Sanatçının Yoksul Yaşamı

doganhızlan[Doğan Hızlan’ın Hürriyet’te yayınlanan köşe yazısının bir kısmını paylaşıyoruz.] 100 Sahne Sanatçısı’nı okurken, çok sevdiğiniz, sık seyrettiğiniz, hep dinlediğiniz tiyatro sanatçıların koşullarını, yaşadığı ortamı düşünün, onların da tarihini algılayın.

Bu kitabın kapağını okuduğunuzda, eğlenceli, anılarla dolu bir biyografi kitabı okuyacağınızı sanırsınız.

Kitabın adı İstanbul’un 100 Sahne Sanatçısı. Kitabı Selda Hızal hazırlamış.

Önsöz’de kitabın niteliği üzerine bilgi veriliyor: “Uzun ve tarihi bir geçmişi olan tiyatromuzun önemli isimlerini yazmaya kalksak eminim listenin uzunluğu kitabın kendisi kadar olacaktır. Ülkemizde daha genç sahne sanat dalları olarak opera ve baleye de yer ayırmak gerektiğinden 70’e indirdiğimiz bu liste bu sebeple okuyuculara tatminkâr gelmeyebilir. Elenenlerin bir kısmının da hakkında maalesef yeterli bilgiye ulaşamadığımız isimler olduğunu üzülerek söylemek zorundayım.”

Tiyatro nankördür, Haldun Taner’in yazdığı gibi, oynanır unutulur gider. Bir sanatçının dediği gibi sahneden indiğinizde her şey biter, sadece kulaklarınızda alkışlar yankılanır. Kaydedilmez, kimse bir daha seyredemez.

Öyle oyunlar, öyle roller vardır ki, kuşaktan kuşağa ünü uzun yıllar devam etmiştir.

Mücap Ofluoğlu denince belleğimde Shakespeare’in Hamlet’inde oynadığı Polonius rolü gelir.

Anılarda kalan en popüler oyunu Edmond Rostand’ın Cyrano de Bergerac’ıdır. Sabri Esat Siyavuşgil’in çevirisini de burada analım.

UNUTULMAZ LÜKÜS HAYAT

Operetlerin ünlü oyuncusu Muammer Karaca, Cibali Karakolu’nu üç bin kereden fazla oynadı, oyun on altı yıl sahnede kaldı.

Muammer Karaca, tatlı konuşan bir sanatçıydı. Gene uzun süre oynayan bir operet de Ekrem Reşit-Cemal Reşit Rey kardeşlerin Lüküs Hayat’ıdır. Lüküs Hayat’taki rolleriyle Zihni Göktay-Suna Pekuysal, tiyatroseverlerin unutamadığı bir başarı sundular.

Türk tiyatrosunda bir duruma da değinelim; buradaki biyografilerden çıkardığımız bir sonuç. Birçok ünlü oyuncu kendi adına tiyatro kurmuş, bazıları uzun süre yaşamış ama çoğu kısa bir süre sonra kapanmıştır. Ekonomi açısından yönetmek bir başka kurumsallaşmayı gerektirdiğinden bu durum ortaya çıkmıştır.

Özel tiyatrolar arasında yıllardır perde açan, açmış olan Kenter Tiyatrosu, Dormen Tiyatrosu, Devekuşu Kabare, Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan, AST, Engin Cezzar-Gülriz Sururi, yıllardır aynı çizgiden taviz vermeyerek perdelerini açan Genco Erkal’ın Dostlar Tiyatrosu, Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nu yazıyorum. Hiç kuşkusuz bu tam liste değildir.

FEDAKÂRLIK ÖRNEKLERİ

Türkiye’de sanat, edebiyat dallarında kurulan ödüller de ne yazık ki aile desteği olmadan ya da bir kurumun yardımı olmadan yaşayamıyor. Nice ödül birkaç kez verildikten sonra kapandı gitti.

100 Sahne Sanatçısı’nı değişik açılardan okumanızı önereceğim. Yıllar öncesinin çalışma koşullarının zorluğu, maddi imkânsızlık, yetersizlik, yoksunluk, yoksulluk, onların sahne aşkıyla nasıl fedakârlık yaptığını göstermektedir. Ödenekli tiyatrolarda çalışanlar bir ölçüde sosyal güvencelerini kazanırken, özel tiyatrolarda çalışanların durumu üzüntü verecek düzeydedir.

Hayatlardan bazı sahneleri okurlarıma ileteyim: Şevkiye May, annesi gibi intihar etti. Aliye Rona, huzurevi adı verilen ama orada yaşayanlara zulüm ettikleri televizyon programlarında yer alan bir yerde hayata veda etti. Gazanfer Özcan son nefesine kadar vergi borcunu ödeyebilmek için çırpındı durdu. Afife Jale, kimsesiz bir halde akıl hastanesinde can verdi, şimdi adına tiyatro ödülü düzenleniyor.

100 Sahne Sanatçısı’nın içinde opera ve bale sanatçıları da yer almıştır, belki bu bölüm daha geniş bir halde yeniden ele alınmalıdır.
Bu kitabı okurken, sevdiğiniz, seyrettiğiniz, dinlediğiniz sanatçıların biyografilerini öğrendiğiniz gibi yüzeysel bir kanıya sahip olmayın. Türkiye sahne sanatçısının koşullarını, yaşadığı ortamı düşünün, tiyatro sanatçılarının tarihini algılayın.

Hürriyet