Yiğit Özşener: “Münzevi Hayat Bana Göre Değil”

yigitarsivimage.aspx[GQ Türkiye dergisinin Yiğit Özşener ile yaptığı ve Hürriyet’te yayınlanan röportajın bir kısmını paylaşıyoruz.]

Yiğit Özşener’le tanışıklığımız eskiye dayanıyor. İzmir, Karşıyaka, Cumhuriyet İlkokulu’na. Aynı sınıfta değildik, ikimiz de okulun basketbol takımındaydık, antrenmanlardan ve teneffüslerden bilişirdik.

Şanslı bir çocukluk olarak addediyor yaşadığını; bu aralar İzmir’e gidişlerini sıklaştırdığını anlatıyor: “Şimdi o iki katlı ev yok. Her tarafı bahçe olan binanın birinci katında oturuyorduk. Şu anda ailemin oturduğu ev, o eve çok yakın; hatta kardeşim, o evin yerine yapılan binada oturuyor. Sokakta, arkadaş gruplarıyla eğlenerek geçti çocukluğumuz; şanslıyız. Salçalı ekmekle sokaklarda da koşturdum, binaların bilmem kaçıncı katından kuma atladım. Bizim çocukluğumuzdaki İzmir gibi değil artık, biliyorsun. Uçaktan bakarken fark ediyorum. Çok kısa sürede oldu değişiklik. Hızlı ve acımasız bir şekilde. Bizim hayatımız incir, erik ağaçlarının tepesinde geçti. Şimdikiler gibi iPad’e doğmak kötü değil ama ağaca çıkmamak kötü ya…”

MÜHENDİSLİKTEN TİYATRO SAHNESİNE   

Arada Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği bölümünü bitirmişti. Üniversitede girdiği tiyatro kulübünde zehir damarlarına zerk olmuş, bu işin doğru dürüst eğitimini alabilmek için Stüdyo Oyuncuları Topluluğu’na katılmış, bir yandan bir elektronik şirketinde kurumsalda mesleğini icra etmişti.

Kariyerinde ayrı bir yere koyduğu, özellikle mutlulukla yad ettiği işleri sorunca, “Tiyatro oyunlarının tamamı için söylerim” diyor.

“Sinemada ‘Kaybedenler Kulübü’nü iyi ki yaptım derim, televizyonda ‘Ezel’de iyi ki oynadım derim; iş bana çok imkan tanıdı. Ama TV kariyeri açısından başta beni alıp da bir yere koyan, Dudaktan Kalbe’dir.”

Tiyatro, izleyiciyle daha interaktif bir ilişkiye imkan tanısa da daha “tenha” bir iş neticede. Tiyatro yaptığı yılların ardından, ülke çapında, majör bir reklam kampanyasıyla piyasaya bomba gibi düşme halini nasıl yaşamıştır peki?

“Reklam bambaşka bir şey. Bir anda onunla gündeme gelmeye başlıyorsun. Ben Özgürüm kampanyasından sonra bir süre hiçbir şey yapmadım. Kurumsalda kendi mesleğimle uğraşıyor ve tiyatro yapıyordum. Yine alıştığım tempoda ilerliyordum, çünkü çağrıldığım her işe reklamdan dolayı çağrılıyordum. İkna olmuyordum projelere.”

“Her şeyin geçiş dönemine denk geldik bu memleketin” diyor Yiğit Özşener:

“Hiçbir şeyin sistematik olarak oturmadığı bir dönemin çocuklarıyız. Beklenti de büyüktü ama: Arabanın sürekli gazına basılıyor. Ama bir dakika ya, bu yorulur, hararet yapar diyorsun; boşver, bagajda her şey sağlam diyorlar. E bir yandan üç kule de yumurta taşıyorduk diyorsun; olsun abi, kasa sağlam diyorlar. Sağlamları yeriz, kırılan kırılsın diyorlar; sürekli gaz, sürekli gaz… Meşhur hikayedir ya hani: Bir grup Kızılderili deli gibi koşuyorlarmış. Biri aniden durup ‘Bi dakka ya’ demiş, ‘Ruhum geride kaldı’… Bedenimiz koşuyor, ruhumuz geride kalıyor.”

MÜNZEVİ HAYATI BANA GÖRE DEĞİL

Büyük şehir beni cezbediyor. Münzevi hayatı kesinlikle yaşayamam, kendimi tanıyorum. Ama biraz daha doğayla iç içe yaşamak istiyorum artık. Tam da anlatamıyorum ama gerçekten kuş cıvıltısı duyabildiğin, çok fazla kimin ne giydiğinin öneminin olmadığı, fiziksel de iş yapabileceğin, günde şu kadar yürüyorum demenin marifet olmadığı bir hayat yaşamak istiyorum. Yürümek gibi bir şeyin özel bir yere konması bana tuhaf geliyor. Ben kendimi bildim bileli yürüyorum ama bu bana anormal gelmiyor. Olmamalı da zaten.”

ASOSYAL BİR TİPTİM STÜDYO BENİ AÇTI

“Stüdyo (Oyuncuları Topluluğu), bana gerçekten yeni bir dünya açtı. Ben içine kapanık, asosyal, pek rahat hareket edemeyen bir tipken, orası aldı beni, ayarlarımla oynadı. Onun için oyuncu olmak istesin istemesin, biri tiyatroya bulaşmak, kursa mursa gitmek istiyorsa, hemen diyorum. Bankacı da olsa gitsin. Eyvah, bizim çocuk bu işlere heves etti, ileride mesleğini yapmazsa diyorlar mesela; bırakın diyorum, ileride mesleğini yapar ama şimdi gitsin. Geçsin o tezgahtan, o iyi bir şey. Orada bir etkileşim oluyor. Ben orada çok mutlu oldum.”

Hürriyet