Faşist Yönetmen Olmak İstemedim

fft64_mf1534364Yale Üniversitesi yönetmenlik bölümünden mezunsunuz. Oyunculuk ve yönetmenlik aslında zıt kutup gibidir. Siz okurken oyunculuk yapmayı düşünmüş müydünüz?

Oyunculukla yönetmenlik çok ayrı değildi. Biz oyunculuk dersleri alırken yönetmenlik dersleri de alıyorduk. Oyunculuk yapmamış insan yönetmenlik yapamaz. Çok iyi bir oyuncu olması şart değil. Ama mutlaka oyunculuktan geçmesi gerek ki oyunculara gereken yardımı yapabilsin.

Rejisini yaptığınız oyunların hemen hemen hepsine oyuncu olarak da katıldınız. İkisini de bir arada yürütüyordunuz. Bunun anlamı olmalı…

Birçoğuna katıldım ama artık oynadığım zaman rejisini başkasının yapmasını tercih ediyorum. Çünkü ben aşağıdan gördüğüm şeyi sahneden göremiyorum. Garip bir şey. İçinde olduğumda “doğru mu yapıyorum, yoksa yanlış mı” diye hissediyorum ama aşağıda gördüğümde tam noktayı koyabiliyorum.

Oyunculuk ve reji sizin için ne anlam ifade ediyor? 

Ben reji için yaratılmışım gibi geliyor bana. Oyunculuğu seviyorum ama birini tercih et deseler mutlaka rejiyi tercih ederim. Çünkü bir şey yaratıyormuşum gibi geliyor. İnsanlarla beraber yaratıyoruz. Bu da hoşuma gidiyor. Biliyorsunuz tiyatroda yalnız iyi oynamanız yetmiyor. Müzik zamanında verilmeli, perde zamanında kapanmalı, ışık yerinde verilmeli…

Tiyatro stillerini dramaları, sunuş biçimlerini belirleyen yol göstericiler var. Reinhart gibi, İonescu, Becket, Brecht gibi. Stanislavski’yi, bir yazar olarak Luigi Prandello’yu atlamayalım. Sizin onlardan herhangi birine bir yakınlığınız var mıydı?

Aldığımız eğitim Stanislavski’den fışkıran bir eğitimdi. Bu yüzden Stanislavski’ye yakınlığım var. Ama yaş ilerledikçe kendi stilinizi ediniyorsunuz.

Farklılıklar hangileri oluyor ?

Farklılık, kendi hayatınızdan, kendi görüşünüzden, tecrübenizden doğan şeylerden kaynaklanıyor. Hiç kimse iyi bir yönetmense veya iyi bir sanatçıysa etkilendiği insanların tam olarak etkisinde kalmıyor.
Beyoğlu’nda kurduğunuz tiyatroda pek çok tiyatrocu ilk oyunculuk deneyimlerini yaşadı. Reji sırasında genellikle oyuncular hangi temayüldeler ise onları bir trafik mizanseni olarak düzenlerdiniz. Oyuncuların içlerinden gelen spontan hareketlerinden yararlanıyordunuz…

Özgürlükçüyüm ama bir çerçeve içerisinde özgürlükçüyüm. Ben aktörlerimi serbest bırakıyorum ama kendi çerçevem içinde serbest bırakıyorum. Sonunda yönetmen Dormen’in imzası olduğu belli oluyor. Ama aktör benim istediğim şekilde kendi hareket ediyor. Ben onu yönlendiriyorum.

Tiyatroda da yönetmenlerde faşist bir eğilim vardır genellikle.

Evet ben faşist bir yönetmen olmak istemedim. Oyuncuların karakterlerin çıkmasını, kendilerini bulmalarını istedim. Mesela bir Metin Serezli ya da bir Altan Erbulak benim kopyam olmadı. Öbür türlü sizin kopyalarınız olur.

Söyleşinin devamını okumak için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz.

Radikal