne Direktörlüğü; insan ve sahne, olanaklarımızla oyun ve tiyatrosever ilgisiyle birleşen bir repertuar hazırladık.

Peki, idari yapıda ve repertuar seçiminde bir değişiklik olmadıysa bu yapısal değişikli neden yapıldı öyleyse?

Bence bu soruyu, daha önce de pek çok gazeteci arkadaşıma yinelediğim gibi; böyle bir yönetmeliğe neden gereksinim duyulduğunu Büyükşehir Belediyesi’ndeki ilgili kurullara, yöneticilere sormak lazım. Niyetler üzerinden yorum yapmak yanlışlığa götürür.

Ben bu göreve asla bir arkadaşımın görevden alınması ya da o arkadaşımın bir şekilde dışarıda bırakılmasının karşılığı değil, Ayşenil Şamlıoğlu’nun Genel Sanat Yönetmenliği görevinden istifa etmesi ve emekliliğini istemesi üzerine geldim. Ben bu görevi seçerken hem yönetim boşluğunun olmaması hem de süreçte tartışılan “dışarıdan biri” olgusunun aşılması anlamında görev teklif edildiğinde kabul ettim. Sonuçta bu kurumda 24-25 yıldır Dramaturg, Yönetim Kurulu Üyeliği, Genel Sanat Yönetmeni Yardımcılığı gibi pek çok görevi yürüttüm ve buna bağlı olarak böyle bir görevi yaparken kiminle nasıl çalışacağımı da bildiğim için rahatlıkla bu görevi kabul ettim.

Şehir Tiyatroları ile tartışmalarda kamuoyunu meşgul eden bir başka sorun da kurumun dışardan oyun satın alması oldu. Bu yönetmelikle bir anlamda fason üretime de geçmiş oldu  bir asırlık Şehir Tiyatrosu. Burada amaç nedir? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Şimdi bir kere böyle bir şey kimsenin aklına gelmediği gibi, ben zaten böyle bir yerde durmam. Tiyatro yapan, oyun üreten bir kurum dışarıdan oyun satın almaz. Zaten yönetmeliğin yorumlanışı bu tartışmayı da gündeme getirdi. Ben o maddeyle ilgili yorumumu, oyunlarla ilgili belediye ve kendi maddi olanaklarımız içinde, sahne için gerekli olanların “satın alınması” üzerinden yapıyorum. Bu yalnızca bir oyuna ilişkin malzeme satın alınması değil, örneğin biz bir yönetmen getiriyoruz, koreograf getiriyoruz, dekoratör getiriyoruz, oyuncu getiriyoruz… Bu da bir çeşit içinde paranın da olduğu bir anlaşma sonucunda gerçekleşiyor. Ben oradaki satın alma olayına ya da ihale tanımlamasına buradan bakıyorum.

Basında da yer alan haberlere göre çok pahalı maliyetlerle üç adet oyun yaptırıldı dışardan ve sonra birtakım şaibeli durumların ortaya çıktığı öğrenildi.

Şehir Tiyatrosu’nun hiçbir şekilde katılmadığı bu oyunlar kentin pek çok yerinde sahnelendi, şu anda da sahnelenmekte. Onu belki de gene bizi ilgilendirmediği için belediyedeki oyun satın alma süreçlerini hazırlayan birimlere sormak lazım.

Şehir Tiyatrosu’nda bu idari yapı değiştirilirken aynı zaman da kamuoyunun gündemine  muhafazakâr sanat tartışmaları  yürütüldü. Sizin kurumunuz ne kadar etkilendi bu tartışmalardan?

Ben “muhafazakâr sanat” kavramını üniversitelerde, ya da değişik eğitim kurumlarında sanat kurumları üzerine ders vermiş birisi olarak; hiç duymadım. Bu bence sürece uygun, uydurulmuş bir kavram. Muhafazakârın sanatı olabilir, sanattan beklentileri olabilir, ama hiçbir zaman muhafazakâr sanat diye bir kavram olmaz. Bu açıdan tartışıldığında görülecektir ki zaten sanat tarihinde ya da sanat düşüncesinin evriminde böyle bir şey yoktur. Benim en çok üzüldüğüm, birilerinin gündeme soktuğu bu kavramı, sanat ya da bilim insanlarının karşıt ya da yandaşmış gibi anlamlandırmaya çalışması. “Böyle bir şey yoktur, tartışması olmamalıdır” denip, kestirip atılmalıydı.

