Yazar Nasıl Bağımsız Olsun?

[Cem Erciyes’in Radikal gazetesinde yayınlanan köşe yazısından alıntıyı paylaşıyoruz.]

Sanat dünyası piyasa oldu, bu piyasadan en az pay alanlar ise yazarlar.

Sanat yazarı, tıpkı tiyatro, edebiyat, sinema yazarları gibi çoğu kez kendi alanlarında başka işler de yaparak yaşayan kişiler. Günümüzde yazar/küratör gibi ikili bir kimliğin çıkmasında bunun da etkili olduğunu düşünüyorum bazen. Elbette küratörlük başlı başına entelektüel bir uğraş ve yazı da bunun bir parçası. Bu iş her yerde de böyle. Ama eğer yazarlık yeterince prestijli bir iş olsaydı, o parlak gençler bir yandan da küratörlük kariyeri yapmak için uğraşır mıydı? Ben çok şüpheliyim.

Sanırım esas problemimiz ‘sanat dünyası’nın gerçekten de yerini ‘sanat piyasası’na bırakmaya başlaması. ‘Nitelikli’ ve ‘yenilikçi’ işlerin kendini göstermesi gittikçe zorlaşıyor. Başta sözünü ettiğim o ‘çokluk’ içinde sesi en çok çıkan yani müze, galeri ve müzayede evi gibi güçlü kurumlar her şeyi belirlemeye başlıyor. Piyasası olan her şey gibi burada da ‘talep’ belirleyici olunca, fiyat her şeyin tek göstergesi halini alabiliyor. Garip ama bu noktadan itibaren galericisinden sanatçısına bir yandan bu düzeni inşa eden ama bir yandan da aslında kendi varoluşlarına aykırı bir gidişat içinde olduklarının farkında olan herkes durumun vahametinden söz etmeye koyuluyor. Bu vahim durum adeta ‘Türkiye’de eleştirmen yok’ parolasıyla ifade olunuyor ve o nedenle ‘eleştirmen ya da sanat yazarından ne anlıyoruz?’ sorusunu sormak farz halini alıyor. Cevabını bir sonraki yazıda arayacağız.

Radikal