Sean Holmes’dan Secret Theatre Üzerine

Matt Trueman

Mimesis Çeviri / İngiliz tiyatrosunun muhafazakarlığından usanan Lyric Hammersmiht’in patronu, bu sezon gizli gösteriler ile ortalığı karıştırmaya kararlı.

Guardian. 9 Eylül 2013, Çeviri: Levent Soy

Secret Plays

Karanlık … bir prova. Gizli oyun sezonunda seyirciler neyi seyrettiklerini bilmeyecekler. Fotoğraf: Sarah Lee/ Guardian

Sean Holmes, “Pek çok tiyatro oldukça sıkıcı,” diyor. Ve bunun büyük ödenekli tiyatroların sanat yönetmenleri tarafından söylenecek bir söz olmadığının farkında. Yine de, bugünlerde, Lyric Hammersmith’in patronu – kısmen aksi, kısmen haylaz bir biçimde – ortaya patlamaya hazır bir kaç bomba bırakmaktan memnun.

Fonların kısılmasıyla, kültürel tezahürat bekler olduk. Sanat liderleri kendi köşelerine yapışmış, mümkün olan her yerde kendi seçilmiş disiplinlerini savunuyor. Bize söylenen, tiyatronun televizyonu ve sinemayı beslediği. KDV ve kültür turizminden geçiniyor ve genellikle ülkeyi gururlandırıyor. War Horse’a, Jerusalem’e ya da One Man, Two Guvnors’a bakın. Donmar’ın Sanat Yönetmeni Josie Rourke, geçen Nisan The Observer’a “Brezilyalılar nasıl futbol oynuyorsa, biz de öyle tiyatro yapıyoruz” diye konuşmuştu. “Evet” diyor Holmes, “ama eskiden olduğunun yarısı kadar bile iyi değiliz”.

44 yaşındaki bu adam, Haziran ayında akranlarından oluşan davetli bir grup karşısına çıktı ve daha fazlasını söyledi. “Belki de bu ülkenin mevcut tiyatro yapıları, henüz çürümemişse de, çürümekte. Belki de dünyanın en iyisi diye pohpohladığımız tiyatro, en iyi tiyatro değildir. Belki de daha iyi, daha kapsamlı, daha cesur olabilir.”

Bu, hiç alkış almayan bir propaganda konuşması olmuştu. O cüsseli, kel kafalı ve İngiliz tiyatrosunun dobralığıyla tanınan konuşmacısı olan Holmes bile korktuğunu itiraf etmişti. “Tam olarak altıma edecektim; çok gergindim. Eminim bir sürü insan çok kızmıştı.”

Holmes tekrardan temel argümanına döner: “Çoğu İngiliz tiyatrosu iyi yapılmıştır, belki de çoğu seyircinin istediği de budur. Fakat başka bir şeylere aç olan, kendilerini değiştirebilecek bir şeyler bulmaya çalışan, başka bir seyirci tipi daha var – daha genç bir seyirci tipi. Oysa pek çok tiyatro bununla ilgilenmiyor bile.”

Bunun yerine, İngiliz tiyatrosunun ticari yapılar ve standart uygulamalar içine kök saldığına inanıyor. Hiç sorgulanmayan farzlar üzerine kurulu – provalar altı hafta sürer, yazar merkezdedir, oynamak bir başkasıymış gibi yapmaktır – ki tüm bunların toplamı kültürel bir hegemonya ve sanatsal uzlaşı oluşturuyor. Bu ifadelerin ukalalık şeklinde algılanmaması için Holmes kendisini de işin içine dahil ediyor: “En iyi eleştiri, öz eleştiriden başlar; kendimden başlayayım, ‘çok fazla dikkatliyim’.”

Bu bıkkınlık, Holmes’i benzersiz koşullar üzerine kurulan alışılmadık bir sezon ile normlara meydan okumaya yönlendirmiş. Nisan ayında 20 kişilik güçlü bir grup – 10 aktör ve 10 yazar, yönetmen ve tasarımcı – Secret Theatre [Gizli Tiyatro] adı altında birlikte çalışmaya başlamış. Sekiz ay sürecek bir sezona yedi gösterilik bir repertuar hazırlamış durumdalar ve bu ay ilk iki gösteriyle sezonu açıyorlar. Hedef, bu ülkede tiyatronun yapılış biçimini ve bunun sonucunda ortaya çıkan tiyatro tipini sorgulamak. “Bizce tiyatro önemlidir,” diye devam ediyor topluluğun manifestosu. “Değişikliğe açız.”