Bunlar üzerinden yapılacak tartışma, kavram karmaşası, bilgi kirliliği ve düşünce kirliliği yaratır. Ben bunun, kavramsal olarak sanatta hiç yeri olmadığını düşünüyorum.

Sağ ve muhafazakar cepheden Şehir Tiyatroları’na yönelik eleştirilerinden bir tanesi de geçtiğimiz yıl gösterimde olan “Günlük Müstehcen Sırlar”  adlı oyunun tartışma konusu yapılmasıydı.  Oyun gösterimde olacak mı bu yıl?

Bu tartışmanın içine bile girmek yanlıştı. Aslında şu yapılmalıydı; İskender Pala ve buna müdahil olan herkes oyunun herhangi bir gecesine davet edilmeliydi. Oyun adından ötürü başka bir yere konuldu bence. Böylece tartışma gündemden kalkmış olurdu. Umarım “Günlük Müstehcen Sırlar” oyunundan yola çıkarak yeni tartışmalar olmaz.

Ayrıca bir oyunla ilgili olarak izlenmeden yapılan eleştiri önyargılı bir tutumdur ve etik değildir. Çünkü o oyunun yazarına, emek veren rejisöre, sanat yönetmenine, oyuncusuna haksızlık edilir diye düşünüyorum. Bu arada geçen sezondan kalan diğer oyunlar gibi “Günlük Müstehcen Sırlar”ı da repertuardan kaldırmadık.

Şehir Tiyatrosu’nda bu yıl hangi oyunları izleyeceğiz?

Şehir Tiyatrosu olarak  sezon açılışı için 3 tane büyük oyunu, 1 tane çocuk oyunuyla planladığımız gibi bu ay perdelerimizi açtık ve seyircimizle buluştuk. Anton Çehov’un Vişne Bahçesi Engin Alkan’ın rejisiyle, Duşan Kovaçeviç’in Dar Ayakkabıyla Yaşamak Nurullah Tuncer’in rejisiyle, Samuel Beckett’ın Oyun adlı oyunu Şahika Tekand’ın rejisiyle, Can Doğan’ın yazdığı Ali Baba Ve Kırk Haramiler yine Can Doğan’ın rejisiyle sahneleniyor. Bir de provaları devam eden oyunlarımız var bunlardan bir tanesi Vasıf Öngören’in artık klasik olmuş oyunu Zengin Mutfağı’nı Aslı Öngören yönetiyor. Bir de Murat İldan’ın yazdığı ve şu anda Hülya Karakaş’ın yönettiği Büyünün Gözleri adlı  oyunu da ekleyelim.

Ayrıca önceki sezondan gösterimi devam eden oyunlar bu yılda sahnelenmeye devam edecek. Ama önümüzdeki süreçte örneğin Kral Lear yapmayı düşünüyoruz. Şubat ayıyla birlikte, Edebiyat-Tiyatro ilişkisi üzerinden bir repertuarı 2013-2014 sezonuna taşımak istiyoruz. Hem Türk yazarların uyarlamaları hem de dünya klasiklerinin uyarlamaları o süreçte ağırlıklı olarak gündeme gelecek. Bir de önemli edebiyatçılarımızın yapıtları seyirciyle buluşacak.

Bir de Şehir Tiyatroları’nın 100. Yılı için etkinliklerimiz var dediniz, o hazırlıklardan  da söz eder misiniz?

100. Yıl çalışmalarında yayın organımız olan “Türk Tiyatrosu Dergisi”ni 100. Yıl’a uyarlayacağız. Örneğin bir sayısı araştırmacılara katkı verecek, şimdiye kadar oynanmış oyunlarımızı kim yazdı, kim yönetti, kim çevirdi gibi bilgiler içeren özellikte olacak. Bunlar yıl yıl tanımlanacak. Öbür yanıyla, sergiler düzenlemeyi düşünüyoruz. Şehir Tiyatrosu’nun öne çıkan adları, oyunları, Şehir Tiyatrosu’nun öbür dünyası, turneler, gündelik yaşamımıza ilişkin elimizdeki fotoğraflar, geçmişten sanatçılarımızın bize verdikleri… Bunlarla ilgili de hem komiteler kurmaya çalışıyor, hem de belediyenin diğer birimleri, Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığıyla, ulusal çaptaki kitaba dönüştürmeyi konuşuyoruz.