Nazım Hikmet Hapisteyken Başbakan Kimdi?

3[Özlem Özdemir’in  Haluk Bilginer , Ayça Bingöl ve Canan Ergüder ile  Oyun Atölyesi’nin yeni oyunu “Nehir” üzerine yaptığı ve Birgün gazetesinde yayınlanan röportajını paylaşıyoruz.]

Haluk Bilginer: “Nazım Hikmet şiir yazarken kültür bakanlığı var mıydı? Bizim ilk Kültür Bakanımız Talat Halman’dı. Nazım Hikmet hapisteyken Başbakan kimdi? Bunları hatırlamıyoruz ama Nazım Hikmet’i hatırlıyoruz değil mi? Ve biz Nazım Hikmet’i hep hatırlayacağız. Başka bir şey söylemeye gerek var mı?”

Bu röportajı okumak yerine kameraya alabilseydik de izleyebilseydiniz keşke, o kadar eğlenceli ve öyle güzel bir sohbetti ki… Zaten Haluk Bilginer söz konusu olunca sıkıcı bir sohbet olması pek mümkün değil, onunla tartışmak hep zevklidir. Ayça Bingöl’le arkadaşlığımız zaten eski, yapamadığımız buluşmamızı gerçekleştirdik. Canan Ergüder’le ise ilk kez tanıştık. Röportaj değil de sanki dört tanıdık toplanmış hayata dair sorular soruyorduk. Gerçekten, tiyatronun gücü tam da böyle bir şey işte. Oyun Atölyesi’nin yeni oyunu “Nehir”, iki kadın ve bir adam arasındaki ilişkiler üzerine bir oyun. Böyle olunca oyun bahanesiyle aşkı, kadın ve erkek ilişkilerini masaya yatırdık. O nedenle bu tadı çok bozmadan sohbeti aynen aktarmaya çalıştım.

Üçünüz “Nehir”de ilk kez bir aradasınız. Ayça sen Oyun Atölyesi açıldığında özgeçmişini bırakmış ama aranmışsın. Şimdi buradasın, mutlu musun?

Ayça Bingöl: Hem de çok mutluyum. Bir Modalı olduğum için açıldığı günden beri burası bizim mahallenin tiyatrosu, ben de burada oynayacağım diye buraya özgeçmişimi bıraktım. Gördüğünüz 11 yıl sonra yanıt geldi. (Gülüyor)

Haluk Bilginer: Demek aranmadın, bunu sonra ayrıca konuşalım! (Gülüyor) Ayça zaten hep gelir giderdi ama zamanı şimdiymiş demek ki.

Haluk Bey siz genelde yönetmekten ziyade oynamayı tercih edersiniz. Burada hem yönetiyor hem oynuyorsunuz.

Haluk Bilginer: Özellikle oyunda aktörken yönetmek tercih ettiğim bir şey değil. Dışarıdan bir göze hep ihtiyaç var. Fakat bu iki sevgili arkadaşım da çok iyi oyuncular olduğu için kendi aramızda halledebiliriz dedik.

Oynadığınız adamı seviyor musunuz?

Haluk Bilginer: Ben oynadığım herkesi seviyorum. Hitler’i oynasam da severim. Sevmezseniz nasıl oynayacaksınız? Her karakterin haklı olduğuna inanmak zorundasınız. Başka türlü oynayamam siz de bana inanmazsanız. Oynuyorum diyenler yalan söylüyordur, sakın inanmayın.

Siz de kadınlarınızı sevdiniz sanırım. Biraz onları anlatsanız bize?

Haluk Bilginer: Onlar oynadı, asıl siz nasıl gördünüz onu anlatın bize. Benim de yönetmen olarak bu görüşünüze ihtiyacım var.

Canan’ın kadını rahat, eğlenceli, daha bugünde yaşayabilen, bağları olmayan bir kadın gibi. Ayça’nın kadınıysa belirsizlikten hoşlanmayan, sınırları olan bir kadın gibi geldi bana.

Haluk Bilginer: Bravo, demek ki ne kadar muvaffak olmuşlar, size doğru anlatmışlar.

Canan Ergüder: Ben karakterimi çok seviyorum. Keşke bütün kadınlar bu kadar rahat ve cool olsa.

