Özgü Namal ve Selen Uçer ile “Kuçu Kuçu” Üzerine

[Selen Uçer ve Özgü Namal kadınlık, erkeklik, arkadaşlık ilişkilerini tartışan ‘Kuçu Kuçu’ adlı oyunla sahnede. Arkadaşlıklarını ‘Hanımın Çiftliği’nin setinde koyultan ikiliyle, Radikal Gazetesinden Sinem Dönmez prömiyer öncesi buluştu ve aşağıda bir kısmını aktardığımız söyleşiyi yaptı…]

Kuçu Kuçu’ neden bahsediyor?

Selen Uçer: Çok yaşadığımız ama fazla üzerine konuşmadığımız bir şeyi anlatıyor. Buraya gelirken düşündüm, hayatı hepimiz birtakım oyunlar üzerinden öğreniyoruz. Ve bu oyunlar güç kavgası üzerinden, kazanmak, kaybetmek, birinci gelmek, ikinci gelmek üzerinden olursa, hayatı da öyle anlıyorsun. Bunu oyunda ataerkil bir toplumda, kadın olarak yaşayan iki insan üzerinden izliyoruz.

Bir iktidar, güç oyunu galiba biraz.

Selen U.: Oyunun en sevdiğim yanı bu. Çok güçlü gözüken de çok güçsüz, çok güçsüz gözüken de bambaşka bir yerde çok güçlü ki ben bütün insanların böyle olduğuna inanıyorum.

Özgü Namal: Oyun insanı, insani zaafları anlatıyor. Kadın, erkek; insanların sahip olduğu zaafları ve yaşanılan sistem, hayat karşısında, bu zaafların, hangi yoldan dışa vurulduğunu, kimin nasıl yaşamayı seçtiğini anlatıyor. Biz bir dizide, filmde, tiyatro metninde insanın derinliklerini hep unutuyoruz hikâyeyi anlatırken. Halbuki insan ne kıymetli, ne acayip bir varlık. Hep onu es geçip konuya, olaya, ana yöneliyoruz. Halbuki insan üzerinden anlatsak, bunun gibi güçlü metinler çıkacak. Beni en çok etkileyen insani zaafları ve tabii ki kadınsal zaafları anlatmak. Ama sistem karşısında ezilen, sıkışan iki insanı görüyoruz ve bu sistem yüzünden kendilerini aştıkları yola şahit oluyoruz.

İyi ve kötü ayrımı gibi; dizilerde hep iki boyutludur ya karakterler… Oyuna dair de onu merak ettim siz böyle söyleyince, kötü-iyi ayrımı o kadar da keskin şeyler değildir aslında, onu mu göreceğiz oyunda?

Özgü N.: Değer yargısı ve duruma göre neyin doğru neyin yanlış olduğunun tartışıldığı gibi, iyilik kötülük. Herkes hem kötü, hem iyi. İnsan bir bütün, eğer karanlık yönünü, zaaflarını bilmezsen iyiliğini, nasıl kıymetini bilip ortaya çıkartacaksın? Oyun da bunu söylüyor; iyi gibi gözüken kötü, kötü gibi gözüken iyi. İyi de o zaman kim iyi, kim kötü? Bunlar hayatta da karışan kavramlar.

Seyirci arada kalacak mı?

Özgü N: Hayır. Sonunda mutlak bir karara varacaksınız. Ama oyun bir maç gibi, sürekli bir rekabet, savaş durumu var. Sonsuz bir yarış, sonsuz bir kendi olmaya çalışıp ama olamama hali.

Selen U: Tıpkı hayattaki gibi.

Özgü N: Ama bu konuşulmaz.

Ama hep bir gizli saklı rekabet vardır.

Özgü N: Ama hiç yokmuş gibidir.

Selen U: Hayatı öyle öğreniyoruz. Dün konuştuk, “Sevmek ikiye ayrılabilir mi önceden ve sonradan” diye bir replik var. Güçlü ve güçsüz ya da güçsüz ve güçlü, hangisinin hangisi olduğu önemli değil. Buna göre bir sevgi diye bir şey var mı aslında? Ama ilişkilere bakın. O kadar bozulan durum var ki güç, statü dengesinden dolayı. Oysa insanları mutlu eden tek şey sevilmek.

Özgü N.: Ama ikiye ayrılıyor sevgi bile. Statüne, konumuna, okuduğun okula, sahip olduklarına göre sevgin farklı; sahip olmadıklarına göre sevgin farklı. Böyle bir şey olabilir mi? Ama oluyor. Bir anne bile çocuğu için, soldaki biraz yaramaz da sağdaki başka der. Niye? O daha iyi zıplıyor ya da matematikten beş alıyor diye mi? Sevgi bölünebilir ve ikiye ayrılabilir bir şey mi? Ne münasebet değil mi?

Selen U.: Hepimizin hayatında vardır ya gerçek dostların hem güçlü, hem güçsüz zamanında yanındadır. Bu karakterler işte bununla yüzleşiyor.

Bu yüzleşmede kadın olmaları mı öne çıkıyor?

Özgü N.: Tabii ki erkekler bir konuyu bu kadar konuşmaz. Bir meseleyi bu kadar derinleştirmez. Ama bu kadınlar tartışıyor, çözüme ulaşmaya çalışıyor, ulaşamıyor, baştan başlıyor. Nerede bunu yapacak erkek? Erkekler dövüşür, savaşır, öldürür.

Selen U.: Erkekler dövüşür, savaşır, öldürür sonra oynarlar da. Kadınlar o kadar gerçek düşüncelerini söylememeye alışmışlar ki çocukluktan. Erkeklerin konuştuğu bir toplumda yaşıyoruz. Kadınlar daha manipülatif. O yüzden konuşmaya açlık durumu var. Hep söylerim, en modern ailede bile erkek çocuğu “Bana tuzu ver” der, kız çocuğu gider tuzu kendisi alır.

İktidarını erkekler üzerinden kuran kadınlardan söz ediyoruz yani?

Selen U.: Bu karakterler ve bir sürü kadın da hayatlarını erkeğe bağımlı kurmuş olduklarını da görüyor.

Özgü N.: Sistem onları zorlamış ama onlar da sorgulamadan bunu seçmiş.

Selen U.: Bir sürü kadın öyle yapmıyor mu? Ama gerçek arkadaşlar sana hayatı hayat yapan kişilerdir. Biz arkadaş olamıyoruz güç kavgasından.

Özgü N.: Arkadaşlığın da sınandığı bir oyun bu. Nereye kadar arkadaş kalırsın? Nereye kadar arkadaşının yaptıklarını çekebilirsin? Bir arkadaşa ne kadar katlanırsın? Ailen olsa üç gün sonra barışırsın. Çünkü bilirsin ki seni koşulsuz seviyor ve hep orada. Ama arkadaş gidebilir, kazık atabilir. Onlar da arkadaş kalmaya çalışıyor.

‘Kuçu Kuçu’ 15 Aralık 21.00’de ve 16 Aralık 16.00’da Trump Towers Tiyatro’da; 18 Aralık 20.30’da Kozzy AVM’de, 19 Aralık 20.30’da Ataköy Yunus Emre Kültür Merkezi’nde; 20 Aralık 20.30’da CKM ‘de izlenebilir.

Söyleşinin tamamı için Radikal