Bunun iki cephesi var: yapısal ve sanatsal. Topluluk bir yıl boyunca birlikte olacak. Bu arada Lyric Hammersmith 16.5 milyon poundluk bir yenilemeye girecek. (Oditoryuma dokunulmayacak ama her zaman da kullanılamayacak.) Altı haftalık atölyeleri gerçek provalar izleyecek; teorik olarak, birlikte geçirilen ekstra zaman sayesinde, alışılmış yöntemlere geri dönmeden, ortak bir dağarcık ve estetik anlayış geliştirilebilecek. Yapıları değiştirince olanakları da çoğaltabilirsiniz.

Holmes, “başlangıç noktası, hiç bir farzın olmaması” diye açıklıyor. “Her yaptığımız şeyde ‘bütün bunlar ne işime yarayacak?’ diye soruyoruz.”

Bu felsefe, tasarım ve yönetmenin ötesine, oyun seçimine, oyuncu tercihlerine ve pazarlama tekniklerine kadar uzanıyor. İzleyiciler gösteriler için oyunun adına göre değil, numarasına göre rezervasyon yapacaklar. Karşılarında klasik bir metin, yeni bir oyun ya da tümüyle başka bir şey bulabilirler. Kim bilir? Telif tartışmaları batağa saplanmamışken, Holmes Ridley Scott’un Alien’ini sahnelemeyi planlamıştı – şaka değil, son derece ciddi.

Rol dağılımı cinsiyet ve renk ayrımı gözetmemekle kalmaması yanı sıra, – topluluk aslına bağlı kalmamayı önüne koyduğu için – bazen de kasıtlı olarak bunları alaşağı ediyor. Replikler kutsal değil. Sahneler farklı sırayla oynanıyor. Cümleler kesilip biçiliyor, değiştiriliyor. Sahneleme notları göz ardı edilmiş. Belirli bir an için dans gerekiyorsa, dans konuyor. Bir pop şarkısı diyalogdan daha çok iş görüyorsa, ekleniyor. Alınan her karar, ilgiye odaklanmış.

Tüm bunların sebebi geçen yıl, Lyric’in Munich Kammerspiele ile Estonya’dan Theater NO99’ın ortaklaşa yaptığı Three Kingdoms. Simon Stephens’in oyunu – ve özellikle de Sebastian Nübling’in [kasten] bozulmuş sahnelemesi – Holmes’ü oldukça etkilemiş. Fazla etkili olmayan eleştirilere ve yarı-dolu salonlara rağmen, prodüksiyon internet’te büyük yankı uyandırdı, ve üç hafta sonunda çoğu istekli gençlerden oluşan bir seyirci kitlesine kapalı gişe oynamaya başladı. Holmes kendileri için yeni bir 1956-Look Back In Anger bekleyen bir nesilden bahsediyor: “Güzel bir günde, Three Kingdoms bunun müjdecisi oldu.”

Artık Secret Theatre’ın sabit dramaturgu olan Stephens, “Kariyerim boyunca görmediğim bir tepkiydi” diyor. Ona göre Three Kingdoms üç temel iz bırakmış: “İzleyiciler oyuncuların yaratıcılığını, salonun içinde özür dilemeyen bir biçimde varoluşlarını, ve katışıksız fiziksel özelliklerini hatırlıyor.” İcracılar bir sahneyi sadece oynamamış, onu başka bir hale sokmuştu. Senaryonun taleplerine secde etmemişler, kendi kişisel ve özgün tarzları içinde yeniden yazmışlardı.

Stephens, “Secret Theatre sadece bu ‘saldırgan ruhu’ değil, benzer bir dürüstlüğü de benimsedi” diyor. Topluluğun zikri “mış gibi yap-ma!” oldu. Oyuncular kendilerini oynuyorlar, hatta dramanın bazı en ikonik rollerinde bile.

Holmes, “Bizim estetiğimiz ‘Bakın bize. Bizler sahnedeki insanlarız sadece’,” diyor, “Mesele dürüstlük. Bir dövüş direktörüne sahip olamayız. Şiveli konuşamayız.”