Haluk Bilginer: Ben öyle değil miyim diyorsun? (Kahkahalar)

Canan Ergüder: Hayır, o kadar cool değilim. Ama büyük bir keyif onu oynamak. Benim kadınım anda olmayı, adamla birlikte o anda olmayı istiyor. Ama adam devamlı yalan söylediği için gidiyor. Ona doğruyu söylese gitmezdi.

Adam da kapalı, kendine dair hiçbir bilgi vermiyor. Çapkın, yalancı gibi özelliklerini söylemiyorum bile. Buradaki konu şu: Kadınlar ne kadar modern ve eğitimli olsa da ne yazık ki “Beni seviyor musun?” ya da “Bu eve kaç kadın getirdin?” soruları mutlaka soruluyor.

Haluk Bilginer: Çünkü genellikle kadınların resmi görüşleri farklıdır, yaşadıkları farklıdır. Resmi görüşte maçolardan nefret eder ama hep onları seçer. Bu da ancak oyunlarda, öykülerde dile gelebilir. Ben kendi adıma böyle çok kadın gözledim. Bir sürü yanını eleştirdikleri adamlarla birlikte olmuşlardır kadın arkadaşlarım. İşin içine duygu girdiğinde ne akıl, ne mantık, ne resmi görüş kalıyor. Yargılamak da bizim haddimize değil.

Dünyayı kadınlar güzelleştirecek

Böyle hataları yapıyoruz, yaptık. Siz de kadınsınız, niye böyle bir zaafımız var sizce?

Canan Ergüder: Ben bu soruyu cevaplayabilir miyim bilmiyorum ama bu sosyal şartlandırmalarla ilgili bir şey. Oyundakiler yeni ilişkiler, kadınlar başta alarm çanları çaldıracak şeyleri görmezden gelmiyorlar ama bir yere yazılıyor o doneler. Bunu belki sonra dile getirebilirim ama şu an ortamı mahfetmeyeyimi seçiyorlar belki. Ama bir kenara yazıyorlar.

Ben o “yazma”sındayım zaten, niye kadın bir yere böyle şeyleri yazıyor?

Ayça Bingöl: Ama o klasik kadın tavrıdır. Kadın yazar ve unutmaz.

Haluk Bilginer: Bir kadının söylediği her şey ileride aleyhinize delil olarak kullanılacaktır, tecrübeyle sabittir!

Ayça Bingöl: Kadınların maço adamlardan hoşlanması çok arkaik bir durum. İlk insandan itibaren kadın oturuyor, adam avlanıyor, yemeği o getiriyor, kadının o tarz erkek istemesinin temel sebebi bu. Ne kadar dünya görüşü olan, modern, entelektüel olursak olalım özümüzde bu var.

Haluk Bilginer: Onların hepsi hikaye, asıl hikaye sağlam döl alalım, genlerimizde bu var. Bugünün aklıyla hıyar tabir ettiğimiz adamları seçmenin sebebi bu.

O ilk çağlardan bugüne sistem değişince kodlanmış doğrular, roller yaratılmış. O rollerde sıkıntı var bence.

Haluk Bilginer: Kesinlikle. Biz kızlara oyuncak bebek, erkeklere tüfek aldığımız sürece bundan kurtulamayacağız. Bunun baş sorumlusu da analardır, anaların biraz daha kadın gibi düşünmeleri ve kadınlık özlerine dönmesiyle dünya çok daha yaşanılır bir yer olacak. Erkek tamamen yan ögedir, kadındır çünkü karar veren, doğuran. Hele şimdi bilim o kadar gelişti ki sperme de ihtiyacınız yok. Geçmiş olsun, erkeğin dönemi tamamen geçti. Biz hala genlerimizdeki güçlü adamı arıyoruz. Oysa erkekte hiçbir şey kalmadı. Onun için bu zavallığımız.

Bu topraklarda anlattığınızın tam tersi bir tablo var, kadının konumu, gündem vs. Bugünle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Ayça Bingöl: Ben hiç pozitif düşünemiyorum. Pek ümidim yok, ümitsiz devam edemeyiz tabii ama yaşadıklarımız ve yaşatılanlar benim gözümde çok aydınlık bir tablo çizmiyor. Yakın gelecekte ne olacağına dair de endişelerim var.

Haluk Bilginer: Bence çok aydınlık bir tablo var.

Ne açıdan? 2013 Türkiyesi’nde muhafazakârlık devlet diline yerleşti. “Kızlı erkekli” evde kalmanın sakıncalı, gayrı meşru olduğu söyleniyor.

Haluk Bilginer: Bunları hiç dikkate almayacaksınız. Çünkü bunlar geçici şeyler. Neyi dikkate alacaksınız biliyor musunuz? Gezi’yi. Gelecek için bir umut değil mi o? Ben kız erkek aynı yurtta kalmasın geyiğini okumuyorum bile. Toplumsal tarihte gündelik beyanlar önemli değil. Asıl önemli olan değişim, dönüşüm yaratan hareketlerdir. Size geçmişten de çok örnek verebilirim. Bunlarla 50 yıl sonra dalga geçeceğiz inanın. Herkes Gezi’ye baksın, yaşayanlar da yaşatanlar da iktidardakiler de, iktidarda olmayanlar da ve 10 yıl sonra Gezi’nin kulaklarını çınlatsın.

Endişelenmiyorsunuz yani?

Haluk Bilginer: Asla! 1980’de de endişeleriniz olmaz mıydı? Peki, ne oldu? Biri size 2013’te Kenan Evren’in yargılanacağını söyleseydi gülerdiniz. Ama tecrübelerimiz bize öğretiyor ki, geleceğe bakmak daha önemli. İzmir havaalanının adı ne? Adnan Menderes. Peki ona ne oldu? Asıldı. 10 yıl sonra Diyarbakır’da hangi havaalanına ineceksiniz? Abdullah Öcalan havaalanına ineceksiniz. İnanın 2023’te başka şeyler konuşuyor olacağız.

Sanat özgür olduğu için sanattır

Oyuna dönersek, adam kadınlarla diyalog kuramıyor. Bir hayat yaratmış kendine bütün kadınlarla onu yaşıyor.

Ayça Bingöl: Yaşayamıyor ki! Koyduğu duvarlarla yaşamana da izin vermiyor. Kadınlar akıllı kadınlar ki basıp gidiyorlar.

Gerçek hayatta böyle bir adamla beraber olabilir miydiniz?

Ayça Bingöl: Olursun da sonra basar gidersin. Bitmeye mahkum bir şey, devam edebilir misin bu adamla?

Ya da sonu cinnet herhalde?

Ayça Bingöl: Evet, bıçak darbesi ve üçüncü sayfa.

Asla mutlu olmayacak bir adamdan bahsediyoruz. Çok acıklı.

Haluk Bilginer: Burada en acınacak haldeki adam bence.

Yazar da kadından yana galiba? Erkeği aklama durumuna gitmemiş, sizin de yönetirken kadın seven bir adam olarak yaklaştığınız belli oluyor.

Haluk Bilginer: Evet, kadını çok severim, sevmek bir yana kadınlara inanırım. Dünyayı kadınlar güzelleştirecek. Bir kadının kahramanlık için orduya yazılıp adam öldürebileceğini düşünebiliyor musunuz? Erkek salağı bunu yapıyor işte.

Erkeklik denen bir tanım var ya.

Haluk Bilginer: Maalesef! Keşke kadın olsaymışım. Erkek olmaktan çok mutluyum o ayrı.

Ayça Bingöl: Kadını Haluk’tan daha iyi anlatan başka bir adam görmedim.

Evet, neden böyle? Karşımda iki kadın var ama Haluk Bilginer cevap veriyor sorularıma.

Ayça Bingöl: Kadını o kadar iyi anlatıyor ki bize söylenecek söz kalmıyor!

Kadını anlamak için kafa yorduğunuz için böyle herhalde?

Haluk Bilginer: Tabii. Benim rahmim yok, en büyük derdim o. Bizim rahmimiz yok, ölünceye kadar bununla maluluz. Biz bu hastalığı öldürerek tedavi etmeye çalışıyoruz. Öldürmeyi, yok etmeyi, aşağılamayı çok seviyoruz. Çünkü üretemiyoruz!

Kadın seven bir aktörle çalışmak çok zevkli olmalı?

Ayça Bingöl: Hem de nasıl ama kadın sevenden öte iyi insanla çalışmak çok önemli. Hem iyi insan, hem iyi aktör daha ne olsun?

“Aşk tam olarak nedir bilmiyorum” diye bir replik var oyunda, sizce aşk tanımlanacak bir şey midir?

Ayça Bingöl: Aşka daha geniş bakıyorum ben, sadece bir erkeğe duyduğum aşk olarak değil. Birçok şeye duyduğum aşk var.

Haluk Bilginer: Aşk hayatta üç kere beş kere bulunacak bir şey değil. Maalesef hiç aşık olmadan ölen insanlar var. Bir kere yaşadıysanız şanslısınız, birkaç kere yaşadıysanız çok şanslısınız. Bir de Ayça’nın söylediği gibi sadece erkeğe aşık olunmaz. Mesleğinize de, bir yere de aşık olabilirsiniz, sizde aynı duyguları yaratabilir. Aşkın gözünün kör olduğunun bilimsel ispatı var. Çünkü aşk sağlıklı bir şey değil, aşk gündelik şeylerin dışında.

O zaman aşkta akıl yok mu?

Canan Ergüder: Ben çok güzel bir hastalık olarak görüyorum. Ben aptal aptal gülmeye başlıyorum mesela.

Ayça Bingöl: Akıl varsa aşk değildir zaten.

Haluk Bilginer: Asla, aşkta aklın ne işi var? Akıl en arka sırada. İnsan aşık olduğunda etrafındaki her şeyle başka bir ilişkiye giriyor, kendini de tanımıyor zaten. Ya ağlıyorsun, ya gülüyorsun, ya kafanı bir yere vuruyorsun vs. Muhteşem bir şey, herkes aşık olsa keşke. Aşık olmadan ölmesin kimse!

Keşke, o zaman daha mutlu insanlar olurduk herhalde?

Haluk Bilginer: Kesinlikle. Kimse böyle abuk sabuk beyanlarda bulunmaz o zaman. Bakın, tiyatro ne güzel bir şey, kendimize bu soruları soruyoruz başından beri, tiyatroyu tam da bunun için yapıyoruz işte.

Peki, sanatın üzerindeki baskılara nasıl bakıyorsunuz?

Haluk Bilginer: Sanat buna hiç aldırmaz, sanat bildiğini yapmaya devam eder.

Sanatçı özgür olmalı diyorsunuz ama özgür müsünüz gerçekten?

Haluk Bilginer: Hiç kimse özgür değil. Asıl siz özgür müsünüz? Olabilir misiniz? Ama sanatın özgür olabilme lüksü var. Çünkü siz bir oyun oynarken gerçek hayatta göremeyeceğiniz bir sürü şeyi gösterebilirsiniz ve seyirci bir sürü soruyla çıkar kafasında. Sanat özgür olduğu için sanattır. Özgür değilse otosansür uygular ki, sansürün en tehlikeli biçimidir, anlık eğlenceler üretir. 20 yıl sonra hala konuştuğunuz sanattır. Mozart zamanında kral kimdi, bilen var mı? Bilmiyoruz. Peki, Mozart’ı bilmeyen var mı? Teşekkür ederim.

Alanınız olmadığı sürece o izi nasıl bırakacaksınız?

Haluk Bilginer: Nazım Hikmet şiir yazarken kültür bakanlığı var mıydı? Bizim ilk Kültür Bakanımız Talat Halman’dı. Nazım Hikmet hapisteyken Başbakan kimdi? Bunları hatırlamıyoruz ama Nazım Hikmet’i hatırlıyoruz değil mi? Ve biz Nazım Hikmet’i hep hatırlayacağız. Başka bir şey söylemeye gerek var mı?

Ayça son dönemde genelde hep dramatik rollerde gördük seni. Bundan sıkılmadın mı?

Ayça Bingöl: Gözle görülenler öyle. Onları da seviyorum ben. Biyografime baktığında 6 sene vodvil oynadım Dormen Tiyatrosu’nda. Underground işler de yaptık kalerifor dairesinde. Tiyatroda bir sürü farklı rollerde oynadım aslında. Bu yaşıma kadar oyunculuk hayatımda iyi bir skala yakaladığımı düşünüyorum. Algıda seçicilik sebebiyle böyle düşünülüyor olabilir.

Haluk Bilginer: Kalorifer dairesi dediğinde kimse seyretmemiş sanılacak. “Bana Bir Picasso Gerek” oyunuyla en iyi kadın oyuncu ödülü aldın sen.

Siz de “Kış Uykusu” filmini bekliyorsunuz.

Haluk Bilginer: Dört gözle bekliyorum. Çok güzel bir şey olacağını biliyorum ama ne olacağını bilmiyorum.