Herşey için, tümüyle oyuncuların sahip olabileceği alternatif bir yaklaşım gerekiyor. Mış gibi yapma’yı reddetmek, analojiye ve metafora dayanacakları anlamına geliyor, böylece tavada yumurta yapmak, bilimsel bir deney yerine geçebiliyor. Bu oyuna, aynı anda temsil ve yorum içeren ekstra bir düzlem katıyor. “Mesele metine karşı gelmekte – aksilik olsun diye değil, yazıyı ortaya çıkarmak için.”

Provalara girerken, şu soru geçiyor aklımdan. Mesele tiyatroyu mu değiştirmek yoksa dünyayı mı? “Mesele tiyatro aracılığıyla dünyayı değiştirmek. Mesela, ‘Bankacılar hıyardır’ ya da ‘Cameron’un [cinsel] organı’ diye bir oyun yapsaydım kimse umursamazdı. Kimse öfkelenmezdi. Ama bunun insanları son derece kızdıracağını hissediyorum. Politik olan biçimdir. Saldırdığınız şey bir sürü muhafazakar – küçük “m” ile yazılan- farzlar.”

Temmuz ayının ortalarında bile, prova performansları tehlikeli görünüyordu. Klasik sahneler tanınmaz haldeydi ve sert bir biçimde değiştirilmişti. Çoğunluğu Holmes ve Stephens’e göre oldukça genç olan topluluk, ortaya çıkan ajanlık ve provokatörlükten bariz bir biçimde memnundu. 33 yaşındaki oyuncu Leo Bill, bunun kendisini bir sanatçı olarak görmesini sağladığını düşünüyor – bu oynamayı bir zanaat olarak gören mevcut sektörde tepki görecek bir şey. “Drama okulunda kalkıp ‘ben bir sanatçıyım’ diyemezsiniz. Oturup çenenizi kapatmanızı söylerler karşılığında. Sanatçı olmadıklarında ısrar eden yaşlı oyuncular tanıyorum. Yönetmen onlara ne söylediyse, ellerinden gelen en iyi şekilde onu yapıyorlar sadece.”

Burada öyle değil. Oyuncular meslektaşlarını uyarmadan sahneleri radikal yönlere çekiyorlar. O anda ellerine geçen gereçlerle çıkıyorlar sahneye. Birbirleriyle gerçekten dalaşmaktan; tükürmekten, öpüşmekten ve şarkı söylemekten memnunlar. Diğer prova solanlarında olduğu gibi Bill’in sinirlerini bozan “orta sınıf kibarlığı”ndan eser yok. Bir noktada, kısa bir itiraf monoloğu üzerine yapılan grup tartışması bir dakika içinde – her iki terimi de gereksiz kılan bir döngüyü ortaya çıkaracak şekilde – günah ve bağışlayıcılık paradoksunu parçalara ayırıyor. Bill, “Genellikle konuşmaya vakit yok” diyor, “çünkü birlikte bir gösteri çıkarmamız için dört haftanız var.”

Fakat Secret Theatre’ın çok büyük bir lüksü var: normal ticari baskılardan uzak olmak. Holmes “bu yıl yapsaydık yapalım, ekonomik olarak boğuşacaktık” diyor. “Her halükarda bir açık oluşacaktı.”

Düşürülen tasarım maliyetleri, maaşların artmasına kullanılacak, yine de tiyatronun birikimlerinden yenmesi gerekecek. Holmes, “Bu, bir tiyatro binasını nasıl işleteceğimizi her açıdan test etmemiz için bir fırsat” diyor.

Bu noktada, Stephens Royal Court’un  Open Court’u ve National Theatre’ın Shed’i ile karşılaştırmaya gidiyor. “Bir yazın sonunda çıkan üç şey, insanları işin yapıldığı koşulları sorgulamaya zorlayacak.” O projeler, sessiz bir biçimde radikalizmlerini önemsiz göstermiş olsa da, Secret Theatre kolaylıkla bir kontratak yaratabileceği, saldırgan, eleştirel bir retorikle tanımlamış durumda kendini. “Sadece bir kaç oyun koyuyoruz sahneye” diye devam ediyor Stephens. “Tüm yaptığımız bu. Hükümeti devirmiyoruz, yahut yeni bir siyasi parti kurmuyoruz.”

Fakat Holmes ve genç topluluğu, şimdiden geleceğe bakıyor. Holmes “Başarma olasılığı, başarısızlıktan çok daha kötü” diyor. “Sonra bunu sürdürülebilir kılmamız gerekecek.”

 

Yorum


işlemi tamamlayınız: